"Yeri geldiğinde mevzuatı bir kenara koyun!" diye kaymakamlara verilen talimat ne anlama gelmektedir? Halihazırda büyük bir savaş hazırlığı olduğu daha yasanın çıktığı Mart 2015 tarihinde de belli olan "iç güvenlik yasası" ile zaten kolluk kuvvetlerine sınırsız öldürme yetkisi verilmişti. "Fiilen rejim değişmiştir" diyen zihniyet, Kürt sorununun çözümü için özerkliği öneren, barışçıl bir açıklama yapan Kürtleri Anayasal suç işlediklerinden bahisle hedef gösterebiliyor. Kendilerine sıra gelince her türlü hukuk ihlali, yasaları hiçe sayma ve hoyrat davranma mümkün iken, talimatları nedeniyle birçok kadın, çocuk, yaşlı insan yaşamını yitirirken; en demokratik talebi ileri sürmek "suç" olabiliyor. Akademisyenler barış istedi diye "vatan haini, alçak, ihanetçi" gibi söylemlerle hedef gösteriliyorken, "her türlü mevzuatı hiçe sayın!" diyen devlet aklı bu ülkeyi yönetmeye devam ediyor.
Cizre’de yedi gündür bir insanlık trajedisi, bir vahşet, bir kıyım yaşanıyor. Tüm dünyanın gözleri önünde, 28 sivil insan bir bodrum katında ölüm-kalım mücadelesi verirken, şu satırları yazdığım esnada içlerinden birinin daha yaşamını yitirdiğini öğreniyoruz. 5 insan, ambulans gelmesine izin verilmediği için kan kaybından yaşamını yitirdi. En korkunç savaş koşullarında dahi uyulması gereken asgari kurallar, 24 saat boyunca çiğnenmekte. Göz göre göre ölüme terk etmek; yaralıları aç-susuz bırakmak, bu da yetmezmiş gibi, bulundukları yeri sürekli ateş altında tutarak duvarların altında kalmalarına yol açmak! Tüm bu yaşananlar, tarifi imkansız korkunç bir düşmanlık duygusunun sonuçlarıdır. Savaş hukukunu düzenleyen ulusalüstü kurallar vardır. İnsanlığın iki büyük dünya savaşı ardından büyük kayıplar verdikten sonra, milyonlarca insan öldükten, kadınlar tecavüze uğradıktan, coğrafyalar yerle bir edildikten sonra ulaşılan değerledir bu kuralar. Hiç kimse düşmanını dahi işkence ederek ölüme terk edemez… Ancak 6 aydır bu topraklarda yaşananlar, devlet aklının, AKP zihniyetinin, insanlığın çok gerisinde olduğunu çoktan ispatlamış durumdadır.
Sınırsız öldürme yetkisi ve sonucunda polise-askere verilen "cezasızlık" teminatı!!
1990’lı yıllarda "ihlalimi yaparım, tazminatımı öderim" şeklinde özetlediğimiz anlayış, bugün daha korkunç uygulamaları hayata geçirmekte! AİHM tarafından Türkiye aleyhine verilen mahkumiyet kararlarına devletin bakış açısı hep salt "tazminatları ödeme" şeklinde olmuş; insan onuruna ve haklarına saygılı bir tutuma yol açmamıştır. Bugünün, 2016’nın Türkiyesinde, eğer yaralılar hastaneye götürülebilsin diye AİHM’e başvurmak zorunda kalınıyorsa, bu ülkede yaşamaktan ancak utanç duyulabilir; başka bir şey değil!
Şu saatlerde, AİHM başkanı Guido Raimondi, sokağa çıkma yasakları nedeniyle gerçekleşen ihlalleri durdurması için Türkiye’ye bugüne kadar süre verdiğini duyurdu. Ancak ablukalar altında, ateş hattında olan Cizre, Sur, Nusaybin gibi yerlerde yaşananlar, Türkiye’nin ulusalüstü hukuku hiç de takmadığını bir kez daha açığa çıkartmakta…
Evet, "yeri geldiğinde mevzuatı bir kenara koyun!" diyerek talimat vermek, "Kürt halkına topyekün her türlü imhayı yapın ve bu yanınıza kar kalır!!" demektir.
Bu söylemin, 2006 Mart olaylarında Amed’de "kadın da çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır" diyen dönemin Başbakanına ait olduğunu da unutmamak gerek.
Kürt halkının varlığına tahammül edememek, bura sınırlarını çoktan aşmış; "Suriye barışı asıl sağlanır" konulu Cenevre 3 toplantılarına, PYD’nin katılımı engellemeye dek uzanmıştır. Üstelik de IŞİD tarafından kaçırılan binlerce Êzîdî kadının satıldığı ülkelerin başında gelen Suudi Arabistan ve Katar'ı da arkasına alarak. Kobanê gibi, yüzyıla mal olmuş destansı direnişin sahiplerini, IŞİD gibi insanlık dışı bir örgüte karşı tek başına mücadele eden YPG’yi "terör örgütü" gibi kabul etmek, Kürtleri düşman olatak görmek anlayışının ürünüdür.
Neymiş? Demek ki biz etle tırnak değilmişiz.
Neymiş’ demek ki uzattığımız "bin yıl kardeş kalalım" elini yok sayıyorsunuz. Neymiş?
Bu halkın daha doğmamış bebesini bile öldürebiliyormuşsunuz? Kısacası sonun tam da başlangıcındayız… Kürtler satır satır bu yaşananlarına belleklerine kazımaktalar. Onlar yarının çocuklarının yüzlerine utanmadan bakabilecekler ama siz kendi çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız?