Son iki yılda günlük siyasi argümanlarımız arasına ‘hendek’ ve ‘hendek kazmak’ kavramları da girmiş oldu. Önce haber başlıklarında, sonra politik değerlendirmeler ve şimdi de günlük diyaloglarımızda da sıklıkla karşılaşır olduk. Hayırlı olsun.

Bu sebepsiz olmadı tabi. Bu yıl içerisinde ilk olarak KDP’nin Güney Kürdistan ile Rojava Kürdistan sınırına kazdığı uzun çukurlara hendek dedik. Bu uygulamaya, tesadüfen olsa gerek, AKP Hükümetinin de Kuzey Kürdistan ile Rojava arasına ördüğü duvara parelel kazdığı çukurlarla, hendek’lerimiz uzadı gitti. Hiç kuşku yok ki, bu hendekler Rojava Devriminin gelişip, Kürdistan’ın diğer parçalarına ve Ortadoğu’ya olabilecek etkisini kırmaktı. Bunun yanında da uzun çukurlarla Rojava Devrimi kuşatmasını başka bir boyuta taşımaktı.
Yine geçtiğimiz aya damgasını vuran hendekler ise Lice’de gündeme geldi. Baraj ve kalekol olarak tanımlanan operasyon üslerine karşı Lice halkının öncülük ettiği serhildanın simgelerinden biri de kazılan hendekti. Halk yolları kontrol altına aldı, hendekler kazdı, müdahalelere karşı direndi, şehitler verdi. Birden gündeme oturdu; kimileri de şaşırdı: bu hendekler de neyin nesi?
Elbette Lice halkının kazdığı hendekler ile AKP-KDP çukurları benzeştirmek yerine, tam zıt uçlarda olduğunu belirtmek gerekli. AKP de, KDP de tüm toplumsal muhalefet, direniş, mücadeleye rağmen kendi hegomanik sistemini, inşa edip sürdürmek istedikleri iktidarlarını korumak için o çukurları kazdı. Yani sistemlerini Rojava Devriminden korumak için kazıldı o çukurlar. Toplumun gelişen tarih bilinci, örgütlülüğü ile ortada kalan, hızlıca anlamsızlaşan sınırlar kepçelerle, dozerlerle yeniden belirginleştirmek istendi.
Çukurun bir tarafında çiçeği burnunda; toplumcu, özgürlükçü, eşitlikçilik adına gram refleksi kalmış herkesi heycanlandıran Rojava Devrimi, diğer yanında ise çürüme ve yayılan kokunun gerçek sahibi ulus-devlet iktidarları, hükümetleri.   Bu kesin ayrımı yaptıktan sonra Lice’de kazılan hendekleri yeniden değerlendirmeye aldığımızda, kazılan bu hendeklerden daha önemli bir konuyu; bu konuyu temsil edecek olan kavramları günlük yaşamımızın, 24 saatimizin bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Bunlar arasında ise ilk sırada yer alacak olan; ‘Pozitif Eylem’, ‘İnşa’ ya da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın; “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa” olarak adlandırdığı ve “seferberlik halinde” katılınmasını istediği yeni dönem.
Bu bağlamda söylenecek, belki de akla ilk gelen Lice de dahil, Kürdistan’ın dört bir yanında ‘hendek’le koruyabileceğimiz bir sistemi, organizasyonu, özgür yaşamı inşa etmemiz gerektiğidir. Kurtuluş için seferberlik halinde, yine Öcalan’ın savunmalarında belirttiği gibi, “Tufandan çıkmış gibi,” yeni yaşamı örgütlemeye başlamak ya da bu örgütlenmeye hız vermenin zaruretidir.
Demokrasi ile toplumsal kurtuluşu sağlamak, bu kurtuluşun ise özgür yaşamın kuruluşu ile sağlanacağı kesindir. Bizi buna götürecek olansa elbette “pozitif eylem” olarak da tanımlanan yeni yaşamın alanlarının, kurumlarının, kişiliklerinin, ilişki biçimlerinin yeniden tanımlanması, anlaşılması ve inşa edilmesidir.
Mesela Lice’de yeni eğitim-öğretim yılında Kürt çocukları neden kendi okullarında, -bugünün el verdiği koşulları zorlayarak- kendi ana diliyle başlamasın. Neden Çeper, Kelê, Fis ve diğer Lice köyleri köy komünlerinin kararları ile bu yazın hasadını kendi kooparatifleri aracılığıyla ekolojik ve ekonomik sabit köy pazarlarına sürmesin? Neden Lice belediyesi ile köy-mahalle komünleri, hemen bu yaz ortak bir mecliste sözleşme imzalamasın. Belediye hizmetleri toplumun ihtiyaçlarına göre düzenlemesin? Neden fabrikalaşan hasteneler yerine topluma sağlık hizmetlerini adil şekilde ulaştıran-sunan sağlık merkezleri kurulmasın? Neden Lice madenleri, suyu, ormanı büyük sermayelerin elinde olmaya devam etsin? Neden? Neden? Neden?
Dahası mı? Neden genç Kürt kızları ve erkekleri inşa olan, örülen bu yaşama, sisteme nereden gelirse gelsin, saldırılar karşısında Lice’yi korumasın? Bunların önünde kendimiz dışında hiçbir engel görünmüyor. Yeni olanı düşünme ve uygulamak için toplumun öz gücüne güvenmek ve hızlı adım atmaya cesaret etmek devrimsel gelişmeleri de beraberinde getirecektir.