
Sanatçı Hakan Vreskala, ‘Ez Kurdî Nizanim’ şarkısıyla sosyal medyada büyük bir çıkış yaptı ve bu yılın başında ‘Her Köyde Bir Deli Var’ adındaki albümüyle çok konuşuldu. Rock müziğini arabesk ve halk müziği ezgileriyle donatan Vreskala, Makedon göçmeni olmasından kaynaklı Balkan müziğini de esirgemeyerek ortaya karışık bir şey yapıyor. Ancak bu karışıklık harika bir tını da bırakıyor kulaklarda.
‘Ez Kurdî Nizanim’ ile empati kuruyor. ‘Dağılın Lan’ şarkısıyla AKP’nin ‘adalet’ine de, ‘kalkınması‘na da kendi üslubu ile meydan okuyor: „Cinnet ulan cinnet geçiriyorum/ Her yanda faşizm, her yerde zorba/...Savulun ulan nefes alalım/Dostlar yetişin yoldaşlar nerdesiniz/Taşlar, sopalar, darbukalar omza…“
Hakan Vreskala, İsveç’te yaşıyor, bir oğlu var ve huzurevinde yaşlı ve engellilere bakarak para kazanıyor. Hayattaki en büyük derdi –kendi tabiriyle- Tayyip Erdoğan. Vreskala ile müziğini, hayatını, politik şarkılarını ve yaşama bakış açısını konuştuk.
‘Her Köyde Bir Deli Var’ albümün geçtiğimiz şubat ayında çıktı. Nasıl gidiyor?
Valla beklediğimden çok daha iyi gidiyor. Sürekli turne halindeyiz. Berlin’deydik, oradan Türkiye’ye geçtik, buraya (Viyana) geldik, buradan İsviçre’ye geçiyoruz.
Yaptığın müzik rock müziği, ama içerisinde arabesk, halk müziği, vs. ezgileri olan bir müzik. Sen nasıl tanımlıyorsun bunu?
Hiçbir tanımlamam yok o konuda, söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Bütün parçalarımın ortak özelliği benden gelmesi, başka hiçbir ortak özelliği yok.
Sana ilham veren kişiler var mı?
Of, çok fazla. Ama en büyük idollerimden biri Cem Karaca. 70’lerin o en içten şarkıları, Anadolu sanatçılarının rockla tanışmaları, ilk buluşmaları. Cem Karaca’nın sesindeki o dram. Sonra Şivan Perwer mesela. 6 sene beraber çalıştık. Halepçe şarkısının sözlerinden tek kelime anlamam ama her dinleyişimde ağlatmıştır beni. Allahım ya ne kadar mutluyum, müzisyen olmuşum dediğim anlardı. Şivan Halepçe’yi söylüyor ve karşımızda 10 bin kişi ağlıyor. O acayip bir deneyimdi.
Aynı zamanda stand-up gösterilerin var.
Evet, İsveçce. İronik politik bir şey. Ağzıma geleni söylüyorum yani. Aslında korkuyorum biraz da. Politik konularda görüş bildirmek konusunda biraz İsveçliyim galiba. Türkiye’de çok çok zor olan bir şey. Gerçekten politik olan insanlar bile politik düşünmekten gerilebiliyorlar. Ama yaptığım bu gösteriler hayatın kendisi kadar politik, hayatın kendisi kadar ironik. Stand-up’çıyım diye çıkacak halim yok. Anlatmak istediğim şeyi bazen gitarla destekliyorum, bazen davulla, bazen de sözle. Bir bütün halinde sanatsal bir tasvir.
En meşhur şarkın Kurdî Nizanim. Galiba Kürt bir kız arkadaşına yazdın...
Evet, yani Yunan bir sevgilim olsaydı Yunanca birkaç kelime öğrenmek isterdim. Empati kurabilmek lazım ilişkilerde. Yani biraz şirinlik yapma, konuşmaya çalışma tarzı bir şeydi. Günlük dilde kullanılan birkaç kelime öğrenmiştim. Sevginin oluşturduğu bir empati de olunca oradan bir parça yapmak istedim.
Çok dürüstsünüz bu arada. Bu dürüstlük delilik kavramınıza dahil mi?
Aslında çok standart bir adam olduğumu düşünüyorum. Bir özgeçmişimi yazsam, işte doğum tarihi şu, şu faktörler gerçekleşti. 32 sene sonra nerede bu adam dersen, Viyana çıkar. Bir yandan çok marjinal, sınırdışı, sıradışı yaşıyoruz; bir yandan da çok standart bir göçmeniz. İşte İsveç’e geliyorsun, bir İsveçliyle evleniyorsun, yapamıyorsun, boşanıyorsun, falan. Çok standart bir göçmen profili aslında.
Ama bir delilik profilin var, böyle bir tanımın da var senin.
Aslında benimkisi biraz yakarış. Her köyün bir delisinin olduğu malum. Onlarla tanışma amacı bir nevi. Gazeteleri okuyorum, ortam çok deli Türkiye’de. Hiçbir zaman bu kadar kötü olmadı bence. Politikayla hep ilgili oldum hayatım boyunca ve hiç böyle görmedim Türkiye’yi. Neticede gönül bağım orası, o cağrafya. Hiçkimseden umudum yoktu, ama en azından köyün delileri falan işin içine girerse diye düşündüm. Arada kalmışlık duygusunu ön plana çıkartanlar, hiçbir yere ait olduğunu hissetmeyen insanlarla iletişime geçmek istiyorum. Beni etnik aidiyetimle görmek istemeyen insanlarla. Bütün bunlar da delilik kavramının içerisinde günümüz Türkiye’sinde. Delilik tanımı bu bence.
Politik şarkıların var. Mesele Başbakan’a yazdığın ‘Padişahım Çok Yaşa’ şarkısı... Onun hikayesi nedir?
Aslında ben daha ince, naif şarkılarla uğraşmak istiyorum, Kurdî Nizanim gibi, ama durum acayip kötü. Yani şöyle düşün, Uludere’de bir devlet 34 insanını savaş uçaklarıyla bombalıyor ve insanlara bunu anlatınca sana ‘ama’ diyorlar. Ne ‘ama’sı ya? Bunun ‘ama’sının olma ihtimali var mı? Böyle bir şeyin ‘ama’sı olamaz. Bunu haber bile yapamadı insanlar. Sonra mesela Hopa’da emekli bir öğretmen, adam öldü ve cebinden bir iki lira para çıktı. Hayatını eğitime adamış bir adam. Düşünsene, cebindeki son parasıyla eyleme gidiyor, dönüş parası bile yok. Hayatta bundan daha devrimci, daha romantik bir şey olabilir mi? Bu adam ölüyor ve Başbakan çıkıp televizyonlardan ‘ama’ diyebiliyor. ‘Ama’ değil işte, adam öldü. Sen müslüman bir geleneğin temsilcisisin, ölünün arkasından konuşulmaz. Kim olsa konuşulmaz. Olayın gerçekleştiği akşam röportajını izledim televizyonda. Soru soran gazeteci, Metin Lokumcu’nun akrabası olduğunu söylüyor. ‘Ama o da öyle yapmasaydı’ minvalinde cevap verdi.
Ve bunu protesto eden insanlar da içeri atılıyor...
Evet. O içeri atılan insanlarla dayanışma için saçlarını kazıtan liseli gençler de içeri atılıyor. Senin elinden protesto hakların bile alınmış. Biz de bir yerden sonra yeter diyebildik mi? Ben şahsen kafayı yiyorum. Tayyip Erdoğan’la ilgili şarkı yapmak zaman kaybıdır. Hiç hazmettiğim bir insan da değil. Bu kadar çok korku yaratan insanlar? Bu adam, yenilmez, geçilemez, iktidardan düşürülemez duygusu yaratılan padişahlar vardı zamanında. Bence onun ciddi bir kompleksi var.
Padişahlık kompleksi?
Padişahlık kompleksi var. Onun söylemek istediği bu ve kendisi dışında her şeyi yok etmek üzerine kurulu politikası. Bir şeyi unutmamak lazım; bu adam on senedir iktidarda, Türkiye’nin yüzde 50’sinin oyunu almış. Kürt sorununu bir ay içinde halledebilir. Bir ay içinde. Şu anda ölen herkesin sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır. Tek sorumlusu, başka bir sorumlusu yok.
Başkanlık sistemini bugünlerde ön plana çıkardı...
Ne fark eder? O biraz işi kitabına uydurmak gibi. Adam zaten diktatör.
Kürt sorunu bir ayda çözülür dediniz. Sizce nasıl olur bu?
Yani ben politik bir parti değilim. Yol haritası çizecek de değilim. Ben sadece işin insani boyutuyla ilgileniyorum. Birçok sanatçı var ve bence bu sanatçıların söyledikleri şeyler politikacılardan daha etkili. Benim için bir şey çok önemli; Kürt sorununda annemi ikna edebilmeliler. Ben anadilini yaşayabilmiş bir insanım. Türkçe’yi İzmir’de okulda görmüşüm, resmi ideolojiyi de, gayr-i resmi ideolojiyi de öğrenmişim. O kadar rahattım ki, aidiyetimle rock dinlemeye başlamışım. Yani böyle bir travma yaşamadım. Ama Kürtlerin böyle bir travması var ve bunun tatmin edilmesi gerekiyor, Kürtlerin anlaşılması gerekiyor. Mesela ben diaspora Kürtleriyle çok çalıştım, Şivan Perwer’le altı yıl çalıştım. Ben bile bu travmayı anlayabileceğimi sanmam. Türklerle Kürtlerin birbirini anlaması gerekir. Hakikatler Komisyonu bu bağlamda çok önemlidir. Bu katliamların teker teker ortaya çıkartılması lazım, gerekirse televizyonda bile yapılabilir bu. Türk halkını ikna eder bu. Yani benim annemi, akrabalarımı ikna etmeye yeter. Tayyip Erdoğan bunları yapabilir, ama bunları yapmamayı tercih ediyor. Kürt halkının da ikna olması gerekir, anadil konusu çok önemli mesela. Hatta Türk halkının ikna olması gerekliliği daha ikincil benim için.
Sokak şarkıcılığıyla başladı
Hakan Vreskala 1979 da İzmir’de doğdu. Bornova Anadolu Lisesi’nde kurduğu rock grubundaki baterist kimliğiyle atıldığı müzik hayatı, üniversitede yerini perküsyonlara bıraktı. İTU’deki kısa mühendislik eğitimi girişimini yarım bırakıp, Stockholm Kraliyet Konservatuarı’nda dünya müziği eğitimine başladı. İskandinavya macerasında Şivan Perwer, Sabahat Akkiraz, Ferrus Mustafov, Steffan Sundström, Natascha Atlas, Lars Demian, The ARK ve sayısız diger sanatçıyla turneler ve projelere imza attı. Sokak müzisyenliğinden başlayan kariyeri; 3 sene önce Fatih Akin’in filmi ‘Duvara Karşı ‘nın İsveç Devlet Tiyatrosu rejisinde tiyatroya uyarlandığı eserde yaptığı ve kendi seslendirdiği müziklerle şarkıcılığa dönüştü.
CİHAT EMİR AYKAÇ/VİYANA