İçeride; polis devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazandığını görüyoruz. Bakanların, Başbakan’ın öfkeli söylemleri, belli çevrelerin kaygılarını arttırsa da somut çözümler üretilemiyor ya da AKP hükümetinin faşizan uygulamalarını yeterince geriletemiyor. Cezaevleri dolup taşıyor. Üniversitelerde hak arayan öğrenciler sanılarla cezalandırılıyor. Çocukların ellerinde taş izi aranıyor, cebinde yumurta ve limon bulunduranların, başlarına poşu bağlayanların gözetim altına alındığı gibi...
KCK operasyonlarıyla Kürt siyasetçileri içeri atmaktan cezaevlerinde yer kalmadı. Demokratik hak talepleri askıya alındı. AKP hükümeti bir yandan darbecileri ve darbe teşebbüsçülerini, eski askerleri yargılama uğraşı içerisine girmiş gibi gösteriyor, öte yandan operasyonlara her alanda devam ediyor. Açılımlar adı altında bazı girişimlerde bulunup, sonra „çocuk da olsa kadın da olsa gerekeni yapın“ talimatları verdiği gibi. Söylemleri ile eylemleri birbirini tutmuyor. Hem nalına hem mıhına vuruyor. Ülkede, 12 Eylül karanlığı, anlayışı olanca hızıyla hüküm sürüyor. AKP bütün bunları niye yapıyor? Kuşkusuz sistemle bütünleşmek, gerici, faşist yönetimi egemen kılmak adına yapıyor. Kürt siyasetçilerin, onlara destek olanların, hukukçuların, gazetecilerin, aydınların operasyonlarla önce gözaltına alınıp sonra tutuklanmaları bunların göstergesi değil mi? Ulusal ve uluslararası kamuoyu bütün olanların farkında değil mi?
Uludere katliamı karşısında ise, hükümetin aldığı tutum ortada. AKP’nin özel tercihiyle getirdikleri Genel Kurmay Başkanı kimyacı Özel, Uludere katliamının birinci derecede sorumlusu değil mi? Değilse neden sorumlular ortaya çıkarılmıyor, soruşturma yapılmıyor ve dava açılmıyor? Her şey ortada ve fail biliniyor. Her alandaki operasyonlar, tutuklamalar, Uludere katliamı AKP’nin kan ve şiddetle iktidarını sürdürmek istemesi, sistemle bütünleşmesi, diğer hükümetlerden farklı olmadığının göstergesi değil mi? Faili JİTEM kayıplarının kazıları, topraktan cesetlerin fışkırması, göreli göstermeliklerden öteye gitmiyor.
AKP hükümetinin bilmesi gereken, kan ve şiddetle yol alınmadığını, barış ve eşitlik içinde demokratik bir düzen kurulamadığını görmezden gelmesidir. Kan ve şiddetle hiçbir iktidar uzun süre işbaşında kalmamıştır. Öğrenmesi için insanlık tarihine bakması yeter, orada örnekler çoktur. Adil, eşit barış içinde yaşamanın demokratik bir düzen kurmanın koşulu ancak, halkların taleplerini karşılamaktan net siyaset izlemekten geçmektedir. Hem nalına hem mıhına vurarak değil.