
Urfa’da mülteci yaşamı süren ve “Tanrı bizi güzel şeyler yaratmamız için güzel yarattı biz ise kan bulaştırdık etrafa. Savaşı yaşayan insanlar olarak hepimiz şizofreniz” diyen Suriyeli heykeltraş Akram Saffan, “acılarının abidesi” heykel ve portreler yapıyor.
“Onların gözleri kapalı, çünkü gözlerimiz kapalı hayal ederiz. Ben de savaş biter ülkeme dönerim diye gözlerim kapalı, çamurdan insanlar yaptım ve bekledim” diyerek ülkesi Suriye’deki savaşa işaret eden heykeltraş Saffan, Urfa’da en büyük özlemi olan ülkesi ve ailesine uzak olmanın verdiği hüznü ağaç ve toprağa şekil vererek gideriyor.
50 yılının 40’ı sanatla...
Sanata olan ilgisinin ailesinden geldiğini ifade eden Saffan, 50 yıllık ömrünün 40 yılını sanatla geçirmiş. Heykeltraş, ülkesindeki savaştan önce yaşadığı Deyr El Zor’da kurduğu sanat atölyesinde “İnsanın ruhunu doyuruyor” dediği eserlerini yaparak yaşamını sürdürmüş.
Saffan, kendini şu sözlerle ifade etti: “Geçmişte çeşitli işlerle uğraştım ancak ruhumda taş yontma var. Taşa, toprağa, çamura, ağaca şekil veriyorum. Savaştan önce bir atölyem vardı. Bahçeli, büyük bir atölye. 200’den fazla eserim vardı. Hepsi savaş alanında kaldı. 300 metrelik bir heykelim vardı, o da yıkıldı. 10’a yakın bireysel sergim oldu. Sanat herkesin yapabileceği bir iş değil. Ruh ile olmalı, ruhun dışa aktarımıdır sanat. İştar adında bir projeye hazırlanıyordum. İştar benim ruhumdu, aşkımdı, onu tamamlayamadım, çünkü buralardan savaş geçti. Sabahları annemle kahve içer, sonra çalışmalarıma başlardım. En güzel yıllarımı ülkemde yaşadım. Maalesef şimdi yıllarımı mülteci olarak yaşıyorum.”
‘Ailem dağıldı; açlık, susuzluk...’
Ailesinin 3 çocuğu ile Şam’a geçtiğini ve ayrı olduklarını söyleyen Saffan, devam ediyor: “Savaş başladıktan sonra ailemle dağıldık, ayrı kaldık. Onlar başka kentte kaldılar. 4 yıl kaldıktan sonra Deyr Zor’a geri döndüm. Daha sonra Rakka’ya gitmek zorunda kaldım. Ülkem tehdit altındaydı. Aylarca açlık, susuzluk, zorluklarla yaşadım. Günlerim acı içinde geçiyordu. Daha sonra oradan ilk fırsatta kaçtım. Heykel yaptığım için bana kâfir diyorlardı.” dedi.
2 yıldır Türkiye’de
Yaşadığı onca olumsuzluktan sonra Türkiye’ye gelmek zorunda kaldığını anlatan Saffan, “4 yıldır ailemi, çocuklarımı göremiyorum. Yalın ayak kaçtım Rakka’dan. Yaralıydım. Sınırı geçebilmek için 4 gün yürüdüm. Aç susuz, acı içindeydim. Antakya’ya geldim. Oradan da Urfa’ya. 2 yıldır Türkiye’deyim” diye anlatıyor zor günlerini.
‘İyi şeyler yapamam...’
Eserlerindeki gözleri bağlı, hüzünlü suretleri ise Saffan, “Acılarımın abidesi olsunlar istedim. İyi şeyler üzerine, keyif üzerine bir proje yapamam; keyifle gezemem. Heykellerimde, portrelerimde neden hep hüzün var diye soruyorsunuz ya, benim hayatım savaş, hüzün, göç...” diye açıklıyor.
İnsanoğlunun güzellikler için yaratıldığını ancak insanın tüm gücüyle etrafı kana buladığını belirten Saffan, “Parçalanmış bir hayatın içindeyiz. Tanrı insan olarak yarattı bizi, güzellik verdi, doğaya güzellik verdi. Tanrı bizi güzel şeyler yaratmamız için güzel yarattı. Biz ise kan bulaştırdık etrafa. Maalesef buralardan savaş geçti ve her şey yerle bir oldu. Savaşı yaşayan insanlar olarak hepimiz şizofreniz” diyor.
Urfa’da hayatta kalabilmek için bir apartmanın bodrum katında yaşadığını ve tekrar sanata döndüğünü anlatan Saffan, son isteğini ise şu sözlerle anlattı : “Ülkemdeki gibi sanatımı icra edebileceğim bir atölye...”
ARJÎN DİLEK ÖNCEL / DİHABER / URFA