Sözcü Gazetesi’nde Saygı Öztürk „muhalif“ gibi yapıyor ama, Saray-Kışla iktidarının „kışla“ ayağıyla anladığım kadarıyla pek fazla içli-dışlı görünüyor.
Gerçi ben bu arkadaşı bazan da, „bizden“ yana „gizli bir istihbaratçı“ gibi görüyorum. Öyle akıl almaz bilgiler veriyor ki, CIA ile „işbirliği“ yapsanız, bu bilgileri elde edemezsiniz.
Buyurun okuyalım:
„Askerler, başta Güneydoğu’daki belediyeler olmak üzere kamu kuruluşlarında yüzlerce kişinin örgüte çalıştığını, bu yörelerde daha çok bölge insanı dışındakilerin görevlendirilmesini, bu durumun büyük bir rahatlama yaratacağı görüşünde. „Milis“ olarak adlandırılan örgüt yandaşı kamu görevlileri büyük hainlikler yapıyor. Askeri yetkili, „Devletten bu hainlerin temizlenmesi gerekiyor.“ Dedi.
„Bölge insanı dışındakiler“ lafına dikkatinizi çekerim. Her kim ise bu „askeri yetkili“, „Mehmet Metiner’i, foto kopide çoğaltıp, belediyelerdeki ve kamudaki işlere yerleştirelim“ demiyor. „Bölge insanı dışındakiler“ diyor.
„Bölge insanından“ kastın „Kürt“, „Bölge insanı dışındakilerden“ kastın da „Türk“ olduğunu söylemeye gerek var mı? Saygı kardeşimiz, böylece bize „ ırkçı, işgalci „planı“ bildirmiş oluyor.
İşte plan:
Tanklarla şehirler yıkılıyor; 500 bin ila 1 milyon Kürt sürgün ediliyor; TOKİ’yle evler yapılıyor, evlere „yurttaş“ yapılan Arap mülteciler alınıyor;
Belediyeler’e „kayyım“ atanıyor; bütün Belediye çalışanları işten atılıyor; öteki bütün „kamu“ çalışanları da, yani öğretmenler, müdürler, hademeler, devlet hastanelerinde çalışan doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar, karayollarında çalışan dozerciler, kepçeciler, silindirciler, adliyede çalışan katipler, mübaşirler, çaycılar, hülasa Türk devletine ait olan bütün resmi dairelerdeki memurlar, taşeron emekçiler, bu arada bütün buralardaki „özel güvenlikçiler“ kapı önüne konuyor.
O „özel güvenlikçilerin“ yerine „vatandaş olsun ya da olmasın“ Arap mülteciler alınıyor ve bunlar „silahlandırılıyor.“
Belediyelerde ve kamuda çalışan diğer memur, müstahdem, işçi ve emekçilerin yerine ise „bölge dışından“ getirilecek „Türkler“ yerleştiriliyor.
Sonra her Kürt il ve ilçesinde, her sokak başına birer „zırhlı karakol“ kuruluyor. Karakollarda daha önce Suriye’de Rojava’ya karşı „şehir savaşları stajından geçirilmiş“, „mülteci Arap DAİŞ’çiler“ „bölge dışından“ getirilmiş „Türk“ asıllı polislerle birlikte görevlendiriliyor…
Birkaç çift söz etmek isteriz.
Diyelim ki, Gültan Kışanak’ın yerine atanan „kayyım“ denilen mahluk, Amed Belediyesinin etrafını beton bloklarla çevirip, kendini binaya hapsederek, halkın öfkesinden paçasını kurtardı. „Bölge dışından“ gelen Belediye zabıtaları, çöpçüler ne yapacak? Nasıl sokağa çıkacak? De ki çıktılar, halkın öfkesinden, çocukların teneke çalmasından, kadınların zılgıtından, ihtiyarların „haaaak tuuuu“larından yakalarını nasıl kurtaracak? Her belediye zabıtasına ve her çöpçü başına, beş-on „silahlı Arap mülteciyi“ koruma olarak mı vereceksiniz?
„Kamudaki“ Kürdistanlıların yerine yerleştirdiğiniz „bölge dışından“ getirilmiş „işgalci“leri, onların yüzünden babaları, anneleri, abi ve ablaları işsiz kalmış olan „taş atan çocukların“ „şerrinden“ nasıl koruyacaksınız?
Saygı kardeşimiz, beyninde beyin yerine „karnabahar“ taşıyan o „askeri yetkiliye“ bu soruları sormalı. Ve demeli ki, „askeri yetkili arkadaş, kafanı boşuna yorma, artık Kürt meselesi ve isyanı bu tür yampiri planlarla çözülecek aşamayı çoktan aştı.“
Eskiden olmayan bazı „gelişmeler“ var.
Birincisi, sen Kuzey Kürdistan’da ne yaparsan yap, Kürtler şu anda Rojava Kürdistanına sahipler ve senin tüm Suriye sınırında az sonra koskoca ordusuyla komşun olacak. İkincisi, sen Barzani üzerinden hesap yapa dururken, Güney’de Goran-YNK Barzani rejimine karşı birleşti ve Öcalan Güney halkının kalbine yerleşti. Üçüncüsü ise Kürtler bir kısmı TC, bir kısmı İran ve bir kısmı Irak olmak üzere üç ülke üzerindeki Kandil gibi, yüzlerce köyün bulunduğu koskoca bir toprak parçasına sahip…
Yani durum, PKK’nin 1980’lerde bir avuç insanla harekete geçtiği durum değil.