Son günlerde Kürdistan’ın bazı ilçelerinde halk, kendi demokratik yönetimleri olan meclislerini büyük bir iddiayla ilan etti. Bu gelişmeyi duymak bile büyük heyecan veriyor, ciddi beklentiler oluşturuyor. 

Halk; “bu devlet benim güvenliğimi sağlamıyor, tersine her gün bir bahane bularak beni katlediyor. Dolayısıyla devlete teslim ettiğim güvenliğimi artık kendim sağlamak istiyorum. Öz savunmamı yapacağım” diyor. “Aynı devlet benim yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarımı vakumlayıp duruyor. Ama kendi ailemin bile geçimini sağlamamın koşullarını sağlamıyor. O zaman devletin beni ve ailemi doyurmasını beklemeyi bırakıyorum. Kendi ekonomimi geliştirmeye başlıyorum” diyor. “Çocuklarımın kendi dilinde eğitim görmesini yasallaştırmıyor. O zaman ben kendi okul sistemimi geliştirip kendi anadilimde eğitim ve öğretimimi geliştireceğim. Kültürel haklarımı kullanmama ve yeni demokratik kültürü geliştirmeme izin vermiyor. O zaman kendi kültürel kurumlaşmalarımı ve yeni demokratik yaşam kültürümü kendim geliştireceğim” diyor. 

Özü itibariyle “devlet beni iyi ve demokratik bir tarzda yönetemiyor. Demokratik taleplerimi dinlemiyor, karşılamıyor. Demokrasi halkın kendi kendini yönetme rejimi ise o zaman bu devletin yönetme biçimi demokratik değil merkezidir hatta diktatöryaldir. Benim kendi kendimi yönetme biçimim, yani demokrasi tarzı bu değildir. O zaman ben kendi demokratik yönetimimi, demokratik yönetim metabolizmamı ve tarzımı kendim geliştireceğim” diyor. 

Merkezi devlet karşısında bu demokratik irade beyanı bir halkın, bir demosun en doğal politik hakkı oluyor. Tam da politik bilinç kazanmış bir halkın bir toplumun yapması gereken de budur. Bu bir demokratik-politik örgütlülük düzeyidir, dolayısıyla inşa edilen bir toplumsal özgürlük düzeyidir. Bugüne kadar yapılmamış olması aslında kendi başına önemli bir kayıptır. Demos’un; halkın bugüne kadar böyle merkezi ve diktatöryal ve şiddet yüklü devlet rejimlerine bugüne kadar tahammül göstermiş olması tabii ki bir kayıptır.

Bir halkın, demokratik bir toplumun kendi varlığını ve demokratik özgür yaşam kararının ilanı olmaktadır. Doğrusu yeni girilen yüzyılın başında Türkiye, Ortadoğu ve giderek dünya halkları için örnek olabilecek özgür, dolayısıyla politik ve iradi bir duruş olmaktadır. Kürdistan halkı başlattığı bu demokratikleşme hamlesini başarıyla ilerletirse, -ki büyük iddia sahibidir- gerçekten örnek alınabilecek, ilham alınabilecek büyük bir demokrasi numunesi olma potasiyeli taşıyor. 

Türk devletinin de esas aldığı merkezi ulus devlet yapılanmaları, eski demokratik toplumların elinden her şeyini almıştır. Modern devlet ulusunun vatandaşlığı teorisinde halk ve toplum dağıtılmış, paramparça edilmiş, adeta atomlarına böldürülmüş. Ordusuyla, polisiyle, istihbaratıyla, yargısıyla, zindanlarıyla, işkenceleriyle, suç ceza kanunlarıyla, zenginlik kaynaklarını emip duran sömürgeci ekonomik politikalarıyla, dev gibi canavarlaşan, "ERK"EK’leşen, "DEV"LET’in sınırsız iktidar gücü karşısında, güçsüz, silahsız, aç ve yoksul bir başına bırakılmış, zavallılaştırılmış, deyim yerindeyse karılaştırılmış bir birey gerçeğine indirgenmiş vatandaş. 

"DEV"LET karşısında bu kadar örgütsüz, politikasız, iradesiz bırakılmış, paramparça bireylerden oluşan devlet ulusunun yeniden kendi varlığının farkına varması adeta imkansız kılınmış. Adeta "DEV"LET’in tekçi ulusu olmak dışında bir toplumsallaşma tarzı mümkün değilmiş gibi hakim bir algı yüzyıllardır dünyaya hakim kılınmış. Türkiye toplumuna da son yüzyıldan beridir hakim kılınmaya çalışılan temel algı buydu. 

İşte Kürtler, Kürdistan il ve ilçelerinde, artık bu algının ne kadar pompalanmış ve inşa edilmiş bir algı olduğunu ve toplumsal hakikatin aslında böyle olmadığını ortaya koymaya çalışıyorlar. Zaten tarih bilinci olan herkes bilir ki, devlet olmazdan önce de, sözde modern dünyanın devlet ulusları olmazdan önce de, halklar ve toplumlar gayet özgür ve demokratik bir tarzda binlerce yıl, üstelik barış ve kardeşlik içinde yaşamışlardır. Tersine modern denilen günümüz kapitalist dünyasında, halkların, toplumların başına bela olan, huzuru ve barışı yok eden temel unsur, maalesef canavarlaşan tekçi "DEV"LET rejimleridir.

Kürdistan’lı ve Demokratik Türkiyeli olan ve olmak isteyen herkese bu gelişme kutlu olsun! 

Onurlu ve demokratik özgür yaşamak isteyen hiç kimse pişman olmayacak. Özellikle de kadınlar için tam bir özgür yaşam zemini ve ortamı kapıda bekliyor. Kadınların bu gelişmeyi sıfır kaygıyla kucaklaması, kendi özgür gelecekleri açısından adeta bir teminat sayılır. Kadınlar, oldukça demokratik tarzda oluşturulmaya başlanan bu halk meclislerine, bu halk yönetimlerine büyük bir heyecanla koşması, içinde yer alması lazım. Hatta kendi meclislerini ve yönetim metabolizmalarını paralel bir biçimde gecikmeden oluşturması lazım.