CAN TOPRAK
Hewlêr, son 20 yılık süreçte çarpıcı bir değişim yaşamıştır. Şehir baştan sona değişti. 25 yıl önce Saddam generalleri, polis ve istihbarat şeflerinin oturduğu semtler ve mekânlar ortadan kaldırılmamış, el değiştirmişlerdir. Baasçıların yerini Barzani ailesi ve onların hizmetkârları almıştır.
Napolyon, düşman orduları tarafında kuşatıldığında “Paris düşerse ben yaşayamam’’ diyerek, hayatını, geleceğini bu şehrin geleceği ile özdeşleştirmişti. Faşist çete sürüleri Kobanê’yi kuşattığında Kürdistan halkı ayağa kalkarak eşine ender rastlanan bir direnişle şehir savunmuştu. Şehirler barındırdıkları insan toplulukları, onların ilişki-çelişkileri, kimlik, kültür, inançları ve kavgalarıyla anlam kazanırlar. Halkların özellikleri, kentlerin oluşum, gelişim ve mimarisine kazınırlar. Barış şehri, direniş şehri, ticaret şehri, liman şehri gibi tanımlar bunun sonucu gelişir.
Kürdistan şehirleri, özelde ise Hewlêr bu gelişim diyalektiğinden bağımsız değildir. Bu şehir bağrındaki toplumun kültürel kodlarının, gelişmişlik düzeyinin yansıması, aynı zamanda mekânıdır. Gecikmiş milliyetçiliğin, mazlum bir halkın vatan özlemlerini sömürerek iktidarlaşmasının ve karikatür tarzda devletleşmesinin başkentine dönüşmesinin adıdır.
Hewlêr geniş bir ovalık alan üzerinde kurulmuştur. Yazın 55-56 dereceleri bulan boğucu sıcakları, kışın keskin dondurucu ayaz takip etmektedir. Kar çok nadiren yağmaktadır. Kent ve çevresi sonbahar ve ilkbaharda bol yağmur almaktadır. Adeta ağaç ve ormandan arındırılmış şehrin çevresi tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Şehir başlangıçta yatay tarzdaki yapılarla inşa edilmiş. Bu nedenle iki katlı villa tarzı bahçeli evlerle oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Beli başlı yerler bir plan dahilinde inşa edilse de genel olarak şehre damgasını vuran gelişi-güzel inşa edilmiş yapılardır. Merkezdeki Sami Abdurrahman parkı gibi istisnalar dışında ağaçlı ve yeşil alanlar son derece sınırlıdır. Şehrin su sorunu çevredeki nehirlerde karşılanmaktadır.
Petrol denizinde elektriksiz kalmak
Hewlêr’in hemen alt tarafında Dıbega isimli alan petrol sahasıdır. Burada 40-45 civarında petrol kuyusu bulunmaktadır. Günlük üretilen petrol doğru değerlendirilirse bir değil, birkaç şehrin petrol ihtiyacını karşılayacak kapasitededir. Bu anlamda petrol denizinde yüzen, dünyanın en ucuz elde edilen, en kaliteli doğal gazına sahip memlekete elektrik sorunu olması nasıl bir tablonun olduğunu da göstermektedir. Bu durum elektrik sorunu yaşayanlar için ıstırap, kahır ve hayatı çekilmez kılandır.
Şehre günde ancak 8-10 saat elektrik verilmektedir. İnsanlar 55-56 derece sıcakta kavrulmaktadır. Elektrik-klima olmaksızın hayat imkânsız hale gelmektedir. Bu nedenle zenginlerin oturduğu siteler kendilerine büyük jeneratörler alarak bu sorunun üstesinde gelmişler. Yoksular ise evine yetecek büyüklükteki jeneratörlerle sorunu çözme yoluna gitmişler. Bu yolla elde edilen elektrik ise çoğu zaman elektronik malzemelerin yanmasına, birçok cihazın çalışmamasına neden olmaktadır. Aynı anda her yerde çalışan jeneratörlerin yaratığı gürültü kirliliğini, çevreye yaydıkları koku ve ısı kenti yaşanamaz hale getirmektedir.
Kentin nüfusu Kürt, Arap ve az sayıda Türkmen ve Asuri-Süryanilerden oluşmaktadır. Şehirde Müslüman, Hristiyan, Êzîdî vb. inanç grupları ile birçok cemaat ve tarikat varlığını sürdürmektedir. Hizmet sektöründe çalıştırılmak üzere kente getirilen Filipinli, Endonezyalı, Vietnamlı vb. Asya ülke vatandaşlarının çalışma ve yaşam koşuları yürek burkan tarzda olsa da varlıkları kente renk katmaktadır.
Hewlêr’in son 20 yılı
Hewlêr, son 20 yılık süreçte şaşırtıcı ve çarpıcı bir değişim yaşamıştır. 20 yıl önceki görüntülere bakan biri asla bugünkü Hewlêr’i tanıyamaz. Şehir baştan sona kadar değişime uğramıştır. 25-30 yıl önce Saddam generalleri, polis ve istihbarat şeflerinin oturduğu ayrıcalıklı semtler ve mekânlar ortadan kaldırılmamış, el değiştirmişlerdir. Baasçıların oluşturduğu elitin şatafatlı ve ayrıcalıklı yaşamın yerini Barzani ailesi ve onların hizmetkârları almıştır.
Değişim yasası mutlak anlamda ileriye, iyi ve güzel olana doğru işleyen bir seyir izlemediği gibi, buradaki değişimde tersinden olmuştur. Katı olan her şey kırılır demişti bir yazar. Burada kimi değerler içeriğinden boşalırken, bazı kavramlar anlamsızlaşmıştır. Yurtseverlik sembolü Leyla Qasım’ın, Ali Askeri ve binlerce isimsiz kahramanın canları, kanları ile içerik kazandırdıkları değerler solmuş, tanımlanamaz hale gelmiştir. Yurtseverlik, ülke, özgürlük gibi kavramlar çoktan tedavülden kaldırılmıştır. Nüfus oranı, mimari yapısı, yolları ile kent tamamen değişime uğramıştır. Şehirde peş peşe yükselen gökdelenler, kenti kuşatan beton yığını ucube villa kentler; geniş bulvarlar ve mantar gibi her yerde biten büyük alışveriş merkezleri ile çakma bir Dubai ortaya çıkarak kentin kimliğini, ruhunu önemli oranda yok etmiştir.
Başûr’un handikapları
Bir asır süren mücadele konjonktürel durumun katkısı ile Başûr’da sömürgeci sistemi işlevsizleşmiştir. Kürdistan halkı bu parçada sömürgeciliğe dayalı otoriteye son vermiştir. İnsani, siyasal, kültürel, ekonomik alanlarda gelişimin önündeki engelleri ortadan kaldırmıştır. Sömürgeciliğe son verme ulus devlet tarzı bir oluşuma dönüşmemiştir. Fakat ulusal, sosyal, kültürel ve insani gelişim önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmıştır. Asgari bir çaba ile bu alanlarda güçlü atılım yapma zeminini yaratmıştır. 1990’lı yılarda oluşan bu zemin değerlendirilmemiş, hata devasa kazanımlara rağmen süreç zamanla Kerkük’teki yıkım örneğinde olduğu gibi dramatik sonuçlara yol açmıştır. Elde edilen kazanımlar geçen çeyrek asırlık zaman diliminde doğru değerlendirilememiş, özgürlükçü bir özyönetim ve öz iradeye dayalı bir model oluşturamamıştır. Demokratik değerlerin başat olduğu bir yaşam ve toplumsal ilişki düzeyini açığa çıkaramamıştır. Başûr’da sömürgeciliğin yıkılması hem kendi bünyesinde hem de diğer parçalarda, kayda değer bir değişim ve gelişime yol açmamıştır. Hatta Başûr’daki gelişmenin Bakûr’a yansıması uluslararası ve bölgesel güçlerle birlikte buradaki devrimi engelleyici, zayıflatıcı ve süreklileşen tarzda saptırıcı rol oynama biçiminde olmuştur.
Kürdistan devriminin en kritik dönüm noktalarından biri Türk devletinin NATO desteği ile Ekim 1992’de yüz binlerce askerin katılımıyla gerillaya karşı aylarca süren operasyonlarıdır. Bu operasyonlar devrimi ezmeyi ve kesin sonuç almayı amaçlamıştır. Buna ulaşmamış olsa da devrimin zafer yürüyüşünü önemli oranda engellemeyi başarmış ve savaşın günümüze kadar uzamasına neden olmuştur. Bu anlamda Güney’deki oluşumun diğer parçalara yansıması pozitif değil, negatif; güçlendiren değil, güç kaybettiren, engelleyici rol oynayan tarzda olmuştur.
Parti devlet
Başûrê Kürdistan’da uzun mücadele süreci beli kazanımlar biçiminde somutlaşmıştır. Sömürgeciliğin aşılarak, ulusal, demokratik bir gelişim için zemin yaratmıştır. Öz iradesini oluşturma imkanını sunmuştur. Fakat yarı bağımsız statüsü burada örgütlü olan güçlerce öz irade oluşturma, yeni bir yaşam ve toplumsal ilişki örme yerine çakma bir burjuvazi ve yönetici tabaka yaratma, yıkılan sistemi taklit eden kurumlaşmalara gitme tarzında kullanılmıştır.
Eski sistem köklü olarak yıkılmamış, Baasçı’lardan devralınarak yeni elit ve yeni aktörler tarafından karikatür tarzda sürdürülmüştür. Bu durum özgürlükçü yeni bir yaşam ve ilişki tarzına dayanan gelişmeyi önlemiştir. Ayrıca ailesel çıkarları önceleyen ve geleneksel yapılar olan aşiret-tarikatlara dayanan uygulamalar sonucu gerçek anlamda kurumları-kuralları olan bir burjuva devlete de dönüşmemiştir. Bu anlamda ideolojik felsefik olarak milliyetçilik savunulup, burjuvazinin egemenliğinde bir devlet öngörülürken, pratikte birkaç aşiretin koalisyonu olan parti devleti inşa edilmiştir. Aşiret ve tarikatların oluşturduğu geleneksel toplum ilişkilerine oturan partilerin Başûr’u parsellemesinin ötesine geçilememiştir. Bu tarzda bir devletleşmeye adım atılmıştır. Fakat devlet adına ortaya çıkan ucube yapı ancak kaynakları kemirme ve ortaya çıkan değerleri paylaşımı aracı olarak kullanmıştır. Bu nedenle yıkılan sömürgeciliğin karikatürü olma düzeyi aşılmamıştır.
Sömürgeci sistem yıkıldıktan sonra düşünce, ifade ve örgütlenme alanında herhangi bir değişim yaşanmamıştır. Başûr iki parti arasında bölüşülmüş ve her parti egemen olduğu yerlerde kendisi dışındaki hiçbir oluşuma yaşam hakkı tanımamıştır. Ykılan sistemin kurucu partisi olan Baas’ın yerini Kürt partileri almış ve bu partilerin çıkarları, düşünce özgürlüğünün sınırlarını oluşturmuştur. Kürtler için yüz yıllarca bir ütopya olan özgürleşme ve bağımsız yaşamın sembolü olarak büyük bir heyecanla oluşturulan parlamento zamanla işlevsiz, anlamsız ve sadece birkaç vekilin maaş aldığı içeriksiz bir yapıya dönüşmüştür.
Ekonomik ve sosyal kriz
Ulusalarası güçlerin Irak’a müdahalesiyle burada ulus devlet çatırdadı. Bunun sonucu iktidar boşluğu oluştu. Arap nüfusunun ağırlıkta olduğu bölgelerde bu boşluk hızla İran etkisindeki Şia gruplar tarafında dolduruldu. Bu durum Sünni Arapların dışlamasını ve mezhepsel temeli çatışmaları tetikledi. Böylece Başûrê Kürdistan uzun süre kendisi ile baş başa kaldı.
Aslında öz iradesini açığa çıkarma ve buna denk bir örgütlemeye gitme şansı elde etti. Aynı zamanda buna yöneldiği oranda Irak genelinden demokratikleşme, özgürlükçü bir yaşam inşa etmede öncü bir rol üslenme imkânı yakaladı. Fakat oluşan boşlukta iktidarlaşan Başûr’lu partiler böyle bir misyon üstlenecek durumda değillerdi. İktidarlaşan iki partide milliyetçiliğin en çarpık parametrelerini esas alarak ideolojik, politik anlamda karikatür bir ulusal kurtuluşçuluğu esas alarak şekillenmiş ve kimlik bulmuşlardı. Bu konumları ile hızla değişen siyasal ve toplumsal yapıda öncülük yapmaları bir yana kısa sürede değişimin önünde engel haline geldiler. Böyle olunca toplum değişip, gelişirken iktidar güçleri olduğu gibi kalmaya çalıştılar. Toplumdaki sosyal-siyasal ve kültürel değişim ile var olan statükoyu korumaya çalışan iktidar güçleri arasında kopuş hızlandı, ucube bir sistem ortaya çıktı.
Başûr geneli derin bir bunalıma sürüklendi. Oluşturulan kurumlar işlemez hale geldiler. Rüşvet yolsuzluk daha da yaygınlaştı. Bu durum ekonomik, sosyal krizleri derinleştirdi, güvenlik alanındaki sorunlar ise bunu takip eti. Tüm bu sorunlara çözüm bulması gereken parlamento ise başkanı görevden alınarak, kapısına kilit vurulmuş hale geldi. Böylece iktidar güçlerinin göreceli meşruiyeti kalmadı.
Felsefeciler aynı suda iki kez yıkanmaz derler. Fakat Başûr zemininde aynı suda 4-5 kez yıkanmak isteniyor. 1960’lar, 1974’ler, 1988’ler, 2014’lerden sonra bir trajedide 2017’de yaşandı. Bu yönüyle Kerkük’te yaşananlar bağıra bağıra geliyorum diyordu. Buna karşılık bir tedbir geliştirilmedi. Sayısı iki yüz bini geçen peşmerge dahi harekete geçirilmedi. Ellerindeki silahları sopa olarak bile kullanmadılar. Böyle yapsalardı Kerkük ve kaybettikleri diğer yerleri birkaç gün savunabilinirdi. Ama ruh, hedef, amaç olmayınca ve kitlelerdeki dayanılmaz yoksulluk ile Barzani ailesinin petrol geliri ile yaşadığı şatafatın yaratığı çelişki 1974 ve 1988 trajedisini bir kez daha tekrarladı. Direnmesi ve savaşması gerekenlerin kaçışı, kitlelerdeki direnme ruhunu kırdı. Geriye bir kez daha onbinlerin göç yollarına düşmesi ve sefaletin yaşam biçimi haline gelmesi kaldı. Normal koşullarda milliyetçiliğin kendini Kürdistan’ın tek gerçek sahibi görmesi, ama zoru görünce vatanı da vatandaşı da yüz üstü bırakarak kaçması tüm Kürtlerin zihnine kazındı.
Referandumla gelen felaket
Başûr’da zenginlik geliştikçe ulusal ve insani değerler küçülmeye başladı. Yönetenler açısında bölge Dubaileşirken, yönetilenler için Somali haline gelmişti. Bu nedenle para miktarı artıkça toplumdaki dayanışma, paylaşım ve ortak ruh eridi. Yönetici elitin içerisinde yüzdükleri rüşvet deryası, bulaştıkları rezalet düzeyi büyüdükçe kitlelere yabancılaşması uçuruma dönüştü. Bundan dolayı kitlelerin onlara karşı ‘kurtarıcıdan kurtulma’ arayışı hızlanmıştı.
Başta öğretmenler olmak üzere her kesimde insanlar tepkilerini eylemlere dönüştürdü. Saddam döneminde zülüm ve yasaklar vardı. Ama en azından yolsuzluk ve açlık bu düzeyde değildi söylemleri yaygınlaştı. İnsanlar tek tek, grup grup seslerini yükseltiler, sokaklara çıktılar. KDP JİTEMvari yöntemlerle itiraz edeni, konuşanı öldürmeyi tercih eti. Gazetecileri, din alimlerini, siyasetçileri kaçırdı ya da sokak artasında öldürdü. YNK oportonizmi, yalan ve hileyi siyaset olarak benimsedi. Geriye kalanlar ise kitlelerin özgürlük, demokrasi ve daha adil bir yaşam arayışına cevap olup, çürümüş sistemi yerle bir edeceklerine, seyretmekle yetindiler. Devrimcilerin görevi devrim yapmaktır ilkesi ile hareket edileceğine YNK ya da KDP hassasiyetleri gözetildi. Böyle olunca halk yenilmez bir ordu haline getirilemedi.
Referandum bu zemin üzerinde, bu açmazı aşma ve tipik bir Ortadoğu hanedanlığını Kürdistan’da inşa etme temelinde gündeme getirildi. Referandum hamlesi parıltısını yitiren, her türden meşruiyetten yoksun hale gelen sistemi restore etme ve mümkünse bir hanedanlık biçiminde kalıcılaştırma hamlesiydi. Referandum esas olarak bu amaçla gündemleştirildi. Fakat topluma yüz yıllık ütopyanın gerçekliğe dönüştürülmesi biçiminde sunuldu. Bağımsızlığın güvenceye alınması, özgürlüğün ve demokrasinin yaşam biçimi haline getirilmesi olarak gösterildi. Propagandası yapılan biçimiyle referandumun amacı ve çalışması böyle bir zemine oturtuldu.
Halk referandum yanlısı ve karşıtı biçiminde bir ayrışmaya tabi tutuldu. Yapılanların yanlış olduğunu söylemeye çalışanlar susturuldu. Dış güçlerle işbirliği yaptıkları ileri sürüldü, hain ilan edildiler. Cılız biçimde de olsa itiraz eden milletvekilleri bile linçe tabi tutuldu, mal varlıklarına el konuldu. Her yönüyle konjonktürel düşünme, aşrı düzeyde ulusalarası güç denklemlerine güvenme ve ayrıca Kürtlerin Şengal ile Kobanê’de DAİŞ’e karşı kazandığı zafer referandumla hanedanlığı inşa etme temelinde kullanılmak istendi. Tüm bunlar yapılırken öz güç ve öz savunma gündeme bile alınmadı.
Yenilginin izleri
Kerkük ve diğer kentlerdeki dramatik sonuçlar bu zemin üzerinde yükseldi. Bu nedenle Kerkük felaketi sadece muhabere alanında bir savaşın kaybı ile sınırlı değildir. Ordular zafer kazandıkları gibi yenilgide alırlar. Ağır yenilgilere rağmen yeniden toparlanmış, kendini hazırlayarak zafer kazanmış ordular vardır. Ama hiç savaşmadan kaybetmiş, dağılmış bir ordunun yeniden ayağa kalktığına savaş tarihi tanıklık etmemiştir. Bundan dolayı Kerkük yenilgisi sadece bir savaşın yitimi değildir. Aynı zamanda içten içe yaşanan bir çürüme, dağılma ve yozlaşmanın açığa çıkması, görünür hale gelmesi ve Hewlêr ismi ile özdeşleşen bir çakma burjuva devlet ile hanedanlık arası yapı kurmanın ölümüdür.
Referandum sonrası Hewlêr her yere sinen bir yenilginin tüm izlerini taşımaktadır. Bir yenilmişlik, bir daha dirilmeyecek umut yitimi ve her şeye solmuşluk sinmiştir. Renkler, hayat ve umutlar solmuş durumdadır. Bir iki ay önce binbir burjuva züppelikleriyle sağa sola hava atanlar, caka satanlar şimdi ortalıkta görünmüyorlar. Yenilmişlik, bozguna uğramışlık hayatı esir almıştır.
Referandumdan bu yana Kürtler denetimdeki toprakların yarısı kadarını kaybettiler. Irak ordusu Kalek hattında Hewlêr’e 50 km yaklaşmıştır. Kerkük cephesi bir o kadar mesafeye düşmüştür. Aşağıda, yani Maxmur hattında ise Haşdi Şabi Hewlêr’e 40 km yaklaşmıştır. Hewlêr üç tarafta kuşatılmıştır. Bu nedenle Hewlêr ve çevresinde yaşayanlar hem umutsuz hem de fazlasıyla tedirgindirler. Zenginler çoktan yurt dışına kaçtılar. Yoksullar ise her zamanki gibi sadece Allaha sığınıyorlar.
KDP sadece iki yerde çatışmıştır. Birincisi Kerkük’ün Kuştepe kasabasında kısmen çatışmıştır. Buranın aşılması Hewlêr’in düşmesi ile sonuçlanabilirdi. Bu nedenle burada mevzilerini bırakıp kaçmamışlar. Çatıştıkları bir diğer yerse Maxmur-Dibega hattıdır. Burası da Hewlêr’e 40 km mesafededir. Dibega’da 40-45 petrol kuyusu vardır. Bu nedenle Barzani ailesi burayı kaybetmemek ve sadece petrol için çatışmıştır. Şimdi Hewlêr’in 40 km altında savunma hattı oluşturulmuştur. Bu hattın Hewlêr-Musul-Maxmur yolunun sağ tarafı peşmergelerce tutuluyor. Yolun sol tarafından Kerkük’e kadar uzanan hattı ise Kürdistan gerillası korumaktadır.
Buradaki asfalt güvenlik gerekçesi ile peşmergeler tarafında kapatılmıştır. Gerillalar Maxmur’un diğer ucundaki mevzilerini bırakmadıkları için doğalığında Haşdi Şabi güçlerini arkadan kuşatmış konumundadırlar. Burası dışında birçok yerde daha cephelerin iç içeliği vardır.
Hewlêr’in abartılı şatafatından eser kalmamıştır. Daha önce kentteki elektrik sıkıntısına rağmen her yerde ışıl ışıl yanan vitrinler, şimdi boşalmaya yüz tutmuşlar. Şehrin en olmadık yerlerine asılan bayraklar tek tek söküldü. Sokaklardaki dinanimizmde eser kalmadı.