1 Milyona yakın Kübalı "Maximo Lider“ Fidel’i uğurladı.

Fidel’in bize veda etmesi, dünyayı zıt iki demografiye ayırdı.

Biliniyordu ama; bu trajedinin gölgesinde de, devrim ve karşı devrim kamplarını yeniden görüntüleyebildik. 

Kürdistan’da da benzeri bir gelişmeye tanık oldu.

Sosyal Medya’da Fidel’in "ölümü“ne sevinen "Kürtler“, siyasi poz verdiler.

Buna uyarlı; "Maximo Lider“ yazımla ilgili ilginç tepki Paris’ten geldi:

 "Selim Ağa“ ile başlayan ve Kirmanckî (Zaza) notunun sonunda Dr. A.K.‘ın "Birgün gelecek Kürdistan kurtulacak, özgürleşecek, o zaman sizden hesap soracağız“ ifadesini, nazik bir davet olarak algıladığımı ve müteşekkir olduğumu, not etmek istiyorum.

Kendisine özgü bir Kirmanckî kullanmış, kelimeleri büyüleyip, linguistik bir araştırma yoluyla, yazıyı anlayacağım cümlelere çevirdim ve nihayetinde çözdüm.

Dr.‘un eleştirisinin temelinde, 1988 ve 1989 yıllarında Halepçe katliamından sonra, Küba ve Sovyetler’in Saddam’dan taraf oldukları yatıyor.

Hatırladığım kadarıyla, sorun BM oylamasında, Küba’nın kınamayı onaylamamasıydı.

Kınamalıydı.

Sadece bu değil; Mustafa Kemal’in Heykeli Havanna’ya dikilmeseydi.

Bolşevikler, Mustafa Suphi ve arkadaşlarını Ocak 1921’de Karadeniz’de katleden Türkiye’de ilk Komünist katliamını gerçekleştiren Kemalistler’i ve Mustafa kemal’i göreceli "ilerici“ göstermeseydi.

Küba, ABD’ye karşı blokta yer alan İran ve Irak’la aynı resim karesinde hiç yer almasaydı.

Ve nihayetinde, Mesud Barzani, Saddam ile hiç fotoğraf çektirmeseydi.

Mesud Barzani ve Celal Talabani, Özal döneminde Türk Pasaportu almasalardı.

Çarpıtmak için sıralamıyorum bunları.

Nihayet, İkinci Komünist Enternasyonal‘dan gelen Komünist mirasın sahipleri, birçok konuda özeleştiri verdiler, vermelidirler; Kübalı Komünistler de bunu yapmalı…

Küba’dan görünen, Güney Kürdistan’ın ABD Petrollerine bekçilik yaptığı.

Ancak, Güney Kürdistan’ın ABD için bedavadan ucuz bir coğrafya olması, ABD Güney Kürdistan ilişkilerinin olmaması gerektiğine dayanak olamaz.

Aynı dönemde, yani doksanlı yıllarla birlikte, dünya hükümdarı ABD ile dünyanın en mazlum halklarından biri olan Kürtler’in politik çıkarları aynı kavşakta çakıştı.

Sonradan, Rojava’da olduğu gibi.

Böylece, her tarihi aksiyon detaylı bir analizi olmadan, hangi gücün neden dolayı bir duruş sergilediğini anlamak mümkün değil. 

Fidel’in bizi terketmesinden sonra, özellikle Kürdistan coğrafyasında ortaya çıkan tabloda, başka gerekçeler ileri sürülerek, "yerküresinin son Komünisti“nin eleştirilmesinin temelinde başka bir hesaplaşma var.

Bu hesaplaşma, Barzanizm ile Sosyalizm arasında; Bundan dolayı da Dr. hesap sormak istiyor.

Bilinmesi gereken ufak bir not:

Bazen yanlış yapanlar, doğru bir kapıdan çıkmasını bilirler; Ve defalarca "doğru“ davrananlar, yanlızlığa mahkum olmaktan bir türlü kurtulamazlar.

Ancak hatırlatmak istiyorum. On yıl önce konuk olarak gittiğim, devletsiz Güney Kürdistan’ın kurtarılmış alanlarında şahit olduğum; amansız bir hesaplaşmanın olduğuydu.

Kürdistan’daki egemen sınıfla, yoksul köylüler ve işçiler arasındaki uçurum, bu hesaplaşmayı derinleştirdi: şimdilerde görünen, Hewler’de de bir Kandil yüreğinin attığıdır.

Sonunda hesabın olduğu her Kürdistan karesinde, hesaplaşma da var!