İran’ın desteklediği Şii milis gücü Heşdi Şebi’nin büyük bir hızla Suriye sınırına doğru ilerlemesi bölge genelinde birçok gücü kaygılandırmaya başladı. Öyle ki, birbirinden farklı ve tezat senaryolar dahi dile getirildi. Kimisi ‘Suriye’ye geçecek’, kimisi ‘Ürdün’e girecek’ dedi. Bu söylemler aslında çok temelsiz de değil. Ama reel değil. Çünkü Heşdi Şebi’nin kalkıp Suriye veya Ürdün’e girmesi bölgede yeni bir DAİŞ vakasının türemesi demektir. Heşdi Şebi yapsa da İran’ın böyle bir hata yapması pek olası görünmüyor. Ama bu durum İran’ın Ürdün olmasa da Suriye’ye yayılmak istemediği, İran’dan Irak’a, oradan da Suriye’ye uzanan bir savunma hattı ve egemenlik sahası oluşturmak istemediği anlamına da gelmiyor. Türkiye ve KDP’nin de aralarında olduğu Sünni cephenin korkusu da işte bundan kaynaklanıyor. 

İran’ın korkusu ise bu savunma hattının kırılmasından kaynaklanıyor. Çünkü asıl amacı İran’ı daraltmak olan Arap baharıyla Batılı güçler, İran’ın resmi sınırları dışında oluşturduğu Şii savunma hattını kırmayı hedeflediler. Bu amaçla Şii Irak hükümeti ile Alevi Suriye rejiminin ilişkisini kesmek için araya Sünni bir güç koymayı planladılar. DAİŞ işte bu plan doğrultusunda türeyen, bir Batı üretimiydi. Fakat DAİŞ sonradan kontrolden çıktı. İşlediği cinayetler ve akla hayale gelmeyecek tarzdaki vahşetiyle dünya çapında teşhir oldu. Tabi ki bu durum batıyı da telaşlandırdığı kadar, hesaplarının ters yüz olmasına ve kartların yeniden karılmak zorunda kalınmasına neden oldu.  

Karşısında geliştirilen planın farkında olan İran da bu ara dönemde kendini toparlama ve karşı hamle yapma zamanı ve zemini buldu. İran’ın planı bir taraftan nüfus olarak çoğunluğu Şiilerden oluşan Yemen ve Bahren’deki Sünni iktidarları yıkıp, yerine Şii bir iktidar oluşturmak iken, diğer taraftan Şii Irak hükümeti ile Alevi Suriye rejimi arasındaki bağlantıyı yeniden kurup, Şii Hilali’ni tamamlamaktır. İran bu şekilde Şii kuşağını tamamlayarak kendi savunma hattını oluşturmaya çalışıyor. İran bağlantılı Şii milis gücü Heşdi Şebi’nin büyük bir hızla Suriye sınırına ilerlemesi de işte bu hilali ve savunma hattını yeniden oluşturma amaçlıdır. 

Fakat Şii hilalini tamamlamak için Heşdi Şebi ya da Irak hükümetinin tek başına Suriye sınırına ulaşması yetmiyor. Çünkü sınırın Suriye yakası hala önemli oranda DAİŞ’ın elinde. DAİŞ’ten kurtarılan yerler de Demokratik Suriye Güçleri’nin kontrolünde. Bu bakımdan Heşdi Şebi’nin sınıra ulaşması kadar Suriye rejiminin de sınıra ulaşması gerekiyor. Zaten bu amaçla da Suriye rejim askerleri Palmira üzerinden Irak sınırına ulaşmak için büyük çaba içindeler. 

Tabi Ortadoğu’da devam eden üçüncü dünya savaşında DAİŞ, cephenin en yumuşak karnını olduğu için herkes bölgede siyasi, askeri ve ekonomik olarak bir etkinlik sahibi olabilmek için birbiriyle yarış halinde DAİŞ’i vuruyor. Ama (en azından şimdilik) birbirleriyle bir çatışmaya girmeye çekiniyorlar. Çünkü karada savaşan her örgütün veya gücün arkasında bir devlet, hatta küresel bir güç bulunuyor. Bundan dolayı Suriye rejimi de Deyrazor hattı ve Suriye sınırının bir kesimi daha DAİŞ’ın kontrolündeyken ilerleyip, bu bölgeleri ABD ve müttefiklerinden daha erken almayı ve bu şekilde Irak sınırına, yani Heşdi Şebi güçlerine ulaşmayı hedefliyor. Bu anlamda Suriye rejimi ve ittifakları Rusya ve İran, Suriye-Irak sınırına daha erken ulaşmak için ABD ve müttefikleriyle bir yarış halindeler.  

İran’ın planladığı bu hamle karşısında tabi ki ABD de boş durmuyor. ABD de bir taraftan Demokratik Suriye Güçleri eliyle yürütülen Rakka operasyonuna hız vermeye ve buradan da aşağı inmeye, diğer taraftan da Suriye-Irak-Ürdün üçgenine yerleşen Özgür Suriye Ordusu’na bağlı güçleri destekleyerek yukarı doğru ilerlemeye çalışıyor. Bu şekilde Irak-Suriye sınırını kapatmayı ve Suriye rejimi ile Şii Irak hükümetinin organik bağının oluşmasını önlemeyi hedefliyor. 

Türk devleti ve KDP’nin rahatsızlığının esas nedeni ise daha farklı. Onların rahatsızlığının nedeni Heşdi Şebi’nin Suriye sınırına ulaşmasıyla Rojava ve Şengal’in yeni bir sınırının oluşmasından ileri geliyor. Çünkü Şengal ve Rojava şimdiye kadar Türk devleti, KDP ve DAİŞ’ın kuşatması ve ambargosu altındaydı. Heşdi Şebi’nin Beac’i almasıyla, Rojava ve Şengal’e yönelik bir ambargo kararı Türk devleti ve KDP’nin tasarrufundan çıkmış olacak. Onları rahatsız eden esas nokta da bu yeni durumdur.  

Şu an Irak ve Suriye’de devam eden savaşı ya da yapılan hamleleri DAİŞ ile DAİŞ karşıtı güçler arasında yapılan hamleler olarak ele almaktan ziyade, İran ile ABD’nin karşılıklı yaptıkları hamleler olarak görmek daha gerçekçidir. Bu savaşta DAİŞ aktör değil, zemindir. Aktörler esas olarak ABD veya Uluslararası Koalisyon ile İran yanlısı cephedir. Bu savaşta KDP ve Türk devleti ise Kürt özgürlük mücadelesine düşmanlıklarından ötürü, savaşın esas aktörleri arasında gidip gelen, ama kendini bir türlü de bir yere koyamayan bir pozisyondadır.