Kobanê ve SYRİZA… Her ikisi de bir zaferin adı. Her ikisi de emperyalistlere, işgalcilere korku, halklara umut oldu tüm dünyada. Her ikisi de tarihte insanlık adına bir dönüm noktası. Her ikisi de elbette Türk egemenlerini de korkuttu, hatta panikletti. Bu etkiyle öyle saçmaladılar ki, hatta öyle saçmalıyorlar ki izledikçe bir yandan da eğleniyoruz. 

En eğlenceli görüntüler nerelerde yaşanıyor bilmem ama Türkiye birinciliğe aday diyebilirim. Hepsini saysak gazete sayfasına yazık olur. Bu yüzden sadece birkaç örnekle yetinelim. Mesela; Kobanê zaferi kimi TV kanallarında Amerika’nın zaferi olarak tanımlandı. Tayyip Erdoğan, Kobanê için "küçük bir kasaba, çiftetelli oynuyorlar” dedi. Davutoğlu ise, Kobanê'ye selam gönderip, Kürtçe öğreneceği sözünü verdi. Tayyip  delikanlı ya, seçim barajını gösterdi ve meclise giremezse HDP çözüm masasındaki yerini kaybeder dedi. (Kürtlersiz bu iş olmayacağına göre, bu tavrının PKK Başkanlık Konseyi’ne masada yer açmak anlamına geleceğini düşündü mü, onu bilmem.) Bir de sınıra dikilen devasa Türk bayrağı var tabii ki.

Oysa bu zavallı yaklaşımların hiçbiri, Kobanê zaferinin Kürtlerin zaferi olduğunu gizleyemiyor. Hiçbiri, Kürtlerin dünyaya onur ve cesaret dersi verdiğini gizleyemiyor. Hiç biri, kazanılan zaferin sadece Kürtler için değil insanlık adına, onur adına, barış adına, kardeşlik adına kazanıldığını gizleyemiyor. Hiçbiri Kobanê’nin sadece Kobanê’den ibaret olmadığını gizleyemiyor. 

Kobanê'yi, henüz yürüme yaşına gelmemişken zafer işareti yapan, yıkıntılar arasındaki o çocukların enerjisi, cesareti, saf insanlığı kurtardı; biz biliyoruz, dünya biliyor. Bu yüzdendir ki korkuyorlar ve nafile bir çaba olduğunu bile bile karalamaya, olmayınca küçümsemeye çalışıyorlar. İşi, Kobanê yeniden saldırıya uğrayabilir, Çipras emperyalizme teslim olabilir noktasındaki olasılıklara kadar getiriyorlar hatta. 

Ve SYRİZA. Sömürü düzenine başkaldırının kararlı ve cesur hali. Üstelik komşu da… Siyasetçisinden aydınına bir telaş ki görmeyin, gülersiniz. Türkiye’nin SYRİZA’sını ve elbet Çipras’ını arıyorlar. Yani aslında ışığı söndürüp, inşallah yoktur dualarıyla arıyorlar desek daha doğru olur. Selahattin Demirtaş olabilir mi diye soruyor ve cevaplıyorlar. Yok, o olamaz, onun evliliği resmi(!). Sonra AKP’yi tartışmaya başlıyorlar. Kuruluşundaki önermeleri ve Tayyip’in tavizsiz tavrı ile…Ah bide sonra otoriterleşmeseymiş, tam olacakmış ama… 

Dalga geçmeye müsait yanları olsa da devletin ve AKP Hükümeti’nin kapıldığı büyük korkunun halklar için acı sonuçlar doğurmaya aday olduğu malum ve yansımalarını şimdiden görebiliyoruz. Örneğin; T.C., sınırlardan rahatlıkla geçişine izin verdiği dostu DAİŞ’in Kobanê’den kovulmasının ardından, sınırlarını yeniden hatırlayıp Mürşitpınar’da sınırın sıfır noktasına, 40 metre yüksekliğindeki direk dikip 8 X 12 metre ebadında Türk bayrağı astı. Eğlence olsun diye değil elbette, bir yandan Kobanê’yi, bir yandan içeride Kürtleri tehdit ediyor o bayrakla. 

Daha da önemlisi; çıkarılmaya çalışılan iç güvenlik yasası. Daha önceki bir yazımda da anlatmıştım. Devlet ve AKP Hükümeti Kobanê ve SYRİZA’dan sonra daha da olası gözüyle baktığı muhalif halk hareketlerini bastırmak için yasalarıyla, sipariş ettiği toplumsal müdahale silahları ile, halka karşı savaşa hazırlanıyor. Ve bu hazırlık engellenemezse diye düşünmek, zaferlerden duyduğum sevinci gölgelemese de içimi ürpertiyor.