DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, toplumsal sahiplenmeye rağmen iktidarın açlık grevlerine ve taleplerine sessiz kalmak için elinden geldiğini yaptığını söyledi. Güven, “Faşizmin değirmenine su taşımayalım. Geç olmadan herkes elinden geleni yapmalı, tecrit kalkmalı” dedi.
Öcalan üzerinde devam eden ağırlaştırılmış tecridin sonlandırılması talebiyle Leyla Güven tarafından başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi, 91 tutsağın katılımıyla 23 cezaevinde devam ediyor. Güven, Mezopotamya Ajansı’na gönderdiği mektupla sürdürdüğü eylemi, gördüğü destek ve sağlık durumu hakkında bilgiler verdi. Başlattığı açlık grevini hem cezaevinde hem de dışarıda sahiplenen herkesi selamladığını belirten Güven, bu eylemin etrafında gelişen sahiplenme halkasının tam da bu eylemin taleplerinin ne kadar meşru, haklı ve toplumsal bir anlam taşıdığını gösterdiğini ifade etti.
Talebimizin meşruluğu ortada
Açlık grevi ile “toplumsal barışın ve demokratik yaşamın bir an önce inşa edilmesi için yapılması gerekenlere” dikkat çektiğini vurgulayan Güven, “Sayın Öcalan üzerindeki tecrit, toplumsal barışın kalıcılaşmasının önünde bir engeldir. Sayın Öcalan toplumsal barışın inşasında önemli bir aktördür. Bunu yaptığı teorik ve pratik deneyimleriyle fazlasıyla kanıtladı. Dolayısıyla toplum tüm bu gerçekliğin farkındadır. Talebimin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak olumlu sonuçları gördükleri ve bildikleri için eylemim daha ilk günden itibaren içeriden ve dışarıdan 7’den 70’e sahiplenildi. Kendi talepleri olarak kabul ettiler. Zaten eylemimin ne anlam ifade ettiğini, neyi amaçladığını daha önce çokça dile getirdim. Elbette bu sahiplenme düzeyi talebimizin meşruluğunu ortaya koyuyor. Ben bu sahiplenme düzeyinin gün geçtikçe daha da yoğunlaşarak, derinleşerek ve yaygınlaşarak süreceğine inanıyorum. Bir eylemin haklılığı ve doğruluğu, eylemin toplum nezdinde sahiplenme düzeyiyle ölçülür, belli olur. Bir anlamda sesimi, sesimizi içerdekiler olarak duyurduğumuza ve belli bir noktada sonuç alacağımıza inanıyoruz” dedi.
İktidar sessiz kalmaya çalışıyor
Güven, bu sahiplenmeye rağmen iktidarın açlık grevlerine ve taleplerine sessiz kalmak için elinden geldiğini yaptığına da işaret etti. Güven, şöyle sürdürdü: “Meclis’te bütçe görüşmeleri yapıldı. Vekil arkadaşlarımın hemen hemen hepsi konuşmalarında eylemi selamladı, hatırlattı iktidara. Sürekli olmasa da televizyondan takip etme imkanını yakaladım. Fakat iktidar duymazlıktan geldi. AKP bu eylemin böyle kısa sürede sahipleneceğini, yankı bulacağını ummuyordu. Çünkü Türkiye’de faşizm uygulamalarının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Toplumun her kesimi yoğun bir baskı altındadır. AKP herkesi susturma, korkutma, direnişten düşürme politikalarıyla yönetiyor. Fakat halkların da kırmızı çizgileri var. Yeri ve zamanı geldiğinde iktidarlara karşı durmayı da bilirler. Aynı zamanda AKP’nin bu sessizliğinin altında büyük bir öfke ve kin var. Bu yüzden eylemi görmezden geliyor. İktidar istediği kadar sessizliğini sürdürsün, fakat toplumun haklı taleplerine cevap vermek zorundadır. AKP-MHP iktidarı öyle bir dönemden geçiyor ki, neye dokunsa yanıyor. İç ve dış politikada içler acısı bir hal, ekonomik kriz tüm ağırlığıyla sürüyor. Kuşkusuz toplumsal baskı her geçen gün büyüyor ve AKP’nin en büyük korkusu da bu oluyor. Tabi eylemimiz de AKP’yi en çok zorlayan hususlardan biridir. AKP kaybetmeye mahkum.”
Direnişin büyüyeceği görülmeli
Eyleminden sonuç alacağına olan inancının tam olduğunu ifade eden Güven, haklılığını ise halkın sahiplenme ve destekleme düzeyinden aldığını kaydetti. Güven, şunları ifade etti: “Mücadele etmenin, direnmenin her zaman kazandırdığının bilincinde olduğum için güç alıyorum. Faşizm ortamında, kaos zamanında insani ve vicdani olan bir talepte bulunmaktan, bu sessizliği kendi adıma bozmaktan huzurluyum. Bir şeyler yapıyor olabilmenin rahatlığı, duygu ve düşüncesi beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Belki de haklı olduğumuz için güçlüyüz. Biz diyorum; çünkü bu eylemi tek başıma yürütmüyor, onlarca yüzlerce arkadaşımla içeride ve dışarıda yürütüyoruz. Bu direnişin daha da büyüyeceği ve sonuç alacağını herkes görmelidir.”
Her geçen gün güçlendim
Güven, mektubunda sağlık durumu hakkında da bilgi verdi. Açlık grevinin kendisini düşünsel, ruhsal ve duygu boyutunda güçlendirse de bedensel olarak aynı şeyi söylemeyeceğini paylaşan Güven, sağlığı hakkında şunları aktardı: “Beden açısından eskisi gibi olmadığım bir gerçek. Aktifliğim azalmış haliyle. 40. güne kadar havalandırmada birkaç saat volta atıyor, yürüyüş yapıyordum. Fakat son günlerde havaların soğuması hem de yorgunluk yürüme saatlerimi kısalttı. Yağışın olamadığı günler de en fazla bir saat volta ve yürüyüş yapabiliyorum. Yağış olunca hiç çıkamıyorum. Kitap okumalarım devam ediyor. Gazete okumayı yanımda olan arkadaşlar yapıyorlar, yorulmayayım diye. Gündemi takip etmeye çalışıyorum. Cezaevi idaresinin verdiği sabit radyo kanalarından haber dinleme, tartışma programlarını takip ediyorum. Yazı yazma işleri eskisi gibi değil, azalmış, epey yoruyor. Günlük rutin işlerimi aksatmadan yapıyorum. Tabi hız açısından bir yavaşlama söz konusu.
Baş ağrıları, halsizlik, yorgunluk…
Sağlığım açısından şimdiye kadar ciddi bir sorunla karşılaşmadım. Genel olarak halsizlik, baş ağrıları, erken yorulma, sese, kokuya karşı hassasiyetler arttı. Yine son 10 gündür tansiyonda bir düşüş var. Belli bir kilo kaybı olsa da formu mu koruduğumu söyleyebilirim. Hatta arkadaşlar ‘Her gün daha güzelleşiyorsun’ diyorlar. Günlük rutin sağlık kontrollerim cezaevi reviri tarafından yapılıyor.”
Türkiye toplumu da görmeli
Güven, daha önce defalarca ifade ettiği gibi üzerindeki tecridin sonlandırılmasını istedikleri Öcalan’ın herhangi bir tutuklu olmadığının altını çizip, “Sayın Öcalan’a yaklaşım, tüm Kürt halkına yaklaşımdır” dedi. Öcalan için 99 yılında başta cezaevleri olmak üzere her yerde yapılan “Güneşimizi Karartamazsınız” eylemlerinde onlarca insanın bedenini ateşe verip bedeller ödendiğini hatırlatan Güven, şunları kaydetti: “Bu dönem de tecrit karşısında tüm cezaevlerinden yoğun bir eylem talebi var. AKP-MHP faşist iktidarının amacı bedel ödetmekse zaten bedeller veriliyor. Kazanımlar bedellerle elde edilmiştir. Bu anlamda Türkiye toplumu var olan hassasiyetleri görmeli, Kürtler dışındaki herkesin sorumluluk sahibi olması gerekiyor. Faşizmin değirmenine su taşımayalım. Halkların kardeşliğine sahip çıkalım. Geç olmadan herkes elinden geleni yapmalı, tecrit kalkmalı.” AMED
Zeydan da açlık grevine başladı
HDP eski Milletvekili Abdullah Zeydan, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nde açlık grevine başladı.
Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde rehin tutulan Zeydan, 10 günlük açlık grevi eylemi gerçekleştireceğini belirtti. Zeydan avukatları aracılığıyla şu mesajı paylaştı: “DTK Eşbaşkanımız ve Hakkari Milletvekilimiz Sayın Leyla Güven, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için 55 gündür bedenini açlığa yatırmıştır. Türkiye son 4 yıldır binlerce insanımızın yaşamına sebep olan bu şiddet sarmalından çıkmanın yolu Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasıdır. Değerli vekilimizin çığlığına, çağrısına destek olmak için 10 günlük açlık grevine başladığımı belirtmek isterim.”
Direnişi büyüterek tecridi kaldırmak mümkün
Güven, kaleme aldığı mektup ile yeni yıl mesajı paylaştı.
Güven’in yeni yıl mesajı şöyle: “Toplumlar her yeni yılı karşılarken, en çok özlem duydukları, olmasını istedikleri arzularının gerçekleşmesini ister ve dilerler. Bu istem ve özlemler, her coğrafya ve topluma göre değişir. Ortadoğu’nun en kadim halkı olan Kürtlerin ortak ve neredeyse tek bir özlem ve istemi var; kalıcı ve onurlu bir barış. Yediden yetmişe herkesin istemi toplumsal barışın gelmesi. Bu ortak talep için yaşamın her alanında kesintisiz mücadele ediyorlar.
2018 yılının başlangıcında bütün Kürtlerin yüreği zeytin kokan kent Efrîn’de atıyordu. 2019 yılının başlangıcında ise bu yürek, dünya kenti olan DAİŞ’in işgalinden kurtulmayı başaran Kobanê’de atıyor. Yine 2018’den önce ve sonra Kürt halkının üzerindeki tecrit kalkmış değil. Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit, tüm Kürt halkına uygulanmakta. Kuşkusuz 2018 de geçmişteki yıllar gibi acısı, kederi ile geride kaldı. Yerleri asla doldurulmayacak halk kahramanları fiziken bu yıl içinde aramızdan ayrıldılar. İbrahim Ayhan yoldaş ve daha niceleri.
Acılar hiç değişmedi, hatta katlandı. Ne mi oldu? Kadınlar her zaman olduğu gibi erkek şiddetinin kurbanı oldular. Cezaevleri dolup taştı, hukuksuzluklar had safhada. Bedel ödenerek elde edilen haklar ellerinden alınmak isteniyor. Tutsaklar yine direniyorlar. Bu insanlık suçu olan tecrit kalkmadı, kalkması için direniş var. Çocuk tutsaklar saldırı altında olmaya devam ediyor. Hasta tutsaklar yavaş yavaş ölüme terk ediliyor. Toplumun vicdanı kanıyor.
Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri toplanmayı bırakmadı. Ölümler durmadı, barışın adı cılız kaldı.
2018’de AKP-MHP faşist iktidarının yasakları, baskıları, saldırıları artarak sürdü. Kürt halkının seçilmişleri yargı eliyle siyaset dışına itildiler. Tutuklandılar, cezalandırıldılar. Düşünce suçundan, ifade özgürlüğünden yargılanmayan kimse kalmadı. DTK faaliyetlerinden dolayı yüzlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı, onlarca yıllık cezalar aldılar. Oysa DTK Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün adresidir.
2018 yılının bir de başarıları var. Faşizm ortamında gerçekleşen seçimlerde büyük başarılar elde ettik. Newroz’da, 8 Mart’ta alanlarda oldu Kürtler. Yılın son baharında ise tecridin bir insanlık suçu olduğu gerçeğinden hareketle tecridi kırmanın direnişini başlattık. Evet 2019 yılına Diyarbakır zindanında büyük ölüm orucu direniş ruhu ile giriyoruz. Aradan 36 yıl geçmesine rağmen direniş ruhunun hala canlı olduğunu bilmek, yaşamak onur verici. Yeni yılı direniş ile karşılamak inanılmaz güzel bir duygu. Bu aynı zamanda bütün yılın direniş ile geçeceğinde müjdesi. Direnişi büyüterek tecridi kaldırmak mümkün.
2019 yılı tam da özgürlük yılı olacak. Rojava’da kızıl bir güneşin doğuşuna tanıklık edeceğiz. Halkların birlikte yaşam sözleşmesinin hayat bulacağı bir devrim, Rojava Devrimi. Dünyanın en büyük kadın devriminin yaşandığı bu coğrafyadaki demokratik gelişmeler, bütün Ortadoğu’yu etkileyecek ve halklar artık başkalarının çözümüne ihtiyaç duymayacak. 2019’dan beklentilerimizden çok hedefimiz büyük olacak. Açlığın, sefaletin, işsizliğin, çocuk istismarının, kadın kırımının, tutuklamaların, ölümlerin olmadığı bir yıl olması dileğiyle, herkesin özellikle direnişçilerin yeni yılını kutluyorum. Yeni yıl direnişin kazandığı bir yıl olsun.”
Eylemdeki tutsaklar
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan tutsaklar:
16 ARALIK
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi: Hacer Halil Yusuf, Ruhşan Bozan, Özlem Özdemir, Ayten Gülsüm ve Özlem Söyler.
Kandıra F Tipi 1 Nolu Kapalı Cezaevi: İbrahim Kaya, Umut Çamlıbel, Yusuf Başaran, Güven Süvarioğlu, Rıdvan Güven ve Necla Atak.
Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi: Mehmet Bozdağ, Cengaver Aykul, Atilla Coşkun Özer, Ömer Kabul ve Abdullah Kızılkaya.
Elazığ 1 Nolu Kapalı Cezaevi: Metin Serhat, Harun Alkan ve Musa Candemir.
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi: Sercan Gümüş, Rıdvan Kaya, Nimetullah Cinkılıç, Hayati Uzman ve Cüneyt Aslan.
Van F Tipi Kapalı Cezaevi: Cihan Tamur, Barış Kahraman, Şahin Öncü, Azim Sökemen ve Bahtiyar Kemal Hasan.
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi: Esma Başkale, Belgin Kanat, Zozan Kutum ve Reyhan Coşmuşlu.
Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi: Leyla Güven, Evin Kaya, Kibriye Evren ve Hilal Ölmez.
Trabzon Beşikdüzü T Tipi Kapalı Cezaevi: Ali Bektaş, Dılgeş Yaşar ve Abdullah Aydın.
17 ARALIK
Tekirdağ F Tipi 2 Nolu Cezaevi: Ahmet Osman, Seyhan Kurt ve Yakup Kaymaz.
Kandıra F Tipi 2 Nolu Kapalı Cezaevi: Sadettin Yaşar, Turan Günana ve Mesut Atış.
Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi: Ramazan Çeper, Zerdeşt Oduncu ve Adem Arslan.
26 ARALIK
Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi: Uğur Çiçek, Abdurrahman Yılmaz, Mehmet Kaplan ve Serhat Güzel.
İzmir (Aliağa-Şakran) T Tipi 2 Nolu Kapalı Cezaevi: Mehmet Durak, Tanju Yıldırım, Nihat Ekmez, Yakup Güneş ve Ramazan Atalay.
İzmir Kadın Kapalı Cezaevi: Rahşan Aydın, Ebru Güden ve Gülten Akgün.
Kırıklar F Tipi 1 Nolu Kapalı Cezaevi: Erdal Polat, Abdullah Oral ve Sami Öztürk.
Kırıklar F Tipi 2 Nolu Cezaevi: Ozan Alpkaya ve Halis Dağhan.
Tekirdağ F Tipi 1 Nolu Cezaevi: Sinan Çelik, Rıdvan Turan, Burhan Barut, Erhan Aydın ve Ali İlhan Bayer.
Tekirdağ F Tipi 2 Nolu Cezaevi: Serdar Şahin, Ahmet Sürme, Ümit Akgümüş, Ahmet Arif Yöyler ve Roger Tirej Özalp.
Silivri 5 Nolu Cezaevi: Zafer Sağlam, Abdulselam Akdoğan, Hamza Doğrul, Yusuf Bayram, Halil Ay ve Şiyar Yıldırım.
Silivri 9 Nolu Cezaevi: Seyhan Çiçekli.
Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi: Sedat Alçiçek, İsa İpekli, Davud Önder, Emrah Ubik ve Kerem İmrak.
Bafra F Tipi Kapalı Cezaevi: Abdullatif Teymur.
Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi: Süleyman Benzer ve Mehmet Erbey.
Avukatların talebi reddedildi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarının, müvekkilleriyle görüşmek için yaptığı 777. başvuru, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından reddedildi.
İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Öcalan’ın avukatları Faik Özgür Erol, Hüseyin Boğatekin ve Cengiz Çicek müvekkilleriyle görüşmek için önceki gün Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı. Başvuruya cevap veren başsavcılık, “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçesini göstererek reddetti.
Avukatların, 27 Temmuz 2011’den bu yana Öcalan’a ilişkin yaptığı bütün görüşme başvuruları, “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda”, “OHAL” ve “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçeleriyle reddediliyor.
91 tutsak eylemde
Türkiye’nin 23 cezaevinde 91 tutsak, 2019’a süresiz-dönüşümsüz açlık greviyle girdi.
Rehin tutulan DTK Eşbaşkanı Güven’in atelibini sahiplenerek 16 Aralık’ta 8 farklı cezaevinde başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi de 17. gününde devam ediyor. 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 16. gününde, 26 Aralık’ta 12 cezaevinde başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi de 7. gününde devam ediyor. Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemlerine Leyla Güven 8 Kasım’da, 16 Aralık’ta 39 tutuklu, 17 Aralık’ta 9, 26 Aralık’ta ise 42 tutuklu katıldı.