Toplumbilimci Tzvetan Todorov; olay ve olguları kavramada kaçınılması gerekli iki eğilim görür: ‘Kutsallaştırma’ ve ‘sıradanlaştırma’.
Birinci halde, tarihsel bir dram tümüyle spesifikleştirilerek yüceltilir, apayrı bir yere konur. İkinci halde ise diğer olaylarla benzer kılınarak olağan, alelade bir duruma sokulur. Bu eğilimlerden birincisi, her olayı ayrı bir kategoriye, ikincisi ise pek çok olayı aynı kategoriye sokmayı ifade eder. Olayın kutsallaştırılması, hiçbir şeyin ona yaklaşamamasını sağlamak üzere onu ayrı bir alanda tutmak için diğerlerinden soyutlamak şeklinde tanımlanıyor.
Sıradanlaştırma ise, ‘geçmiş’i ana yapıştırmak, birini diğeriyle basitçe özümsemek. Sonuçta bu durum her ikisini de yanlış tanımak anlamına geliyor.
Bu mealde yine toplumsal zihniyet haritasında da fay hatları giderek etkinleşiyor. Yine en yetkili ağızlardan savaş naraları yükseliyor. Yeni stratejiler belirleniyor, gözdağı veriliyor, savaş tamtamları çalınıyor…
Ana akım medyadaki gazetelerin manşetleri savaş çığıtkanlığı yapıyor durmaksızın. Vatanseverlikle, savaş severliği birbirine karıştıran savaş tacirleri ortalığı velveleye veriyor. Çözümsüzlük ısrarıyla çatışmalara davetiye çıkarıyor. Kan ve ölüm pazarlıyor. Dürüst, barışçıl ve vicdanlı bir dil kullanmak yerine çıkarcı ve saldırgan bir dille konuşmak daha kolay geliyor onlara.
Medya, çatışmaları meşrulaştıran, kutsallaştıran ve sıradanlaştıran söylemini terk etmedi bir türlü. Barış dilini, ahlakını ve değerlerini oluşturmada sorumluluk üstlenmedi. Sorunun tüm taraflarına ilişkin doğru, nesnel bilgi ve haber üretmedi.
Bir halkın kimliğini, dilini, kültürünü yok sayma ve yok etme, türlü politika ve baskılara rağmen mümkün olmadığını gördüğü halde çözüme ilişkin bir rol üstlenmedi. Toplum da buna bağlı olarak olayların gerçek sebeplerini anlamaya çalışmak yerine, hamasetin dümen suyunda düşmanlık ve nefret edebiyatının kurbanı oldu.
***
Oysa insanın kendisine sunulan hazır kalıplardan öteye giderek düşünülebilmesi, görünenin ötesi ve geçebilmesi; önyargılardan, şablonlardan kurtulabilmesine bağlıdır. Böyle bir duruşta, çıkar ve korkulara göre olan-biteni çarpıtmama yeteneğini geliştirmek vazgeçilmez koşuldur. Bu tür bir duyarlılık hem birey olarak kendimizin hem de toplumun yararını gözeten bir yaklaşımdır.
Artık bilinmelidir ki huzur ve barışın önündeki en büyük engel, kişilerin bakış açısını daraltan ve herşeye kuşku ve düşmanlıkla baktıran ırkçı ve bağnaz mantalitedir.
Zihinlerdeki olumsuz imajları olumluya, kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek akl-ı selime ihtiyaç var. Bunun için yanlış politikalar nereden gelirse gelsin eleştirilebilmelidir.
Türkiye’de demokrasi karşıtı cümle şoven, militarist ve statükocu kesimlerin üzerinde uzlaşmaya vardıkları nokta, dün olduğu gibi bugün de Kürt sorununda çözümsüzlük noktasıdır.
***
‘Barış’ sözünü kimseye kaptırmayan ancak barış konusunda insiyatif almak şöyle dursun bu tür yaklaşımlara şüphe ile bakan, her türlü ırkçılığı ve şovenliği zihinlerde canlı tutmayı milliyetçilik sayanlar aslında barışın önündeki en büyük engeli oluşturanlardır.
Tarih boyunca barış ve insanın barışı algılayışı farklılıklar göstermişse de, günümüz dünyasında insanlığın savaşa karşı geliştirdiği bilinç küçümsenemez boyutlar kazanmıştır.
İnsani duyarlılık, gelecek adına yaşamsal olan her şeyin korunmasını savaşa karşı barıştan yana olunmasında görür ve değerlendirir. Artık anlaşılmıştır ki barışı savunmak, yarını ve insanın geleceğini savunmaktır. Sözüm devlete ve devlet mantalitesine olduğu kadar Kürt özgürlük hareketinin tüm yapılarınadır da. Silahların gürültüsü barışın sesini boğar.
***
Toplum, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu ama her durumda buna karşı çıkılmasının gerektiği bir süreçten geçiyor. Toplumsal bir öğe olarak şiddet varlığını korudukça, bunun kitle iletişim araçları kanalıyla kışkırtılması devam ettikçe yara kanamaya devam edecektir. Daha koyu bir faşizme doğru koşar adım gittiğimiz şu günlerde iyimser olmanın imkanını göremiyorsak da sessiz kalmak olan bitene ortak olmak anlamına gelir.
Ölümlerin durdurulması için elinizi taşın altına koymasanız bile, şakağınıza koyup düşünmüyor ve kaygılanmıyorsanız eğer, çekilen her tetikte biraz sizin de parmak iziniz var demektir….Sizin de suçludur, kirlidir elleriniz.