Adana’ya gitti. Oruç ayı gelmişti ve Fırod’çuğumun bundan zerre haberi yoktu. Sokak ortasında her zamanki gibi purosunu akıp içmeye başladı. O sırada oradan geçmekte olan değişik şey Vali Hüseyin Avni Coş; paşasından, kelle paçasından, kralından yani her şeyisi Erdoğan’dan aldığı emir ile “bana o kavatı getirin” dedi.
Polisler kısa sürede yakaladı onu. İçeri attılar. El Kaide ile bağlantıları araştırılmaya başlandı. PYD’yi tanıyıp tanımadığı soruldu. Sonra ajanlık teklifi edildi. Fırod ajanlığın tam olarak ne halta yaradığını bilmediği için attı imzasını. Emniyet onu direk Amed’e gönderdi…
2012’in en sert ayları. 2012’nin en yaygın KCK operasyonlarının yapıldığı dönem. Fırod bir ciğercide. Dünyaya dair felsefesi değişmek üzere. Yediği ciğerlerin etkisi ile Nietzsche’ci olmak üzere. Kulağı yan masadaki hevallerin konuşmalarına takılıyor.
Hemen raporunu yazıyor. Sonra 1-2 dalga operasyon daha geliyor. Fırod’u gizli tanık yapıyorlar. Adı “papatya”… Kendisi bu adı kadınsal bulduğu için değiştiriyor. “Çavreşê Viyana_21” adı ile mahkemelere girmeye başlıyor. Onlarca can yakıyor.
Verdiği ifadelerin çokça işe yaradığını gören yetkililer onu evlere sohbete götürmeye başlıyor. 1,2,3 derken ev sohbetleri sarıyor bizimkini. Uzun kol gömlekler ve ince bıyık dönemi başlıyor. Cemaat onu kısa sürede “Abi” konumuna getiriyor. Asimilasyon politikalarından, hükümete karşı politik hamlelerin psikolojik koordinasyonuna kadar her bir işe koşturuyorlar. Tabi bilumum dershanelerine de panel vs etkinlik düzenleyerek süreç hakkında demeçler verdiriyorlar.
Çok geçmeden başka bir ölü arkadaşından mektup gelir. Hegel ona yazmıştır. Mektubunda “Hevalê delal, sen bir canavara dönüştün! Buradan seni izliyoruz ama tanıyamıyoruz. Kendine gel artık” dediği söyleniyor. Fırod ilk defa biraz düşünme fırsatı bulmuş ve eskiden insan gibi ilgilendiği kuralarına tekrar göz atma fırsatı bulmuştur. İd, ego, süper ego falan…
Araştırıp soruşturur. Onu bir camiye yollarlar. Tövbe eder! Sonra Kürtleri araştırmaya başlar. Rus sosyologlardan, Kürdologlardan girip rahmetli Cemşid Bender’den çıkar. Kürtleri tanıdıkça psikoloji biliminden nefret eder. Psikanaliz’i bilimini çöpe atar. Bu bünyelerde olan biten şeylerin, Kürtlerin başına gelenlerin sosyoloji ve diğer bilimleri aştığını anlar. Ama sessiz sedasız içine atar! Yine böyle kederin dibine vurduğu bir gün yutupta Kürt hozanları ile tanışır. “Mirin xweştir ji vî halî” parçasını dinledikten sonra Kurdistan’ı terk eder…
Yolda arma vardır ve askerlik yoklaması tam gaz başlamıştır. Emir büyük yerdendir. Sigmund Freud olan adına en yakın Sidar Fırat kaydı çıkar. Hemen o denilerek gözaltına alınır. Askerlik için para cezası kesilir. Sidar’ın arandığı da ortaya çıkar. Hapse atılır.
Hapiste gardiyanların bilinçaltı ve rüyalarını yorumlarken onlara “modern korucu” ifadesini kullanır. Güzel bir dayaktan sona yönetim karar alır ve onu sürgün eder. En uç noktaya gidecektir. Ondan sonra da belki yurtdışına gönderilir. Teslim edilir vatandaşı olduğu ülkeye.
İşler sara sarpar. Ne adım atarsa ülkede başının belaya girdiğini anlar. Tek bir şey kalmıştır yapacak o da iktidara yanaşmak, her dediğini “yaw he he” diyerek kabullenmek. Tabi içeride vakit bol olduğundan bir kitapta yazmaya başlar. İşte rivayete göre Fırod’un o ünlü “Düşünebilen herkesin insan olması, insan olan herkesin düşünebildiği manasına gelmiyor ne yazık ki” sözü bu kitabın girişine yazılan ilk sözdür. Bu sözün işte böyle bir hikayesi vardır. Öperim gözlerinden hevalê delal...
Hevalê Freud
Hevalê Freud, geçen yıl mezarından kalkıp Türkiye’ye tatil yapmaya geldiğinde başına gelecekleri bilmiyordu. Tatil köyünde kadınlar hakkındaki tezlerini sıralayınca “Baş garson rahatsız” denilerek toplumsal baskı kuruldu. Polis geldi. Karakola götürdüler. Polisler orada ona bir güzel yüklendi. “Ne biçim Türksün la sen! Karı kız hakkında utanmıyor musun böyle şeyler söylemeye!” denilerek rencide edildi. Ben Türk değilim dediyse de boş dava! Neyse 1-2 gün nezarette kaldıktan sonra bıraktılar.