MEHMET ZAHİT EKİNCİ/KASSEL


Devrim koşusunun yılmayan ihtiyar delikanlısı, eylemlerde elinde megafonuyla “Heval pênc, pênc bimeşin“ (Heval beş, beş yürüyelim) diyerek kitlenin disiplinli bir şekilde yürümesini kendisine vazife edinmiş bir isim Bahattin Kaplan, namı diğer Bahattin Heval. Eylemlerin daimi katılımcılarından olan Bahattin Kaplan, belinden olduğu ameliyata, bacaklarında yel olmasına rağmen, günlerce hatta haftalarca süren uzun yürüyüşlerde de yerini almış. 

1958 Urfa Viranşehir doğumlu, 9 çocuk babası olan Bahattin Kaplan, 1980 askeri darbesiyle kardeşi İzzet Kaplan’ın cezaevine girmesi ardından Hatay’a yerleşmiş, 1996 yılında ise Almanya’ya gelmiş. İltica eden Kaplan, Kassel yakınlarına yerleşmiş. Almanya’ya geldiği ilk yıllar Dortmund’da katıldığı bir etkinliğe yüzbini aşkın kişinin katıldığını ve çok etkilendiğini anlatan Kaplan, “Memlekette ulusal mücadeleden uzak geçen günlerim aklıma geldi... İçim adeta cız etti“ diyor ve ardından yaptığı muhasebeyi şöyle anlatıyor:


Eylem dönüm noktası oldu

“Eve geldik. Eşimle yürüyüşün muhasebesini yaptık. Ortam, insanlar, bağlılık ve disiplin beni o kadar etkilemişti ki duygularımı anlatamıyorum. Eşime dedim ki, ‘Sultan bugün yeni ve onurlu bir yaşamın kapılarını araladım.’ Bu kadar etkileneceğimi tahmin etmiyordum. İkimizde sessizce mutluluk gözyaşları döktük. Eşime, ‘Bundan sonra bedeli ne olursa olsun ben de kendimi bu mücadeleye vakfedeceğim. Ben de bu kutsal yolun bir hizmetkarı olacağım’ dedim.“


‘Gitmesem hasta olurum’

Bahattin Heval, kapısını yeni yeni araladığı bu mücadelede deyim yerindeyse yerinde duramaz artık. Mücadelesiz geçen yılların intikamını almak istercesine çalışmalara dört elle sarılır. Önerilen her görevi seve seve yapar. Yaşı ilerlesede, belinden ameliyatta olsa da hiçbir engel tanımaz. Yapılacak herhangi yürüyüşün haberini duyduğunda heyecanlandığını, günler öncesinden hazırlandığını aktaran Bahattin Kaplan şöyle diyor:

‘Bir müslüman Hac yoluna nasıl hazırlanıyorsa ben de yürüyüş ve merkezi etkinliklere öylesine hazırlanıyorum. Daha önce bel fıtığından ameliyat oldum. Bunun yanı sıra bacaklarımda yel var. Ama tüm bunlar yurtseverlik görevlerimi yapmam önünde bir engel değil. Hastalıkları asla bahane etmedim. Tam tersine katılmasam hasta olurum ben. Bu kutsal bir davadır. Bir gün öleceksem de bu yollarda ölmeyi isterim ben.“


‘Biz 470 kilometre yol yürürken…’

2012’de kış mevsiminde Cenevre’de uzun yürüyüş organize edilir. Ailesinin sağlık sorunları nedeniyle yaptığı itirazlara rağmen Bahattin Kaplan yürüyüşe katılır. Kaplan o günleri şöyle anlatıyor: “Yürüyüşün başından sonuna kadar yürüyeceğimi ve buna karşı hiçbir itirazı kabul etmeyeceğimi söyledim. Eksi 5 dereceye varan soğuk bir havada yürüyoruz. Bıyıklarımız buz tutmuş. Elimde hoparlör (megafon) bir yürüyüşün önünde, bir arkasındayım. Arkadaşlar ‘Heval Bahattin biz 470 kilometre yol yürürken sen herhalde 940 kilometre yürüdün’ diyorlardı. Akşam olunca çadırlara giriyoruz. Ayaklarımız perişan olmuş bir halde. Buna rağmen oldukça coşkuluyuz. Bu halimizle kalkıp halaya duruyoruz. O uzun kış gecelerinde kahkahalarımız birbirine karışıyor. Yürüyüşte sürekli not tutuyorum. Hala o notlar bende mevcut. Bu notlardan da çıkardığım hesaplara göre 619 bin 423 adım yürümüşüz.“


‘Kalan ömrümü adamak istiyorum’

“Memlekette mücadeleden kopuk basit hesaplar peşinden koşarak kendimizi heba ettik“ diyerek hayıflanan Kaplan son olarak şunları belirtiyor: “Buraya geldikten sonra bu mücadelenin ne kadar görkemli ve kutsal olduğunu gördüm. Leyla’sına kavuşan Mecnun misali ben de bu mücadelenin peşini bırakmak istemiyorum. Bundan sonra geri kalan ömrümü bu mücadeleye adayacağım. Bu herşeyden önce bu bir insanlık mücadelesidir. Ben bu mücadeleyi tanıdığım gün, Önderliğe, şehitlere ve halka bir söz verdim. Yaşadığım sürece bu sözün takipçisi olmak istiyorum. Bu bana verilebilecek en büyük onur ve zenginliktir.“