Şiir gibi yaşayan, yaşam enerjisi sınırsız, ‘jin’ ve enerjinin bizler tarafından bu düzeyde anlam kazanmadığı, çözümlenmediği zamanların Sema’sı, jineolojik yoğunlaşmanın nasıl bu kadar içinde, üretiminde ve mücadelesindeydi? 

Felsefe onun için neden bu kadar önemli; etik ve estetik neden bu düzeyde bir yaşam kaynağı; “Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır” özdeyişi neden arayışlarının, keşiflerinin temel şiarıydı? 

Politikada başarmak, varlık ve özgürlük süreçlerini politikleşerek anlamlandırmak, aşk kadını-emekçisi olmak, nasıl bu kadar içselleştirilen bir mücadele, savaş gerekçesiydi? 

Yaşarken yazılmak, anlatılmak, anlam kazanmak ve içinden çıkıp geldiği doğanın anlamlı bir parçasına dönüşmek, neden bu kadar önemliydi? 

Yazdığı en uzun şiirlerinden birinde kendi yaşamını “Üç Yaşın Biyografisi” başlığında tanımlamıştı: Doğal toplum yanlarının, özelliklerinin hissedildiği, geleneksel kadın ve modernite tuzaklarının sarmaladığı, hapsettiği, hapsetmek istediği kadın; sevgi, aşk, güzellik arayışı, özgürlük mücadelesinin yılmaz zamanlarında anlam biriktirme arayışında ve her türlü zorluğunda kıyasıya var olma azmi, inancı ve iradesi; tarihten gelen, tarih yapan ve insanlık tarihine adını unutulmaz biçimde yazan kadın!

İdeolojik bilinç; tarihsellik içinde tanımlanmak, anlamlı bir bütünselliğin tarihsel kökleriyle buluşmakla mümkünlüğü; kaybedilen yerde kendini bulmanın istemi, özlemi ve aşkı ile kendi olma mücadelesini tek varlık biçimine dönüştürme enerjisiyle dolu bir yaşam ve mücadele gerçekliği, Sema yoldaşı anlatabilecek temel bazı özelliklerden olabilir. Bilinçli, örgütlü ve inançlı bir kadın bütünselliğinin insanı ne kadar çekici ve güzel kıldığını gösteren bir sadeliğe sahipti. Erkek egemen sistem tarafından hırpalanan, parçalanan, her bir parçasına ayrı bir egemenlik ve iktidar arzusu, intikamı ve kini yüklenen verili kadınlığı, gelenekselliği aşmanın büyük intikamcısıydı. 

Dedesinin Kürdistanî yiğitlik meselleriyle büyümüştü, o yüzden dedesini çok severdi. Daha küçük yaşlarda dedesinin kendisine verdiği “Leyla Qasim” ismiyle direnen kadın, direnen Kürtlük ve Kürdistanîlik bilincinin öznesi olarak kendini bilmişti. Yurtseverlik bilinci, tarih sevgisi ve özgür kadın arayışı, varlık kazanmasının en temel dayanaklarıydı.

Kadının özgün örgütlenmesinin, bilinci ve ideolojik çıkışının Önder Apo tarafından Kürdistan kadın özgürlük militanlarının gündemine konulduğu günleri büyük bir heyecanla karşılayan Sema yoldaş, kadın kurtuluş ideolojisini kadının binlerce yıllık özlemlerinin dili olarak tanımlamış, kadının cesaret edip kendine yakıştıramadığı, tanımlayamadığı tanımlamalar, tarihsel zamanlar olarak değerlendirmiş, en önce katılan olmuştu. Kadın ordulaşmasının ardından kadının savaş, sevgi, aşk, güzellik, örgütlenme ve mücadele aracı olarak tanımlanan YAJK’ı örgütleme tartışmalarında, zindan koşullarında sel olup akan ırmaklar gibiydi. Deryasına kavuşmuş, kendini bilmiş, bulmuş bir yaşam akışkanlığı içinde, her gününü bir anlam, bir yenilik, özlemlerini gidermenin aşk işçiliğiyle karşılardı. Kadının kendi kökleriyle buluşma eğitimlerinin, tartışmalarının heyecanla yürütüldüğü o günlerde, Sema yoldaşın coşkusu kabına sığmıyordu. 

Zindanlar, eğitim, düşünsel üretim ve direniş alanlarıydı. Doksanlı yılların ortasından sonra genel eğitimlerin yanı sıra özgün eğitimler başlamıştı. YAJK tartışmalarının yürütüldüğü böyle bir tartışmada Sema arkadaş kendini anlatırken, “Çocukluğumda hep milyonlara hitap eden bir kadın önder olarak kendimi görürdüm; rüyalarıma girerdi, çocukları toplar, biraz yüksek bir yere çıkar, onlara konuşurdum” diyordu.

Halkların, halkının kadını olma iddiası, arzusuydu onu bu kadar coşkun kılan. Tek bir erkeğin kadını olmamıştı, olmak istememişti. Beşik kertmesi olan akrabasına mecbur bir gelenekselliği reddederek, kadının özgürlük aşkı ve sevdasıyla yoğrulan bir mücadeleciliği tercih edip gerillaya katılmıştı. Gerillaya katılımında 1990 yılında Amed surlarında kendini ateş topuna dönüştüren Zekiye Alkan’ın etkisi büyüktü. Amed’de Tıp Fakültesi’nde okuyan Zekiye Alkan’ın gerçekleştirdiği bu eylem, bütün Kürdistan halkı gibi Kürdistan kadınını da derinden etkilemişti. Bu kadınların içinde Sema yoldaşın ayrı bir yeri, etkilenme düzeyi vardır. “Bir Yanım Aydınlık Bir Yanım Karanlık” adıyla yazdığı bir öyküsünde kendi çelişkilerini tanımlama ve aşma gücünü, biçimini ele alırken, “Benim göbek bağımı Zekiye kesti” diyordu. Karanlık yanlarını yakma, aydınlanma, aydınlatma kararlılığı ve mücadeleciliği, başlangıç gibi sonuna da damgasını vuran bir özellik taşıyor. 

Sema yoldaşın yaşam enerjisinin tükenmezliğinin arkasında kesintiye uğramayan, süreklileşen bir düşünsel yoğunlaşma, ideolojik mücadele ve eylemlilik özelliği vardır. Süreklileşen bir kendini aşma, gerçekleştirme çabasıdır bu. Eylemini gerçekleştirmeden önceki yoğunlaşmalarına damgasını vuran da aynı şeydir. 

1997 yılında “iki Z çizgisi”nin en çok tartışıldığı dönemlerden geçtik: Zeki ve Zilan çizgisi. Bir yanı düşman, ihanetçi ve iktidarcı erkek çizgisi; bir yanı özgürlük, güzellik, tanrıçalık, toplumsallığın doruğunda gerçekleşen kadın, sevgi ve direniş çizgisiydi. Biri Zilan, tanrıça; biri zılam-zulüm çizgisiydi. 

Mektubunu bıraktığı çalışma masasının üstünde, Özgür Halk dergisinde yayınlanan Zilan arkadaşın mektubu ve resminin olduğu sayfayı açık bırakarak eyleme koyulmuştu. Zilan çizgisinde kararlaşmanın, kadın kurtuluş ideolojisini yaşamsallaştırmak, partileştirmek olduğuna inanıyordu. Bu yüzden 8 Mart 1998’de Önderliğin Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni müjdelemesine tüm beyni, yüreği ve bedeniyle katılmıştı. Kadının kurtuluşunun beynini, yüreğini ve bedenini özgürlük ateşinde arındırmaktan geçtiği bilinciyle eylemini adım adım örmüş, örgütlemiş, kararlaşmış ve tereddüt yaşamadan gerçekleştirmişti. 

Ana kadın kültürü ve toplumunun duygusunu, sevgisini, öz güvenini kendinde somutlaştıran Sema yoldaş, Önderlik’le Bekaa’da buluştuğunda, zorlu Mardin pratiğinden gelmesine ve zorlu pratiklerden geçmesine rağmen hesabını cesurca verme, yanlışını, yanılgısını mütevazılıkla kabul etme, yenilenmeye böylesine açık bir dik başlılık, az kadın yoldaşta vardı. Yaşadığı sorunlar altında ezilme, çaresizlik, boyun bükme ve kadercilik duygusu gibi geleneksel-köle kadın özellikleri, Sema yoldaşın duygu-düşünce dünyasında yok gibidir. Yanılabilir, zorlanabilir, zorlayabilir, ancak mutlaka bu zorlukları aşabilir, yanılgılarını düzeltebilir, özgürleşebilir bir kadın duygusu ve dünyası, bir çekim merkezine dönüşmüştür. Önderlikle en cesur tartışmalara giren arkadaşlardandı. Önderliğe yaklaşımını, tanımını sorup tartıştığı bir diyalogda, eğitim zemininde Önderlik ideolojisini “Apoizm” olarak tanımlamış bir yoldaştır. Önderlik buna nasıl ve hangi cesaretle ulaştığına, çok cesur bir tanımlama olduğunu vurgulamasına rağmen düşüncesinde ısrarlı, geleceğin aydınlık ideolojisi ve önderliği olarak tanımının arkasında durmuş, ideolojik tartışmalar yürütmüştür.

Sema yoldaşta çözümsüzlük dilini, şikayet üslubunu asla göremezsiniz. Sorunlar vardır, çözümlenmek içindir. Bunun zengin yol ve yöntemini bulmak, devrimi, devrimciliği, yaşamı, yoldaşları ciddiye almakla ilgilidir. Yaşamsal öncülük, yaşamda buluşma, kadın yoldaşlığının gelişeceğine, kazanacağına inanç, son günlerinin en çok üzerinde durduğu yoğunlaşma konularındandır. 

“Kadının da yoldaş olacağını kanıtlayacağım” söylemi, kadına ve erkeğe söylenmiş sözler, inançsızlık duvarlarını kırma, aşma, tüm zindanları aşma ve özgürleşmedeki iddiayı anlatır. Yaşamıyla, sözüyle, eylemiyle yarattığı çekicilik, böyle bir iddiayı kanıtladı; yaşam, özgürlük ve mücadele gücüne dönüştürdü. Tüm kadınların, halkların özgürlük şafağı, umudu ve özlemlerinin dili olmaya devam eden bir yücelik, semalarda kanatlanma duygusu ve aşkı bıraktı bizlere. 

Kutsanan kadın zamanlarının öncüsü ve öncüleri Sema ve Zilan yoldaşlarla aydınlanmaya, anlamlaşmaya, varlık kazanmaya devam edeceğiz.