Demirtaş, Kürdistan’ın başına gelen “son bela” Erdoğan’a karşı isabetli vurdukça, AKP düşecektir.

AKP’nin düşüşü, geleneksel sömürgeci politika ve Türkiye’deki diktatoryal çıkışın sonuna işeret ediyor.

Demirtaş, Erdoğan ve etrafındaki “Goebbels” gövdeli grubun maskesini düşürdüğü oranda, AKP Kürdistan’da “sosyogeni bozuk” son Kürtler’i de kaybedecektir.

Karşıtlar, Kürdistan’ı hala “uzaktaki o eski köy” biliyorlar.

Hesapları hep tutmuştu; Bir kez daha deniyorlar.

Bölüp yönetecekler.

Demirtaş’ı alaşağı edip, oyuna öyle devam etmeyi buyuruyorlar.

Onlara göre bu, Erdoğan’ın giderek çirkinleşen portresine rütuş olacak.

Erdoğan’ı kurtarmak için, Demirtaş’ı harcayacaklar.

Bu tabloyu kanıksatmak istiyorlar.

Şimdilik bunun mümkün olmadığını anlamış olacaklarına inanıyorum.

Ancak, asıl neden bu değil.

Çünkü, seçim hazırlıklarının yapıldığı bu dönemde, asıl gündem, seçimler değil.

Seçimlerde, birileri kazanır.

Diğer seçimlerde, bir başkaları kazanır.

Seçmenin ömrü de, bir kandırmacanın güzergahında tükenir gider.

Ancak bu seçimlerde, seçim ikinci planda.

Kürdistan cephesinde asıl mücadele, dekolonizasyonu hedefliyor.

Başka bir söylemle; Kürdistan’a işgal sonrası bela olan kolonizatörler sisteminden kurtulmak.

Tesadüf değil, Türkiye’deki genel seçimlerden önce, Türkiye’nin Kürdistan’daki rolü ve Erdoğan diktasının Türkiye’deki rolü sorgulanıyor.

Kürdistan’ın işgalden kurtulması mücadelesiyle, Türkiye’nin Erdoğan diktasından kurtulması bileşkeleri, tesadüf olmayan bir yol ayrımında buluştular.

“Umut!” belirdi.

Berlin’de 400 kişinin biraraya gelip HDP için seçim kampanyası startı vermesi, konuya ilginç bir örnek olabilir.

Daha önce, grup, parti ve örgüt ayrımından dolayı biraraya gelemeyenleri, iki zıtı biraraya getiriyor.

Birincisi, durdurulmasın mümkün olmadığını ilan eden,   şimdilerin “Tek Adam”ı Erdoğan’ın yükselişi.

Temel nedeni ise Kürdistan’daki Kurtuluş Hareketi’nin Türkiye’de ilk kez muhatap bir toplulukla tanışması.

Bu topluluğu temsil edenlerin çoğunluğunu ev kadınları oluşturuyor.

Kızları tacize ve tecavüze uğrayanlar, yıllardır canları pahasına mücadele verenlerin, onların hakları için de yola çıktıklarını anlıyorlar.

Oğullarını kaybeden anneler, onları ateş çemberine mecbur edenlerin adreslerini bulmak için yola çıkmaya hazırlar.

İstanbul’da özgür olamayan genç kızlar, Diyarbekir’de, Hakkari’de, özgür olmayı denemekten korkmuyorlar artık.

Erdoğan’ın kabusu bu!

Bu kabusu gördüğünde, görünen gövdenin öncüsü Demirtaş’a karşı “cihat” histerisinin kaynağı da bu.

Nafile çünkü, görünmeyenin gücünün çıldırttığı ilk Cumhurbaşkanı Erdoğan değil!