Dünyanın önemli insan hakları kuruluşları ortak bir heyet hazırlayarak Kürdistan'a göndermeye karar verdi. Heyet, Türk devletinin insanlık ve savaş suçlarını tespit edecek. 

Fransa’nı başkenti Paris'te 10-12 Haziran tarihleri arasında yapılan FİDH Genel Kurulu toplantısının ana gündemini Türkiye'deki anti demokratik politikalar ve Kürt illerinde yürütülen savaş oluşturdu. 

Toplantıda, Kürt illerinde yürütülen savaşın sonuçlarını incelemek, raporlaştırmak ve dünya kamuoyuna duyurmak için 120 ülkedeki insan hakları kurumlarının üyesi olduğu FİDH bünyesinde bir heyet oluşturulması ve Kürdistan'a gönderilmesi kararı alındı.

Heyette AB ve BM'den uzmanların yer alması yönünde de görüş birliğine varıldı. 


Gündem Türkiye'deki savaştı

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FİDH) öncülüğünde, dünyadaki insan hakları örgütleri Türkiye'de süren anti-demokratik rejim ve Kürt illerinde devam eden savaş konseptine karşı harekete geçti. Paris'teki merkezinde 10-12 Haziran tarihleri arasında Genel Kurul toplantısını gerçekleştiren FİDH, gündemine Türkiye'yi aldı. 1922 yılında kurulan ve dünyanın en eski ve etkili insan hakları örgütü olarak bilinen FİDH'in bünyesinde 120 farklı ülkeden 178 insan hakları kurumu bulunuyor. Ülkelerin insan hakları kurumları coğrafi olarak, Batı Avrupa, Doğru Avrupa ve Kafkasya, Afrika, Asya ve Ortadoğu gibi gruplara ayrılıyor. Bu gruplar ise, Genel Kurul toplantısının ilk gününde ayrı ayrı toplanıp, kendi ülkelerindeki insan hakkı ihlallerini aktırıyor ve sonraki günlerde raporlarını sunuyor. Türkiye ise, bu gruplar arasında 'Batı Avrupa' grubunda buluyor. Batı Avrupa grubunda gündem Türkiye olurken, Genel Kurul'un diğer günlerinde de Türkiye'nin yine ana gündemler arasında yer aldığı öğrenildi. 


Türkiye’ye sert eleştirildi

Yusuf Alataş, Genel Başkan Yardımcısı olduğu FİDH'in Genel Kurulu'nda tartışılan konuları DİHA'ya anlattı. Alataş'ın verdiği bilgelere göre FİDH Genel Kurulu'nda Türkiye'ye dair şu tespitlerde fikir birliğine varıldı:

* Türkiye'nin ifade ve basın özgürlüğü konusunda zaten problemli olduğu, bunun üstüne milletvekillerinin parti programları çerçevesinde sarf ettikleri sözler nedeniyle parlamenter dokunulmazlıkların kaldırılması Türkiye'nin vahim durumunu ortaya koyduğu ifade edildi.

* Alman Parlamentosu'nda Ermeni Soykırımı'nın tanınmasının ardından başta Cem Özdemir olmak üzere, Türkiye kökenli parlamenterlerin hedef tahtası haline getirilmesi ve devletin en üst kademelerinden ırkçı ve hakaret dolu sözlerin sarf edilmesi tartışıldı ve örgütler Türkiye'de artan faşizan politika konusunda kaygılarını dile getirdi.

* Türkiye'de siyasal rejimin giderek otoriterleştiği buna paralel kuvvetler ayrılığı ilkesinden artık söz edilemeyeceği konusunda hemfikir olundu. Türkiye'de gücün tek bir yerde toplandığı, bu gücün sistemi ve muhalefeti etkisizleştirmek istediği belirtildi, hukuk devleti açısından yaşananların kabul edilemez olduğu noktasında birleşildi.

* Türkiye'de kadın haklarına yönelik saldırıların arttığı, giderek kötüleştiği tartışıldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'yarım kadın' açıklamaları bu saldırılara örnek gösterildi.

Alataş, tüm bu gündemlerin yanı sıra toplantıda tartışılan bir diğer önemli gündemin ise Türkiye'nin 'terörle mücadele' adı altında Kürt illerindeki yürüttüğü savaş ve basına yansıyan katliamlar olduğunu söyledi. 


Kamuoyundan gizleniyor

Alataş, oturumlarda yapılan konuşmaları aktardı: "Operasyonlarda olağanüstü orantısız güç kullanıldığı, sivil yerleşim yerlerinin bombalandığı, sokağa çıkma yasakları sırasında ne olup bittiğinin dünya kamuoyundan gizlendiğini konuşuldu. Yasakların sona ermesiyle birlikte kentlerin, kasabaların, köylerin tümüyle harabeye dönüştüğüne dikkat çekildi. Ayrıca çatışmalar konusunda bilgi kirliliği olduğu ve yaşananların sivil halktaki hem manevi hem de maddi etkileri üzerinde duruldu."


Kürdistan’a heyet kararı

Alataş, tüm bu tespit değerlendirmelerin ardından FİDH Genel Kurulu'nda Türkiye'ye bir heyet gönderme ve Kürt illerinde yaşananları yerinde gözlemleme konusunda karar alındığı aktardı. Alataş, heyetin içerisinde sadece 178 üyeli FİDH değil, Avrupa Birliği ve BM örgütlerinden araştırmacı ve uzmanların olmasının da istendiğini belirtti. Alataş'ın verdiği bilgilere göre, heyetin kısa sürede oluşturulması ve bölgeye gönderilmesi bekleniyor.


Sonuçlar raporlaştırılacak

Daha önceki girişimlerin yeterli olmadığı tespitinden hareketle Kürt kentlerinde olan bitene dair daha ayrıntılı bir rapora ihtiyaç olduğu konusunda fikir birliği oluştuğunu açıklayan Alataş, "Türkiye'deki anti demokratik uygulamalar ve Kürt illerinde yaşananları dünya kamuoyuna duyurmak ve özellikle AB ve BM kurumlarına iletilmek üzere raporlaştırılması kararlaştırıldı" dedi ve ekledi: "İnsan hakları heyetleri için asıl yakıcı olan sorun bölgedeki çatışmaların yarattığı tahribattır. Kişilerin yaşam hakkını ortadan kaldıran uygulamalardır. Ama tabi bunu yaparken diğer insan hakları ihlalleri, demokrasi sorunlarını, özgürlükler sorunu ve sistemin otoriterleşmesi meselesi de raporda yer alacak."


AB kör-sağır-dilsizi oynuyor

Alataş, Avrupa Birliği'nin mültecileri engellemek için Türkiye'nin şantajlarına boyun eğdiği ve Türkiye'de yaşanan insan hakkı ihlallerine, kendi değerlerine ters düşecek şekilde sırt çevirdiği noktasında insan hakları örgütlerinin fikir birliği oluşturduğunu söyledi. 


Net tepki gösterilmeli

"Türkiye'deki süreç demokrasinin ölüm kalım sürecidir. İnsanlığa dair ne kadar değer varsa; eşitlik, adalet, demokrasi, hepsi Türkiye'de tehdit altındadır" diyen FİDH Genel Başkan Yardımcısı AB'ye ise şu çağrıyı yaptı: "Bu tehditlere karşı AB'nin tepkisinin orantılı olması gerekiyor. AB ve Birleşmiş Milletler daha kurumsal açıklamalar yapmalı ve Türkiye'den direk taleplerde bulunmalıdır. Ancak bunu göremiyoruz. İnsan hakları örgütleri bunları görmek istiyor" dedi. 


 HABER MERKEZİ





AKP delilleri karartmaya çalışıyor


Cenevre'de devam eden BM İnsan Hakları oturumlarında konuşan insan hakları savunucuları, Türk devletinden BM'nin Kürdistan'a heyet göndermesine izin vermesini istedi. 

İsviçre'nin Cenevre kentinde devam eden Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları oturumlarında Türkiye'ye sert eleştiriler yöneltiliyor. 13 Haziran'da başlayan oturumların ilk gününe BM'nin İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin'in sözleri damga vurmuştu. Hüseyin, Türk devletinin Nusaybin'i ağır silahlarla yakıp yıktığı uydu görüntüleriyle tespit ettiklerini belirterek, yerinde inceleme taleplerine derhal yanıt verilmesini istedi. 


AKP’den izin yok 

Ancak delilleri karartmaya çalışan Türk devleti, BM'nin Kürt kentlerinde inceleme yapmasına izin vermiyor. Ankara, Mayıs ayından beri Cizre'ye heyet göndermeye çalışan BM'ye resmi yanıt vermiyor.  Bu nedenle de Türk devletine sert eleştiriler yöneltiliyor. 

Bu durum BM İnsan Hakları oturumlarının ikinci gününde de devam etti. AKP Hükümeti'nin muhalif tüm kesimleri 'terörist' ilan ettiğinin altını çizen sivil toplum kuruluşu temsilcileri Kürdistan'da yaşanan hak ihlallerine ilişkin inceleme yapabilmesi için BM’ye kapıların açılması çağrısında bulundu. 


Türkiye'ye göre herkes terörist!

Uluslararası İnsan Hakları Ligi Federasyonu'ndan Nicolas Agostini konuşmasında AKP'nin hükümeti eleştiren tüm muhalifleri, gazetecileri, hukukçuları ve insan hakları savunucularını 'terörist' olarak gördüğünü ve baskı uyguladığını söyledi. Agostini, AKP Hükümeti'ni basın ve ifade özgürlüğü olmak üzere temel insan haklarına saygı göstermeye çağırırken, bu konuda Türkiye’ye baskı yapılması gerektiğini söyledi. 

Kürt kentlerinde yaşananların da kaygı verici boyuta ulaştığını vurgulayan Agostini, Türk devletinin Kürt sorunu konusunda demokratik çözüm yöntemlerine başvurması gerektiğini sözlerine ekledi. 


Türkiye hukuku çiğniyor

International Fellowship of Reconcialition sözcüsü Derek Brett de Türk devletinin Kürdistan'da yaşanan ihlallere ilişkin raporlar hazırlayan insan Hakları kuruluşlarını 'terörist' olarak lanse etmesine tepki göstererek, AKP'ye BM gözlemcilerinin etkili ve yerinde soruşturma yapabilmesi için kapılarını açması çağrısında bulundu.  Türkiye’nin 'terörizmle savaş' adı altında uluslararası hukuku çiğnediğine dikkat çeken Brett, hükümete uluslararası hukuka uygun davranması çağrısında bulundu. 

Çok sayıda devlet ve sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı oturumlar 1 Temmuz’a kadar devam edecek. 


 CENEVRE