Arada birkaçının hikâyesini öğrenme fırsatı buluyoruz; ama onlar çoğunlukla “rakamlarla” ifade edilen ölüler olarak kazınıyor belleklerimize.

Neyi sevdiklerini, hangi müziği dinlediklerini, en çok neye gülüp neye ağladıklarını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey dört yılı aşkındır süren ve artık üçüncü dünya savaşı eşiğindeki Suriye’den kaçtıkları. Hangi taraftan kaçtıklarının da bir önemi yok artık zira hepsinin bedeni, neredeyse her gün sahte can yelekleri ve insan kaçakçıları yüzünden sulara gömülüyor. Sadece Suriye değil, Cizre ve Sur da aynı kadere mahkûm edilip teslim alınmaya çalışılıyor. İnsanlar köklerinden, yaşama dâhil oldukları alanlardan bir bir sökülüyor…

21’inci yüzyılın “Kavimler Göçü” sürerken, bunun salt “haber değeri” taşımadığını ve ölenlerin sadece birer “rakam” olmadığını anlatmaya çalışıyor birçok sanatçı. Küçük, büyük, dünya ölçeğinde ses getiren ya da çok kısıtlı bir alanda konuşulan onlarca çalışma var.


Güvenli Geçiş…

Bunlardan en ünlüsü, geçtiğimiz günlerde Çinli muhalif sanatçı Ai Weiwei’nin yaptıkları oldu. Bu çalışmaları sanattan önce “insancıl kaygılarla” yaptığını söylüyor Ai Weiwei. Sanatçı, ilk olarak çokça da tartışılan bir işe imza attı ve Bodrum’da cansız bedeni kıyıya vuran ve mülteci krizinde simge olan Kobanêli Alan Kurdî’nin bir canlandırmasını yaptı. Bu tartışmalı sanat-eyleminden sonra Weiwei, Berlin’de Konser Evi’nin sütunlarına Midilli’den getirilen can yeleklerini ve bir şişme botu yerleştirerek #Güvenligeçiş yazacaktı. 


Denizler altında 20 bin mülteci!

Bir başka çalışma da son zamanlarda hemen hemen herkesin haber sitelerinde gördüğü bir sualtı sergisi. Sualtı heykelleriyle tanınan İngiliz sanatçı Jason Decaires Taylor, Atlas Okyanusu’ndaki Kanarya Adaları yakınlarında “The Rubicon” adını verdiği çalışmasıyla dünyada yaşanan tüm mülteci sorunlarına dikkat çekmeye çalışıyor. İki yerleştirmeden oluşan çalışmada bir yandan bilinmeyen bir yola yürüyen 35 insan figürü yapan Taylor; bir diğer çalışmasında da Théodore Géricault’un “Raft of The Medusa” adlı eserinden yola çıkarak, şişme bir bot üzerinde batmış ve yardım bekleyen mültecileri anlatıyor.

Jason Decaires Taylor’ın sergisine benzer bir çalışma da Kıbrıs’ın Limassol şehrinde yaşayan bir grup sanat öğrencisi tarafından yapılmış. Yaşları 16 ile 18 arasında değişen bu gençler Akdeniz’i aşmaya çalışırken hayatlarını kaybeden mültecilerin dramlarını anlatıyor. Hatta bu çalışma İngiltere’deki ünlü Saatchi Gallery tarafından, binlerce proje arasından seçilerek sergilenmeye hak kazanmış…


Düşlerin sonu

Geçen yıl İstanbul’daki Salt Galata, yine yukarıda anlatılan iki çalışmaya benzer bir sergiye ev sahipliği yapmıştı. Danimarkalı sanatçı Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in SALT Galata’da sergilenen “Düşlerin Sonu” enstalasyonu, Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmenlere ithaf edilmişti. Larsen‘in niyeti, Güney İtalya’da ceset torbalarını andıran heykel çalışmalarını, tüm yüzeyleri sualtı organizmalarıyla kaplanana kadar denizde bırakmakmış. Fakat heykellerin yerleştirildiği sal, fırtına sonucu parçalanmış. Larsen’e göre doğanın müdahalesi, işin üretim sürecini, bu işle ifade etmek istediği travma ve tehlike duygusuna daha da yaklaştırmış. Sanatçı bunun üzerine, bir dalgıç ekibiyle anlaşmış ve taramalar sonucu esreler bulunarak kayda alınmış. 


Yeryüzünün sınırları

İstanbul’da Karşı Sanat’ın ev sahipliği yaptığı “Yeryüzünün Sınırları” sergisi de göç sorununu tartışıyor. Sergi, 2011’de başlayan Suriye Savaşı sonrası göç eden insanların sadece bu yollarda yaşadığı ölüm kalım savaşına odaklanmıyor. Büyük devletlerin mesele savaş olduğunda “tanımadıkları” sınırları, mültecilerin bedenlerine nasıl çizildiğini ve bu çizgilerin köklerinden kopan bu insanlarda nasıl bir travma ve yaraya dönüştüğünü konu alıyor. Sergi bu ortak acıyı, kendileri de deneyimleyen sanatçıların gözünden anlatıyor. Yeni kimlikler, aidiyetler, yeni bir dünya ve direniş biçimlerini de tartışıyor. 

Dünyanın büyük ülkeleri, pazarlık konusu yaptıkları Suriyelileri tüm sınırlarının kalktığı sulara itiyor. Fakat sular yükseldiğinde tüm gemiler su almış olacak. Yine de hatırlamakta fayda var Ursula K. Le Guin’in dediklerini “Dünyadaki bütün umut, hiç hesaba katılmayan insanlardadır…” 


SUZAN DEMİR