Amerika Birleşik Devletleri ile Güney Kürdistan Bölgesi arasında 12 Temmuz’da Musul operasyonunu kapsayan askeri işbirliği protokolü imzalandı. Protokole ABD adına Savunma Bakanı Yardımcısı Elissa Slotkin, Güney Kürdistan Bölgesi adına Savunma Bakanı Kerim Sincari imza attı. Bu, iki taraf arasında yapılan ilk protokol olması itibariyle önemliydi.
Ancak asıl dikkat çeken ve tartışma yaratan, protokolün ‘ilk kez’ yapılmış olmasından öte bu protokolün maddeleri oldu. Bu protokol tümüyle askeri bir protokol ve ayrıca sadece Musul operasyonunu kapsıyor, siyasi bir içeriğe sahip değildir, denilse de en çok da bu yönüyle değerlendirilip eleştirildi. Çünkü Musul operasyonu sadece askeri yönü olan her hangi bir operasyon değildir. Bölgenin siyasi haritasında belirleyici etkisi olacak, güçler arası siyasi ilişkileri tayin edecek bir etkiye sahiptir.
Kaldı ki, yapılan hiçbir askeri anlaşma siyasetten mutlak surette kopuk değildir. Zira tüm güçler anlaşmalara kendi siyasi amaç ve çıkarlarını gözeterek imza atarlar. Dolayısıyla aslında yapılan her hamle askeri olduğu kadar siyasidir.
Öyle ki, Musul operasyonuna hangi gücün nasıl dahil olacağı şimdiye kadar büyük anlaşmazlık konusuydu. Örneğin Bağdat ile Hewler arasında operasyona katılım konusunda bir hem fikirlik yoktu. İşte, ABD-Hewler protokolü iki taraf arasında, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın Bağdat’ta yürüttüğü temaslar ve bu temaslarda varılan uzlaşı sonucu ortaya çıktı.
Bu görüşmeler ardından ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Elissa Slotkin Hewler’e gelerek federe bölge yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirdi ve 12 Temmuz’da da askeri protokol ilan edildi.
Anlaşılan iki taraf arasında Musul operasyonuna dair yaşanan görüş ayrılıkları ABD’li yetkililerin arabuluculuğuyla giderildi.
Bu işin bir yönü. Ancak asıl önemli olan ve tartışma yaratan protokolün içeriği oldu. Protokole göre güney Kürdistan federe bölgesi Musul operasyonuna 60 bin peşmerge gücüyle katılacak. Operasyon devam ettiği sürece peşmerge maaşları direkt ABD tarafından peşmergelere ödenecek. Musul kurtarıldıktan sonra da peşmerge Musul’u bırakarak güney Kürdistan’a dönecek.
Peşmergenin ABD’nin vereceği maaş karşılığı operasyona katılacak olması kimi çevrelerce, “Kürtler ABD’nin paralı askeri olmayı kabul etti” şeklinde yorumlandı. İkincisi Kürtler Musul’un geleceğinde söz sahibi olmayacaklardır. Çünkü operasyon başarıya ulaştıktan sonra peşmerge Musul’da kalmayacak ve güney Kürdistan’a geri dönecek.
Açıkçası protokol maddeleri böylesi yorumlara oldukça açık. Sadece bu da değil. imzalanan protokol birçok açıdan soru işaretlerine neden oldu?
Öncelikle;
* Güney Kürdistan hükümeti savunma bakanının imzaladığı bu protokolde hükümet bileşenlerinin haberi var mı? Hatta KDP de kendi içinde bu protokolde hem fikir mi yoksa sadece bir tarafın mı onayıyla gerçekleşti?
* Yapılan böylesi bir protokol parlamentonun ya da hükümetin onayını gerektirmez mi?
* Böyle bir onay gerekliyse ilgili yasal mercilerin onayı alınmadan yapılan bu protokolün geçerliliği var mıdır?
* Eğer peşmerge Musul operasyonuna katılacaksa o zaman neden Musul’un geleceğinin masaya yatırıldığı bir dönemde Musul’dan geri çekilecek?
* ABD-Bağdat-Hewler ve operasyona katılacak diğer güçler arasında Musul’un geleceği müzakere edildi mi? Edildiyse nasıl bir konsensüse varıldı?
* KDP’nin; Kürtlerin ABD’nin paralı askerleri olmayı kabul ettikleri, eleştirisine cevabı nedir?
* En önemlisi Kürtlerin bu protokoldeki çıkarı, Kürtlere siyasal getirisi nedir?