
Direnişin ve özgürlüğe tutkunun sembolü olan Ronahî ve (Bedriye Taş) ve Bêrîvan (Nilgün Yıldırım), Kürt halkına yönelik imha ve inkar politikaları ile Alman devletinin baskı ve yasaklarına karşı Newroz ateşini 22 Mart 1994’de Almanya’nın Mannheim kentinde bedenlerini ateşe vererek yaktı. Eylemlerini gerçekleştirdikleri Mannheim Neckar nehri kenarında her yıl Kürt kadınları tarafından anılan Newroz şehitlerinden Ronahî’nin annesi Döne Taş gazetemize konuştu. Şehadetinin 23. yılında kızını özlem ve gururla anan Döne Taş, "Kızım özgür ruhlu bir kızdı. Her zaman özgürlük arayışı vardı. Her Newroz’da onu özlemle anıyorum" diyor.
Yolları Almanya’da kesişti
Ronahî, 1972 yılında Maraş'ın Elbîstan ilçesinde yurtsever bir ailenin kızı olarak dünyaya gelir. 1979 yılında ailesiyle birlikte İsviçre'ye göç eder. Ailenin en küçüğü olan Ronahî bir süre müzikle ilgilenir. Arayışlarını yaptığı kara kalem çalışmasına da yansıtır ve hep kız çocukları ile doğa resimlerini çizer. Yer aldığı gençlik çalışmaları sürecinde gördüğü 20 günlük bir eğitim devresinden sonra mücadeleye aktif katılmak ister. Bir süre basın çalışması yürüttükten sonra kadın çalışmalarında yer alır ve Almanya’ya geçer. Berîvan’la da yolları burada kesişir. Ronahî, Mannheim’da, Bêrîvan ise Frankfurt’taki kadın çalışmalarında yer alır. "Avrupa beni tatmin etmiyor, ancak dağa gidersem kendimizi daha güçlü katabilirim" diyen Ronahî ve Bêrîvan Almanya’da artan baskılar ardından "Bedenlerimiz ve düşüncelerimiz Kürt halkına armağan olsun" diyerek bedenlerini Newrozlaştırırlar.
Haksızlığa tahammülü yoktu
Şehadetinin yıldönümü vesilesiyle telefonla ulaştığımız Ronahî’nin İsviçre’de yaşayan annesi Döne Taş, yaşadığı duygu yoğunluğuyla konuşmakta zorlansa da başlıyor kızını anlatmaya. Ronahî’nin çocukluğundan bahsederken "O zaman da asi bir çocuktu" diyerek, bir anılarını paylaşıyor: "Memlekete izne gitmiştik, eczaneden ilaç almaya gittik. Bir kadın ilaç almak için içeriye girdi, ilaçlarını Kürtçe istedi. Orda bulunan üç kişi kadın Kürtçe konuştuğu için ona gülmeye başladı. Kızım bana, ‘anne, ben bunların çayını içmeyeceğim’ deyip çayı oraya fırlattı. Oradakilere 'Kürt olduğu için mi ona gülüyorsunuz' diye tepki gösterdi. 'Kızım böyle yapma' dedim, bana 'Yok ana ben böyle şeyleri kabul edemem' dedi. Bu tepkiyi gösterdiği zaman daha 9-10 yaşlarındaydı. Haksızlığa tahammülü hiç yoktu. Çok farklı bir kızdı."
Özgür ruhluydu
"Kızım çok inatçıydı, aldığı karardan dönmezdi" diyen Döne Taş, kadınların özgürlüğüne verdiği önemin de altını çizdi: "Bir konuşmamızda bana 'Bu sistem içerisinde evlilik köleliktir' dedi. Ona 'Ne kölesi kızım, bizim oralarda herkes evleniyor' dedim. Bana ‘Yok, kadınlar güçlüdür. İsterlerse yaşamlarını değiştirmek için bir şeyler yapabilirler. Bu karara karşı çıkacak güçleri vardır. Kölece yaşamak kadınlara göre bir yaşam tarzı değil” dedi. Yani hep özgürlük arayışı vardı. Özgür ruhlu bir kızdı."
Son görüşmede vedalaştı
Almanya’da çalışmalarda yer alan kızını eylemini gerçekleştirmeden bir süre önce ziyaret ettiğini, ne yapacağını bilmese de bir farklılık sezdiğini anlatan Döne ana şunları anlattı: "Eylemini yapmadan bir süre önce beni yine aramıştı. Bana 'Anne kendine iyi bak. Eğer yanına gelirsem hep senin kucağında yatacağım' dedi. Ronahî benim en küçük çocuğumdu. Ben de ona, 'Tamam gel, ben de seni çok özledim, gel kucağımda yat' dedim. Bu konuşmadan sonra daha fazla dayanamadım, onu görmeye gittim. Bana, 'Anne ne olursun biraz daha yanımda kal, bugün gitme' dedi. Kendini yakmadan 3 gün önce bu olay yaşandı. Dönerken bana sıkı sıkı sarıldı. Bana, 'Beni üç gün arama, ben seni daha sonra arayacağım' dedi.
Dağa gidecek sandım
Mazlum Doğan’ın kitabını verdi, abisine götürmemi istedi. Torunuma bir hediye, bana da bir bluz almıştı. O zaman 'Ronahî böyle yapmazdı, niye böyle yaptı' diye, kafamda soru işaretleri oluştu. Kendi kendime 'herhalde dağa gidecek’ diye düşündüm. Sordum, 'Gideceksen, söyle' dedim. Bana hiçbir şey söylemedi."
Kızıyla son konuşmasının ise eyleminden 2 saat önce olduğunu belirten Döne ana şöyle devam etti: "Beni aradı, 'Nerdesin, ne yapıyorsun” diye sordu. Evde olanlarla da konuştu. Sonra haber geldi, dediler kendini yakmış. Hissediyordum kızım bir şey yapacak."
Mücadele yöntemleri çoktur
Kızının bedenini ateşe vererek Kürtlere, devletlere mesaj verdiğini vurgulayan Döne ana, "Kızım bu eylemi daha iyi bir ortam yaratmak için, herşey daha iyi olur düşüncesiyle yaptı. Ama ben bir anne olarak bu tarz bir eylemi tasvip etmiyorum. Bence mücadele yöntemleri çoktur. Keşke kendini yakmasaydı. Mücadelesini farklı yöntemlerle sürdürseydi” dedi.
Şehit yoldaşlarıyla birlikte
Ronahî’nin mezarını şehadetinden sonra köylerine götürüp defnettiklerini söyleyen Döne Taş, "Diğer şehit arkadaşlarının mezarı da oradadır" diye belirtiyor. En son geçen yıl kızının mezarını ziyaret ettiğini, bir ay sonra tekrar gideceğini anlatan Döne ana, "Geçen sene gittim, üç ay köyde kaldım. Her gün mezara gidiyor, onunla konuşuyordum. Mezarına her yıl gidiyorum. Bir ay sonra yine gideceğim" diyerek, kızına olan özlemini dile getiriyor.
Ölümleri durdurmak için
Artık gençlerin ölmemesi için herkesin bu savaşlara dur demesi gerektiğinin önemini vurgulayan Döne ana son olarak şu mesajı verdi: "Savaşlarda en çok mağdur olan annelerdir. Savaşlarda çocuklarını kaybetmiş annelerin acısı çok büyük. En büyük temennim savaşların durması, bir gün ülkemize barışın gelmesidir. Kızım ölümlere çok karşıydı. Ölümlere karşı olduğu için bedenini yaktı. Umarım ülkemize bir an önce barış gelir, hepimiz tekrar topraklarımıza döneriz."
Ronahî ve Bêrîvan’ın mektubu

Ronahî ve Bêrîvan’ın eylemlerini yapmadan önce birlikte kaleme aldıkları mektup şöyle: "Alman devleti son aylarda düşmanlığını açık açık ilan etmiştir. Derneklerimiz kapatılmış, ulusal renklerimiz, ulusal bayraklarımız gasp edilmiş, onlarca yurtseverimiz tutuklanmış, gözaltına alınmıştır. Almanya, Türk ırkçılarının peşinden gitmektedir. Demirel-Çiller-Güreş kliğinin ya bitecek ya bitecek sözlerini ellerini ovuşturarak desteklemekte, kirli savaşın sürmesi ve Kürt halkının imha edilmesi için her türlü desteği sunmaktadır. Kürdistan'daki katliamlar, Almanya'nın verdiği silahlarla gerçekleşmektedir. Son olarak 1994 Newroz yürüyüşünde Almanya'nın çeşitli kentlerinde Kürt yurtseverlerine Hitler'i geride bırakacak uygulamaların gerçekleştirilmiş olması, bizim için bardağı taşıran son damla olmuştur.
Cizre'de, Şırnak'ta, Diyarbakır'da uygulanan vahşette Alman devletinin çok büyük sorumluluğu vardır. Alman devleti bu yaptıklarıyla insanlık suçu işlemiştir ve bunun hesabını mutlaka verecektir. Diyarbakır zindanlarında üç kibrit çöpüyle Kürt halkına çıkış yolu gösteren Mazlum Doğan'ı, bu anlamlı çıkışa bedenlerini tutuşturarak cevap veren Ferhat'ları, ‘Newroz, Newroz ateşi yakılarak kutlanır’ diyen ve Diyarbakır surlarında bedenini tutuşturan Zekiye Alkan'ları, özgürlük mücadelesinin neferleri olarak saygı ve minnetle anıyoruz. Onlardan devraldığımız bayrağın burçlara dikileceğinin çok yakın olduğunu görüyoruz. 'Ateşi söndürmeyin' diyen Necmi'lerin yolundan kendi özgür irademizle gidiyoruz. Emperyalizme ve sömürgeciliğe en büyük yanıt, bedenleri tutuşturularak verilir. Dün akşam İçişleri Bakanı Manfred Kanther'in 'Bundan sonra PKK'ye karşı tavrımız çok daha sert olacaktır. PKKliler şunu anlamalılar ki, her yerde serbest hareket edemezler' sözleri, kararımıza bizi bir adım daha yaklaştırdı. Biz biliyor ve inanıyoruz ki, yaktığımız özgürlük ateşi, daha büyük ateşlerin yanmasına neden olacaktır. Bedenlerimiz, düşüncelerimiz Kürt halkına ve bütün insanlığa armağan olsun."
Ronahî’nin çiçeğiyle konuşuyor

Her Newroz kızını ve onun gibi kendilerini Newrozlaştıranları andığını söyleyen Döne ana, "Her Newroz o duyguları yeniden yaşıyorum. Bir anne için çok zordur. Bu ay benim için çok zor geçiyor" diyor. Kızının eyleminden önce kendisine bir çiçek hediye ettiğini aktaran Döne Taş, "Şimdi o çiçek oğlumun evindedir. Bu yıl çok güzel olmuş. Bana verdiği çiçeğin yanına gidiyorum, hep o çiçekle konuşuyorum. Ben o çiçekle konuşunca sanki Ronahî ile konuşuyormuşum gibi hissediyorum. O çiçeğe bakınca sanki kızım yaşıyor, onunla konuşuyorum" diyor.
HABER MERKEZİ