Akbayır ve Atalan’ın mektubunu olduğu gibi veriyoruz...

Sayın Henkel

Berlin’de “PKK Yasağı Kaldırılsın, Demokrasi’yi Güçlendirelim” yürüyüşü düzenlendi. Eylemciler, terör hücresi NSU’nun seri cinayetleri, Neonazilerin Almanya’daki çalışmalarına ve Türkiye’deki polis devletine karşı yürüdü. Aynı şekilde, Almanya’daki Kürtlere yönelik ayrımcı uygulamalara da dikkat çekmek istiyorlardı.
Biz, iddia ediyoruz ki, 10 binin üzerinde vatandaşın toplanma özgürlüğü kısıtlanmıştır. Biz Nordrhein Westfalen Eyaleti milletvekilleri olarak, 18 yıldan beri yürürlükte olan PKK yasağına karşı olduk. Bu yasak kullanılarak yasağa karşı protestoların engellenmesi ve yürüyüşçülerin radikallikle suçlamalarına da karşıyız. Kürt kökenli vatandaşlar için de, temel hak olan toplanma ve düşünce özgürlü geçerli olmak zorundadır. Özellikle İçişleri Senatörü Dr. Körting’in yürüyüşe 10 bin kişi ve bizleri teröristlikle suçlamalarını kesin bir dille reddediyoruz. Sadece bu yürüyüşle değil genel olarak Kürtlerin ağızları kapatılmak isteniyor. Kürtler ve destekçilerinin, faşizme ve ırkçılığa karşı yasal izni olan bir yürüyüşe katılımları engellendiği gibi, 80’nin üzerinde otobüs yolcularının yürüyüşe katılımları engellenmiştir. Biz bile yasal olan yürüyüş hakkımızı kullanmaktan engellendik.
Polis yetkilerini de aşarak, antifaşistleri ve Kürt taraftarları yapay olarak birbirinden ayırmış, Kürt gibi görünenlere ‘siz antifaşist değil PKK sempatizanısınız’ demiştir. Bununla polis, zaten bir subjektif ayrım yapmıştır. İkinci ayrım ise, ırkçılık izleridir. Yürüyüş esnasında polis, hangi slogan yürüyüşe dahil olup olmadığına da karar vermiştir. Örneğin, “Kürt Örgütlerine Yönelik Baskılara Son” pankartına el konulmuştur. Biz soruyoruz... Ne zamandan beri ve hangi hakla Berlin polisi, politik talepler konusunda karar verip sansürlüyor?
Sadece Kürt oldukları için bazı yerlerde polisin saldırgan yaklaşımını kınıyoruz. Yürüyüş boyunca korkunç manzaralar gördük. Polis biber gazı, kadın ve çocuklara karşı cop kullandı. Bunun sonucu birçok yaralı, yüze yakın kişinin gözaltına alınmasıdır. Polisin, sorgulanacak ve provokatif yönelimlerini de gözlemledik. Bazı örnekler: Müsterland’ın Senden köyünden gelen yaşlı bir kadın polis tarafından itildi, yere düştü ve yaralandı. Aynı bölgeden gelen 18 yaşındaki bir kadın, polisin dikkatsiz davranması sonucu kafasından ve sırtından yaralandı. Kadına karşı bu şiddeti protesto ediyoruz. 
Polisin Kürt yürüyüşçülerine karşı bu pozisyonu Türk faşistlerine de yürüyüşe saldırma ve provokasyon yaratma gücünü verdi. Yürüyüş bitinimde bir Kürt genci Türk milliyetçileri tarafından bıçakla ağır yaralandı.
Berlin’deki olaylar, “PKK Yasağı Kaldırılsın, Demokrasi Güçlendirilsin” isteminin haklılığını ortaya koyuyor. PKK yasağı Almanya’da yaşayan Kürtlerin entegrasyonunu da engelliyor. Berlin İçişleri Bakanı Türkiye’nin mevcut durumdaki Kürt sorunu askeri yaklaşımının yardımcısı konumuna düşüyor. Çünkü, uluslararası düzeyde de Kürtlerin temel ve kolektif hakları ‘terörizmle’ eşitlenirse Türkiye’ye güç verilmiş olur. Ancak beklentimiz Almanya’nın sorunun çözümünde en azından tarafsız kalması ve hatta sorunun çözümüne katkı sunmasıydı. Bilindiği gibi Türkiye’deki Kürt hareketi ilerici, antifaşist, eşitlikçi bir güç olduğudur. Bu güce karşı savaşma yerine bu güçle tüm demokratların dayanışma sağlaması gerekiyor. Kürtler politik olarak konuştuklarında genellemeci bir şüpheyle yaklaşılmaktadır. Bu PKK yasağının tüm halk grubuna karşı kullanıldığı ve onların demokratik haklarının kısıtlanmasına yol açmaktadır. Biz PKK yasağının kesinlikle kaldırılması gerektiğini ve Kürt kökenli vatandaşların eşit katılım sağlaması gerektiği düşüncesindeyiz. Kısa sürede cevap alacağımız inancındayız. Dostça selamlar...