15 Temmuz darbe girişiminin fiyaskoyla sonuçlanmasından sonra herkes demokrasi kahramanı geçiniyor. Herkes de "Fetöcülere" küfür yarışına giriyor. Siyasiler ve medyadaki tetikçileri Fetöcüler, ajanlar, hainler diye ortalığı telaşa veriyor. Sanki Fetöcüler bir günde göktaşı gibi tepemize düştü.

Dünyanın her ülkesinde hainler, ajanlar vardır. Ama hiç birinde böyle darbe yapmaya kalkışamaz.

Herkes bilir ki Fetöcülük ve her türlü dinci akım NATO'nun komünizme karşı yeşil kuşak ve ılımlı İslam projeleriyle İslam aleminin başına bela edilmiştir. Bu dinci akımlar eliyle Türkiye'den Endonezya'ya kadar bütün İslam ülkelerinde örgütlenmiş ve her türlü katliamı yapmıştır.

Fetöcülük bu projenin Türkiye kolu olarak kurulmuştur. 1960 sonrası Said-i Kurdi(Nursi)'yi rehber edinen Nurculuğun bir kolu olarak ortaya çıktı. Ama Said-i Kurdi'yi de maske olarak kullandı. O zaman yükselişte olan sol harekete karşı gerici savaşın öncüsü oldu. Komünizmle Mücadele Dernekleri ilk siperleri oldu. O günden beri askeri-sivil her yönetimin gizli ya da açık desteğini aldı. Onların kolları-kanatları altında büyüdü. Altın çağını da Erdoğan-AKP iktidarında yaşadı. Bunu Erdoğan da "Ne istediler de vermedik" diye itiraf etmişti. Erdoğan himayesinde Sri Lanka modeliyle Kürtleri ezmeye çalıştılar, beceremediler, bozguna uğradılar. Başarsalardı kahraman olacaklardı, başaramayınca hain oldular!

Bu kadar kargaşadan sonra, diktasını pekiştirmek isteyen Erdoğan muhtarlar meclisi yerine Olağanüstü Din Şurası topluyor. Oradan FETÖYÜ lanetleme ve tasfiye kararı çıkarmaya çalışıyor. FETÖ'nün İslam dışı olduğunu ispat etmeye uğraşıyor. FETÖ'nün İslam dışı olması yasal olarak suç değil. O zaman bırakalım ona inananlar ve Allah karar versin. Bir devlet kurumu olan ve Allah'ın değil Erdoğan'ın emrindeki DİB buna karar verebilir mi?

Eğer FETÖ'nün suç olan eylemleri varsa, ona da bağımsız yargı organları karar verip cezalandırmalıdır. O da Erdoğan'ın ve din şuralarının işi değildir.

Bu konuda Bahçeli ve Kılıçdaroğlu da Erdoğan diktasıyla beraber. Bahçeli neyse, zaten siyaseti ve amacı biliniyor. Ama hala sosyal demokrat, ilerici, özgürlükçü geçinen Kılıçdaroğlu'na ne demeli?

Kılıçdaroğlu kaçaksaraya çıkmanın ve altı sene sonra TRT ekranlarında görünmenin heyecanı içinde. Kılıçdaroğlu demokrasi manifestosu ilan edip halka onaylatıyor. Ama içinde temel sorunlar yok. Zaten o kadar laf kalabalığı, temel sorunu hokkabaz topu gibi kaybetmek için yapılıyor.

Bu demokrasi kahramanları 7 Haziran seçimleri öncesinden beri meydanlarda katledilen ama demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyen HDP tabanını hala görmüyorlar. Suruç'tan, Ankara'dan, Cizre, Sur, Şırnak, Lice ve Nusaybin'e kadar yerle bir edilen şehirleri ve katliama maruz kalan Kürdistan halkını yok sayıyorlar çünkü yok etmek istiyorlar.

Eğer amaç demokrasi ise bunun manifestosu çok kısadır:

1- Kürdistan'da sürdürülen ırkçı-soykırımcı-sömürgeci imha savaşına son verilmiştir. Kürdistan'daki bütün devlet güçleri sivil halktan uzaklaştırılıp kışlalarına-karargahlarına çekilmiştir. Siyasi çözüm süreci ve görüşmeler başlayacak ve bu arada bütün yerel yönetim belediyelere bırakılmıştır.

2- Öcalan ve tüm siyasi tutsakların hukukdışı olarak gaspedilmiş olan özgürlükleri iade edilmiştir.

Halklara ve insanlığa karşı işlenmiş nefret suçları zaman aşımına uğramaz, yargılanır. Bunlar dışındaki diğer suçlardan tutuklu-mahkum olanlara genel af ilan edilmiştir.

3- Faşist darbe ürünü olan yürürlükteki anayasa ve yasalar kaldırılmıştır. Yeni, demokratik bir anayasa için kurucu meclis seçimleri yapılacaktır.

4- Demokratik laikliğin gereği olarak devlet tüm inançlara, dinlere, mezheplere ve inanmayanlara eşit mesafededir. Hiç birinin yanında ya da karşısında değildir. Hepsini de güvenceye alır.

5- Hiç bir cins, milliyet, ırk, soy, din, mezhep, ideoloji ayrımı olmaksızın bütün yurttaşlar hukuk önünde eşittir.

Bu yola girilirse demokrasi kurumlaşır darbeler tarihe karışır.

Bu çok zor diyorsanız, bu uğurda her türlü mücadeleyi çok daha büyüterek sürdürmek şart demektir.