Uçsuz bucaksız, engin bir arazide yol almış, ilerliyoruz. Bakımsız, kuru ve her yer sararmış. 45 dereceye varan bir sıcaklık. O kadar ki, zorunlu olmazsa kimseler gündüz dışarı çıkmayacak. 

Gölge olsun diye, üstü ağaç dalları ile örtülmüş, derme çarpma bir kulübenin altında bir manav müşteri bekliyor. Ellerini birbirine çaresizlik içinde kavuşturmuş. Yüzünde umutsuzluk ve mutsuzluk karışımı sıkkın bir hal yansıyor. Daha fazla bakamadan, arabamız ilerliyor. Geride kalıyor manav fakat görüntüsü benle ilerliyor… Yol boyu, yollar çukurlu ve bakımsız. Yol kenarları çöplerle dolu. 

Hewler-Duhok yolunda ilerliyoruz. Kafamda geride kalan manavın sıkkın yüzü. Nedenlerini sorguluyorum. Derken aynı sıkkınlıkla olmasa da, aynı çaresizlik içerisinde bekleyen başka küçük tezgahlı manavlar. Kimi taze karpuz ve kavun; kimi mevsimlik üzüm ve incir; kimi yerli domates, salatalık, soğan ve turp; kimisi bölgede yetişen değişik sebze ve meyve satışa hazırlamış ve öylece müşteri bekliyor.


İşgal tabelaları

İlgimi yol kenarındaki reklam tabelaları çekiyor. Bir, iki, üç, dört, beş ve derken çoğaldıkça isimlerini yazmaya başladım;  İstikbal, Ülker, Zêr, Beko, Arçelik, Altunsa, Doğtaş, Şölen biskivüleri, Bizce sıvı yağları, Mahmood Çay ve Kahve, Bellona, Hitit seramik, Kütahya seramik, Gosonic, Selpak, Fırat boruları, Kalde boruları, Natolia, Yurtbay seramik, Egepalast, Klas Tekstil, Aksa, Bien Seramik, Anka Seramik, Loras Zeytin, Altunsa… Bunlar yazabildiklerimdir. Yazamadıklarım daha fazla. Yaklaşık 150 Km’lik yolda yüzlerce böyle reklam tabelası var. Çoğunluğu Türkçe ve Türkiye patentli. Az sayıda Coca Cola, Pepsi, Gazprom, Haier, Hitachi gibi uluslararası şirketlerin yanı sıra adı kayda alınmayacak kadar az olan Kürdistanî reklamlar; Jin suları ve Korek telefon şirketi.

Genelde Arapça alfabeyi okuyan ve Türkçe bilmeyen bir memlekette Türk firmalarına ait reklam tabelalarının olması garip olsa da normalleşmiş. O kadar ki, insanların anlayabileceği bir dil veya alfabeyi değil, reklam tanıtımında Türkçe dayatılıyor. Panolardaki reklamların bazıları o kadar eski ki, renk değiştirerek, okunmaz duruma gelmişler.


Kuzey’den Güney’e TIR’lar

Güney Kürdistan pazarının efendileri bu firmalardır. Arz-talebi büyük oranda bunlar belirlerken, reklam ile yön vermeyi ihmal etmiyor. Hedefine ulaşıyor mu? Ulaşmadığını iddia edecek bir veri yok.

Yukarıdaki tablo mevsimlik bazı meyve ve sebzeler dışında Güney Kürdistan’daki Pazar ürünlerin tüketimini ve ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğunu gösteren güçlü verilerdir. Dolayısıyla üretimsizlikten oluşan açık, ithalat yoluyla karşılanmaktadır. 

Nasıl mı? Duhok’a az bir mesafe kala „Taha Group – Dünyayı Irak’a taşıyoruz“ yazılı dev reklam panosu gözüme ilişti. Derken kimlerin Dünya’yı Irak’a veya Güney Kürdistan‘a taşıdığına dair sorulara cevap bulmaya çalıştım. Dolayısıyla yolda geçen TIR’ların üzerindeki nakliyat firmalarını yazmaya başladım: Akbağ, Fatih, Yunus Emre, Tunahan, Pilot, Turhan, Sarıboğalar, Babur, Reyhan, Öz Konaklı, Filoğlu, Malkoçoğlu, Sayılır, Derman, Arıhan, Akhan, Akan, Trans Aktaş, Edinoğlu, Seray, Öz Sezer, Nuhoğlu, Misnak ve Türkler… Kuzey’den Güney’e ve tersinden yol alan TIR’ların üzerinde bu ve diğer yazamadığım Türk firma isimleri bulunuyor.


Bu yol bağımsızlığa çıkar mı?

Evet, Güney Kürdistan pazarına malları bunlar taşıyor. Bunlar ise bölgede bahsedilen en az 1500 Türk firmadan sadece bazıları. Pazardaki mobilya, beyaz eşya, inşaat, gıda, içecek, yiyecek, tekstil, giyim vb. neredeyse tüm ihtiyaçları Türkiye’den firmaların ürettiğini veya tedarik ettiğini düşündüğümüzde ve bu ürünleri Türk nakliyat firmaları taşıyınca geriye başlangıçtaki anlatmaya çalıştığım „çaresizlik“ fotoğrafı normalleşiyor. Güney Kürdistan’da Pazar böyle istila edildikten sonra gerisi teferruattır.

Kürdistan’daki ihtiyaçlar Türkiye’den üretildikçe, üretileni Türk firmaları taşıdıkça, buralarda toplum ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kalkınma, yatırım ve üretimde zor görünüyor. Hal böyle olunca, Kürde ise yol kenarlarında mevsimlik meyve ve sebze satmak kalıyor. Pazar; yukarıda anlattığımız örneklerden yola çıkarak dışarıya bu kadar bağımlı hale gelmişken, içerde insanların gündemini „bağımsızlık“ söylemi ile meşgul etmek samimiyetten epey uzak… 


DEVRİŞ ÇİMEN / DUHOK