Boynuma yaşamak ağrısı asılmamıştı henüz, senin şarkıların kadar akışkandım… Senden öğreniyordum çok uzakta öyle bir yer olduğunu, o yerlerde mutluluk ve paylaşılmaya değer bir hayat olduğunu. Gece türkülerinle yatıyorduk, sabah türkülerinle kalkıyorduk. Yoksulluğumuzda umut zenginliğim oluyordun, çok uzaklardaki devrimci amcalarla ve Deniz Gezmişlerin beni devrime çeken anılarıyla…
Şimdi çocukları AKP faşizmi kurşunluyor. Duvarlarındaki kurşun izlerini korkulu gözlerle saydığımız evlere değen kurşunları saymaya yetişemiyor çocuklar. O kurşunlarla vuruluyorlar… duvarlarında yüzlerce kurşun izi taşıyan evlere, bombalar sayılma fırsatı vermeden düşüp viran ediyor… Çocuklar yoksulluklarında büyüttükleri umuda katık olan devrimcileri, ozanları sevmeye devam ediyorlar. Kaç kuşaktır anne babalarının isminden önce Apo demeyi öğreniyorlar. Şimdi ‘‘Erdoğan’a bakmayın, o televizyonda çıktığında yüzünüzü Rêber Apo’nun resmine dönün’’ diyecek kadar faşizmi tanıyarak büyüyorlar. Senin sesinde bangır bangır haykırdığın çok uzaktaki mutluluk ve paylaşılmaya değer yerin tam ortasına vardılar. Onlar ülkelerinde özgürlüğün zirvesindeler. Tel örgülere takılmasın diye uçurtmalar ve takılanlar özgürleşsin diye tel örgüleri aştılar. Zulmün kalesini çocuk gülüşleriyle yıktılar.
Şarkının büyüsü kırıldıkça vardık bugünlere
Bunca zulmün ortasında seni anmak daha çok acıtıcı… Çünkü senin öykün ve seninki gibi binlerce öyküyle geldik bugünlere. Çünkü şarkının, sazın, sözün etkisi, büyüsü kırıldıkça vardık bugünlere…
Bir şiir okuduğu için hapse girdiğinin propagandasını yapan diktatör; bugünlerde şiir gibi yaşamlara kıymayı hakkı biliyor. Seni bir Kürtçe klip yaptığın için sürgüne mahkum edip acımasızca saldıranlar bu kıyıma zemin olmaya devam ediyorlar. Ama gençler senin sürgünü kılındığın ülkenin öz savunmasındalar. Seni severek, seni dinleyerek büyüyen gençler. ‘‘Çağının Pir Sultan’’ını gönüllerinde yaşatarak ülkesini sokak sokak, köy köy seven ve savunan gençler…
‘‘Bu savaşlar keşke olmazsa’’ dileği insan olabilen herkesin yüreğinden geçer. Benim de geçiyor. İçimden başka dilekler de geçiyor… ‘‘Keşke bu savaşın senin gibi bir ozanı olsa. İsyanımızı, kırılan kanatlarımızı, ömrünün baharında vurulan çocuklarımızın yüreğimizde yarattığı yangınları vurup mızrabın diline, saza döken bir ozanımız eksik!’’
Şarkının cesur ozanı
26 Ocak 1976’da Beylerderesi’nde vurulup, ayaklarından polis arabalarına bağlanarak sürüklenen İlker Akman, Hasan Basri Temizalp, Yusuf Ziya Güneş’i sürüklendikleri derede unutturmayan, bir türkünün ezgisinde (Malatya’dan çıktım yola/ yollar yanıyor/ düşman sarmış dört yanımı kurşun saçıyor/ Düşmüşüm bir çukura canım yanıyor/ Yaşasam mı Ölsem mi karar vermek zor. Beyler deresinde kardaş pusu kurdular/ Dağda çadır çadır aştılar tüfek çaktılar/ İki er kardeşi canımdan, canımdan vurdular/ Yaşasak mı ölsek mi karar vermek zor.) yüreğimize eken bir ozanın, bir şairin eksikliğini hissediyorum! 28 Nisan 1960’da İstanbul Üniversitesi bahçesinde vurulan üniversite öğrencisi Turan Emeksiz’i ve daha nice devrimciyi bir isyan türküsüyle özdeşleştiren ozanın yalnızlığında üşüyorum.
Sen bu ülkeyi Edirne’den Ardahan’a sevdin. Sen çocukluğumuzu, gençliğimizi katleden günlerin kara gölgesinde hepimizin ezgili yüreği oldun. Faşizmin vahşeti bugün Silvan’da, Cizre’de, Nusaybin’de ve ülkemin her karış toprağında çocukları avlıyor. Ve ülkemin her karış toprağında yanık ömrümüzün baharı çocuklarımız; faşizmin kara ruhuna tükürüyorlar, korkmadan… Tam da bu an’lara türkü yakacak ozanları özlüyoruz. Silahın, kalemin, sonsuzca dönen enerjimizin eksiği cesur bir türkü… Şarkının cesur ozanı…
…
Bugün 16 Kasım! Şair Yusuf Hayaloğlu’nun İşte Gidiyorum şiiriyle Ahmet Kaya’yı özlüyorum:
Size, yüzyıllardır sesini kaybetmiş
Bir türküyü söyleyecektim;
Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle
Kirpiğinizin ucundan öpecektim...
Bir masum türküydü sadece
Yüz binlerce mağdurun gönlünde;
Belki söyleriz hep birlikte
Belki... mahşerin birinci gününde.
'Gözüm diye sevdin insanları'
‘‘Biz kültürel kimlikten bahsettik, ulusal kimlikten bahsettik. Onlar nüfus cüzdanı diye anladılar. Beni Kürt kimliğimden dolayı linç etmeye çalışan şerefsizlere, haysiyetsizlere bir daha şerefsiz diyorum’’ sözlerini ona yöneltilen linçten sonra halklara değil kimliğine saldıranlara şerefsiz dediğini açıklamak için kullandı. Kimliği yok saymanın, linç etmenin şerefsizlik olduğunu haykıran, halkların kardeşliğini türkü edip yakan bir halk ozanının yokluğunda yoksullaştı Türkiye.
Elbet benim de vardı,
Kendime ve yurduma dair umutlarım.
Belki bıraktığım yerden sürdürür;
Dostlarım, karım ve çocuklarım... (Yusuf Hayaloğlu)
Sana ve ülkene dair umutları tam da senin özlediğin gibi bu toprakların zengin renklerine denk yaratmanın mücadelesindeyiz. Çocuklarımızı vuran faşizmin bir Kürtçe klip yapma düşüncesini bile linçle, sürgünle cevaplayan karanlık zihinlerden beslendiğini biliyoruz. Ozanların yokluğunda yoksullaşmamak için, Hızır Paşaların iktidar hırsında boğulmamak için savaşıyoruz. Bir gün Ahmet’lerin ve tüm sevdiklerimizin ruhu özgürce uçurtmalarını uçurabilsin diye tel örgüleri kaldırıyoruz. Gözüm diye sevdin ya insanları, ‘‘Gözün aydın gözüm! Yaşamak ağrısı kalktı boynumuzdan, türkü tadında yaşıyoruz’’ diyeceğimiz günleri müjdeleyeceğiz sana.