HDP seçim alanlarında. Ona saldırıyorlar. Neden acaba? Bunun bir nedeni, “Türk-Kürt barışmasına” düşmanlık ise, ikinci nedeni, şimdi yaşanan devlet krizinden çıkışta HDP’nin rol oynamasını önlemek.

HDP krizden çıkışta rol oynayamazsa, bilelim ki, devlet krizi sistem içinde “çözülecek”. Yani bu krizden yeni ve belki de çok daha antidemokratik bir sistem içi iktidarla çıkılacak.
Elbette HDP’nin bu seçimlerde alacağı oylarla sisteme pratik bakımdan alternatif olacak ölçüde büyümesi gerçekçi bir beklenti değil. Ama bu yönde hazırlık, tam da bu seçimlerde, devlet krizinin yarattığı istisnai imkanların kullanılmasıyla gerçekleşecek.
Paraleli, kesişeni, derini ve sığıyla devlet işte bu “hazırlığı” önlemek istiyor.
Büyük krizlerden çıkışta rol oynayamamak Türkiye solunun tüm tarihine özgüdür. TKP Türkiye’nin kurtuluş savaşında, Mustafa Suphilerin öldürülmesi yüzünden rol oynayamanın acısını, “ayakları Türkiye topraklarına basmayan parti” diye damgalanarak çekti. Sonra ikinci büyük kriz olan 12 Eylül’de tüm Türkiye solu “geriye çekilme” adı altında direnişe geçemediği için “krizden çıkışta demokratik rol” oynama ve yeniden güçlenme imkanını kaybetti. Direnenin bu rolü oynadığının kanıtı PKK. Hiç kimse “duvar yıkıldı altında kaldık” deme hakkına bu nedenle sahip değil. Fırat’ın Batısının solcusu ne kadar sosyalist idiyse, Fırat’ın Doğusunun solcusu da o kadar sosyalist idi. Duvar “direnemeyenlerin” üstüne çöktü, direnenler çöküntünün enkazını bir dizi önlem alarak kaldırabildi. Şimdi karşımıza yine istisnai bir fırsat çıktı. HDP, sırtını Kürdistan “hinterlandına” dayayan, o nedenle şu anda Batıda hiç bir partinin sahip olmadığı stratejik üstünlüğe sahip bir parti. AKP’nin temelleri sarsılıyor. CHP “paralel devletin” kuyruğuna takılmış, “yangından mal kaçırmaya” çalışıyor. MHP çoktan ömrünü doldurmuş. Bunlar birbirlerini yiyorlar. Hiç biri diğerinin tabanında en küçük “umut” yaratma şansına sahip değil.
Buna karşılık HDP, bu partiler tarafından “paylaşılmış“ muazzam bir halk kitlesine seslenme potansiyeline sahip.
Sistem partileri Türkiye’yi yıkıma sürüklüyor. Cemaat çözüm sürecine saldırıyor. AKP çözüm sürecini çürütüyor. CHP’nin “milliyetçi kanadı”nın MHP’den farkı yok. Bu kavga tarafların birbirlerinin gücü karşısında, her birinin hızla faşizan yöntemlere doğru sürüklenmesine yol açıyor. Paralel devletin şimdilik “kenara” itilen polis ve yargı unsurlarıyla, kışlada diş bileyen rövanşistlerin birleştiği günü düşünün durumu anlarsınız. Erdoğan’a “kelepçe” takmaya kalkacak olanların Kürdistan’da neler yapacağını görmek zor değil. AKP’ye gelince, onun ayakta kalmak için önünde iki yol var: Ya çözüm yolunda Avrupa’nın ve ABD’nin dudaklarını uçuklatacak radikal bir adım atmak, ya da yıkılmamak ve hapsi boylamamak için her geçen gün biraz daha dikta yöntemleriyle demokrasiden geriye dönüşü olmayacak ölçüde  uzaklaşmak...Ve şu soru  herkesin kulağına küpe olmalı: Türkler kendi ülkelerini “yıkarlarsa”, Kürtler bir “yıkıntıyla” birlikte yaşamaya neden razı olsunlar?
Şimdi HDP, bu gelecek tablosunda, Kürt Özgürlük Hareketi’yle yazgı birliği yapmış bir partidir ve, biricik demokratik alternatif olarak halkın karşısına çıkmıştır.
“Paralel devlet polis ve yargıçlarının” ve onlarla birlikte “rövanşistlerin” darbesini, AKP’nin bu “darbeden” faşizan bir rejimle çıkış planlarını yalnızca bu güç önleyebilir. Yukarıdaki gerçek ihtimalleri halka anlatabilirse ve şu anda “AKP’den sonra ne gelecek?” sorusunu iplemeyen “demokrat aydınları” etkili şekilde uyarabilirse, yerel seçimler yalnız HDP için değil, tüm sol güçler için, “ülkenin demokratik alternafi” olmaya doğru büyük bir hazırlık olacak...
Devlet krizi, unutmayalım, 30 Mart seçimleriyle aşılmayacak. Tersine kriz derinleşecek.