Cumartesi Anneleri’nin 700. haftası eylemi AKP’nin ve sistemin bütün yalanlarını ortaya döktü, maskesini düşürdü. Bütün dünyanın gözü önünde yapılan bu vahşice saldırılar sistemin ne kadar korku içinde olduğunu ve kudurduğunu da göstermiş oldu.

İçişleri Bakanı açıkça anneleri suçladı ve onların terörü meşrulaştırdığını iddia etti. Hükümet adına onların ölümü ve kaybedilmeyi adeta hak ettiğini ilan etti. Bir diğer utanmaz olan AKP sözcüsü Ömer Çelik ise hükümet adına onu onayladı.

Bu kadar utanmazca, bu kadar alçakça, bu kadar sorumsuzca açıklama yapan bakanlar herhalde sadece Türkiye’de vardır.

Bir kere bu konuda devlet yüzde 100 sorumludur, suçludur. Yaşama güvencesini sağlaması gerekirken bunu sağlamamış ve bugüne kadar ne katilleri bulabilmiş ne de bu kayıpların cenazelerini ailelerine verebilmiştir. İşin daha da kötüsü bu kayıpların sokakta çocuklar gibi kaybolmadığını hepimiz biliyoruz. Basında bütün belgeleriyle çıktı ki, devletin özel örgütleri tarafından kaçırılıp katledilip ya mağaralara, asit kuyularına ya da çöplüklere atılıp kaybedilmiştir. Devlet bütün bunların hesabını vermesi gerekirken hala arsızca, yüzsüzce bir de üste çıkmakta ve anneleri suçlamaktadır. Annelerin ne suçu var, hangi anne baba yakınlarının çocuklarının cenazesini ortada bırakır? Zaten hukuken de cenaze bulunmadıkça kişi ölü kabul edilmez.

Şimdi hiçbir dinde, inançta, hukukta, töre de olmayan bir uygulama ile karşı karşıyayız: Bu insanlar suçlu da olsa devletin onların yaşama hakkını sağlaması gerekir Bu şekilde ölmüşlerse de cenazesini ailelerine vermesi gerekir. Durum bu kadar açıkken devlet adına hesap vermesi gerekenler utanmazca arsızca bir de üste çıkmakta ve kayıpların annelerini yakınlarını suçlamaktadır. Yaşama hakkı insan haklarının ilki sayılır çünkü yaşama hakkı ve güvencesi yoksa diğer hiçbir hakkın bir önemi anlamı kalmaz. Bu nedenle vatandaşlarının yaşama hakkını güvenceye alamayan bir devlet suçludur hesap vermesi gerekir. İşte bu kadar suçlu oldukları halde hala hesap vermek yerine ailelere vahşice saldırarak susturmak ve kendi suçlarını örtbas etmek istemektedirler.

Erdoğan daha önce kayıp yakınlarını, Cumartesi Annelerini davet edip görüşmekte ve onlara cenazelerinin bulunacağı sözünü vermekteydi. Bir hukuk devletinin yapması gereken de budur.

Ama yönetemez hale gelip de iktidara kaybetme korkusuna kapılınca bütün katil çetelerini toplayıp onlarla işbirliği yaparak ayakta kalmaya çalışmaktadır. Artık bu faşist dikta rejimi keyfi bir dikta rejimidir ve bütün dikta rejimleri gibi hukuku paspasa çevirmiştir.

93 devrinin azılı katilleri Çiller, Ağar gibilerini, Bahçeli-Destici-Çakıcı gibilerini, Ergenekoncuları etrafına toplayıp saldırıya geçmiştir. Hepsi de suçluların telaşı içindedir.

Geçmişte devletin kaçıran, kaybeden, katleden saldırılarını kabul etmek istemezler ve vukuatlarını inkara yeltenip örtbas etmeye çalışırlardı. Hatta Demirel’in „Bana sağcılar cinayet işliyor, dedirtemezsiniz“ sözünden sonra en açık sözü „Bana devlet cinayet işliyor, dedirtemezsiniz“ olmuştu.

Erdoğan diktası artık suçlarını örtbas etme ihtimali kalmadığı için şimdi yaptıklarını kahramanlık, vatanı milleti kurtarmak gibi göstermeye çalışıyorlar. Hem çetelerini motive etmek hem de halkı kandırmak için tek silahları olarak bu yol kaldı.

İşin acıklı yanı bu işlerin elebaşıları yeniden AB ile görüşüp ilişkilerini düzeltip AB’ye gireceklerini iddia ediyorlar. AB ülkelerinde de ekonomik krizler çok oldu. Daha da olur. Ama hiç birisi suçu dış güçlere yıkıp seferberlik havası yaratmadı.

Erdoğan diktası ise kendisini kurtarabilmek için halkı her konuda „dış düşmanlara“ karşı kışkırtıyor.

„Cumartesi Anneleri“ bugüne kadar bir tek taş atmadan, bir cam kırmadan sadece oturma eylemiyle yakınlarının cenazelerini istiyor. Ama devletin bu insanlara karşı azgınca saldırıları hem kendi suçlarını gizlemek hem de bundan daha önemlisi toplumda muhalefet edecek çevrelere gözdağı vermek içindir.

Büyüyen kriz ortamında kitlelerin demokratik direnişlerinin yükselmesi kaçınılmazdır. İşte Erdoğan diktası bunu şimdiden bastırmak istiyor. Bunu da yüreği kanayan anneler üzerinden yapıyor.

Bu faşist baskıya, saldırılara karşı cevabımız her günü Cumartesi’ye, her yeri Cumartesi Anneleri meydanına çevirmek olmalıdır.

Artık mesele sadece kaybedilen insanlarımızın cenazelerini istemek değil, kaybedenlerden hesap sormak ve gasp edilen tüm demokratik haklarımızı geri almaktır.

Son elli yılın eli kanlı bütün çete reisleri birleşmiş halklarımıza saldırıyor. Onlara karşı da bütün halklarımız da birleşmelidir. Artık her gün ve her yer Cumartesi direnişi ruhuyla dolmalıdır.

Anaların ahı, yıkacak padişahı!

Hepimiz Cumartesi insanıyız!