
Çiya Abdulselam, Hesekê'de komün yöneticiliği yapmış, özgürlük mücadelesine yıllarca emek vermiş ve bunu hala sürdüren devrimci bir kadın. İşkencelerden geçen ve ölüm tehlikesiyle yüzyüze kalan Çiya Abdulselam, aynı zamanda çantasını hazırlayarak oğlunu gerillaya gönderen bir anne.
İki kızı ve torunu ile bir yıldan fazla bir süredir göç ettiği Bielefeld'den ve Avrupa'dan şimdiden sıkıldığını ifade ediyor.
'Burada kimse çalışmıyor'
Bielefeld Demokratik Kürt Toplum Merkezi'nin bir köşesinde oturmuş, şaşkın şaşkın etrafı süzerken takılıyor gözlerimize Çiya Abdulselam. Yanına yanaşıp hal hatır sorduğumuzda; "Hiç iyi değilim" diyerek başlıyor anlatmaya: "Buranın kanunları ile Hesekê'nin kanunları birbirini tutmuyor. Biz Hesekê'de çok çalışıyorduk. Yardım topluyorduk, gençleri örgütlüyorduk, ev ev dolaşıyorduk. Komün yaşamı vardı. Zahmetliydi ama çok güzeldi. Burada kimse çalışmıyor, çok farklı. Burada savaş yok, hoşgörü var. Korku yok, herkes evinde rahat uyuyabiliyor ama rahatlık var. Bu kadar rahat olmamalıyız. Çalışmalar zayıf. " Abdulselam bunları anlatırken aslında herkese görevlerini hatırlatıyor.
Asıl adı Fatma, ancak kendi çevresinde Çiya Abdulselam olarak biliniyor. Biz de kendisine böyle hitap ediyoruz.
7 kere kovuldu ama kazandı
Tam iki defa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'la görüşmüş. Hesekê'de 33 komünün yöneticiliğini yapmış, insanları örgütlemek için kapı kapı gezmiş. Öcalan'la buluşmasını şöyle anlatıyor: "Bir gün Önderliğin yanına gittim. Dedim ki kendisine , 'Başkanım bir eve 7 kere gittim, beni 7 keresinde de kovdular. Ama yılmadım, sonunda o evi kazandım.' Başkan 'Doğru yapmışsın' dedi bana."
32 yıl devrim için çalıştı
90'lı yıllarda BAAS rejiminden çok çekmiş Çiya Abdulselam. Öcalan'ın kitaplarını taşıdığı gerekçesiyle cezaevine atılmış. O yılları şöyle anlatıyor: "32 yıl ben Kürdistan için faaliyet yürüttüm. Özgürlük mücadelesinin bir çalışanı olduğum için BAAS rejimi bana çok acı çektirdi. Önderliğimizin kitapları nedeniyle zindana girdim. Tehdit amaçlı kapımın önüne sabun kalıbı ve beyaz kefen bırakıldı. Mermi kovanları bile koydular kapının önüne. İşkence gördüm. Hiç unutamam.”
Kadınlar örgütlenmeli
Gerillaya giden oğlunun çantasını kendisi hazırlamış, ellerine kına yakıp uğurlamış. Anlattıkça duygulanıyor. Ardından kadınların Rojava Devrimi'nde kadının yarattıklarına dikkat çekiyor: "Önderlik demişti ya 'kadın özgür olmadan toplum özgür olamaz' diye, çok doğru. Kadın kölelikten kurtulmadan toplum da kölelikten kurtulamaz. Biz Hesekê'de kendimizi korumak için silah eğitimi de aldık, örgütlendik. Kadınlar yarınımızın garantisidir, örgütlenmeliler."
Türkiye'den DAİŞ'e ilaç ve uyuşturucu
Erdoğan'ın Esad'dan da beter olduğunu söyleyen Abdulselam, Türkiye'nin DAİŞ çetelerine desteğine tanık olduğunu şu sözlerle dile getiriyor: "Kimse Kürtlere acımıyor. Erdoğan 'müslümanım' diyor, müslümanın kanını döküyor. DAİŞ çetelerini üzerimize sürüyor. Ölen DAİŞ'lilerin üzerinden Türkiye'nin ilaçları çıkıyordu. Uyuşturucu iğneleri, hapları çıkıyordu. Gözlerimle gördüm. Bunları hep Türkiye veriyordu. Şimdi askerlerini Rojava'ya sokmuş ama pişman olacak."
'Önderlikten haber yok, içim içimi yiyor'
Avrupa'ya, aldığı ölüm tehditleri ardından gelmiş ancak yaşamından hiç memnun değil. Şikayetini, "Beni öldüreceklerdi. Sürekli tehdit alıyordum. Buraya geldik hiç rahat değilim. Sabahtan akşama kadar evde oturuyoruz, hasta oluyoruz. Önderliğimizden haber yok; duramıyorum, içim içimi yiyor. Kimse çalışmıyor. Ben bu durumda nasıl evde oturabilirim?" sözleriyle ifade ediyor.
Bir çırpıda birçok konuda ara vermeden konuşan Çiya Abdulselam'ın daha anlatacak çok şeyi vardı ancak süremiz kısıtlı. Teşekkürler Çiya Abdülselam. Önderliğin de sana dediği gibi 'Kürdistan'da senin gibi 4 kadın olsaydı, neler değişirdi neler...’
MURAT MANG / BIELEFELD