
‘Benim arkadaşlarımın kuşlara özenen bir güzelliği vardı” diyordu şair. Şimdi bir sayfa yazı ile seni anlatabilmenin imkansızlığı ile uğraşıyorken, bu dize seni ne kadar da kusursuz anlatmış diye düşünüyorum. Anladım ki, bir olgu hakikate ne kadar yakın, net ve kararlıysa onu anlatmak ve tanımlamak da o kadar kolay, sade ve kesin ifadelerle oluyor. Onu anlatırken hiç ‘ama’lı cümlelere, gerekçeler bulmaya gerek kalmıyor. Bu nedenle, seni anlatmak değil bir sayfa yazı ile bir cümle ile bile mümkün: Sen çok güzel bir insandın. Güzeldin! Güzelliğinin kuşlara özenen bir yanı vardı.
Gidenlerin günahları unutulur, geriye gülüşleri kalır. Bu nedenle, böyle yazıyorsun, diye düşünülebilir! Böyle olmadığına herkesler tanıklık edebilsin diye üç ay önce yazdığın mektuptan birkaç cümleyi paylaşacağım: (Lütfen yazıp yorulma dememize rağmen, o halinle bile yazıyordun.)
“Uzun bir aradan sonra … defalarca kağıt ve kalemi aldım elime ama yazamadım. Öylece kala kalıyordum. Tuhaf bir duyguydu gerçekten. Belki de kendini halen dışarıya ait hissedememekten kaynaklıydı. Sizleri unutmaktan değil, tersine halen kopamamış olduğum hissi ağır bastı. Halen öyleyim. Biraz içerde, biraz dışarıdayım. Anlayacağın bir duygu olsa gerek. Gerçek şu ki, bu duygunun kaybolacağı yok”, “Ben de moralmen iyiyim. Hayat kendi mecrasında ilerliyor. Akut lösemiyle bilek güreşine devam ediyoruz. Burada ilerleme ya da gerileme kavramları çok manasız. Anı iyi ve moralli yaşamaya çalışıyorum. Zamanla her şeye alışıyor insan. Çok barışık yaşıyorum hayatla”, “hepinizi en yakın zamanda aramızda görme hayaliyle tutuşan yoldaşınız olarak, sevgi ve saygıyla kucaklıyorum hepinizi.”
Kuşlar gibi güzeldin
Yoldaşlık sende en güçlü şekilde yaşanıyordu. Onun için ölümü bile tanımlarken “Mazlumların, Kemallerin kurduğu köprüden en huzurlu şekilde günü gelince başım dik yürüyeceğim” diyordun. Ölüm, en güzel yoldaşlara yoldaşlık etmekti senin için. Ne o amansız hastalık karşısında ne de namerdin karşısında bir kez bile boyun eğmedin, hep başın dikti. Hepimiz ama hepimiz buna şahidiz. Ve gerçekten çok barışıktın hayatla ve bize de duruşunla çok şey öğrettin. İçerdekileri dışarıda görebilme özlemin gerçekleşemese de Kobanê’nin zafer müjdesiyle Arînlerle, Diyarlarla, kasabadan devrim yapan çocuklarla buluşmaya gittin. Yine yoldaşlarınlasın ve sen en çok o güzelliğe yakışıyorsun.
Sayfa yetmeyecek ki, yoksa yolu Numune Hastanesi’nin izbe gibi olan mahkum koğuşuna düşen adli-siyasi tüm mahpusların seni sorduğunu, nasıl övgüyle ve minnetle anlattıklarını anlatacaktım. Hasta tutukluların durumunun çirkin bir pazarlık konusu yapılması karşısında “dilenciniz olmayacağız, ölüme de onurlu ve başı dik gideriz” deyişini anlatacaktım. Sevdiklerini nasıl sakındığını, 24 saat toplumunun gerçekliği ile yaşadığını, kemoterapinin halsizleştiren etkisine rağmen yaşamda nasıl moral ve neşe kaynağı olduğunu anlatacaktım... Ama zaten bunlar seni eksik anlatır. Sen kuşlar gibi güzeldin.
Şimdi senden bahsederken “Şehit Samet heval” diyeceğim öyle mi? Buna alışmak zor! Bütün güzel insanlar, bize gülüşlerinizin özlemini bırakarak, o yana biriktiniz. Kuşlar kadar oldunuz! Göğümüzde dans ede ede bize özgürlüğün yolunu gösteriyorsunuz. Gözyaşları içinde de olsa, ne güzel hatırlamak seni. İyi ki tanıdım seni ve çok özleyeceğim çok…
* 1994 yılında tutuklanan ve PKK davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan Abdulsamet Çelik, cezaevi koşullarında kanser hastalığına yakalandı. 7 yıl kanserle mücadele eden Çelik, 10 Şubat 2015 tarihinde İzmir 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
ÖZKAN KART / Sincan 2 nolu F Tipi Cezaevi