Mülteci için aslolan, can telaşıdır. Yolu, bilinmezliğe çıkar. Ölçer, biçer, yapar tercihini. Gemileri yakar; geri dönüşü yoktur artık. Rüzgara kapılmış kenger misali savrulur.
Almanya'nın başkenti Berlin'deki Oranien Meydanı'nda, üç yıldan bu yana direnen mültecilerin yanına gittiğimde, bunlar geçiyordu zihnimden. Onlar, uğradıkları hak gasplarına karşı uzun süredir, değişik biçimlerde mücadele ediyor.
Bugün "Oranien Meydanı Eylemcileri" olarak anılan mültecilerin ilk eylemleri, 2011'de Würzburg'daki İranlı bir mültecinin intihar etmesi ardından Almanya genelinde yapılan ve Berlin'de büyük bir eylemle sonuçlanan yürüyüşler oldu. Almanya'nın dört bir yanındaki mültecileri harekete geçiren bu intihara karşı tepkiler, mülteci haklarına ilişkin bir eyleme dönüşerek Oranien Meydanı'nda süreklileşti. Meydana çadırlar kuran mülteciler, kamuoyuna seslerini duyurmaya çalıştı. Bu sıradaysa süreklileşen polis müdahaleleriyle mücadele etmeleri gerekiyordu. Çadırlar en son Nisan ayında bir kez daha kaldırıldı. Bunun üzerine 22 mülteci açlık grevine başlarken, polis müdahalesi sırasında çıktığı ağaçta dört gün boyunca direnen Sudanlı Napuli ise direnişin sembolüne dönüşmüştü. Uhlaur Caddesi üzerinde bulunan Gerhard Hauptmann Okulu'nun insanca barınma koşullarına sahip olmayan mültecilerle işgal edilmesi sonrası gelişen olaylar ise, sorunu daha da karmaşık hale getirdi.
Oranien Meydanı Eylemcileri'nin sembol isimlerinden biri ve öncüsü, Türkiyeli mülteci Turgay Ulu. Türkiye'deki devrimci mücadelesi nedeniyle aldığı hapis cezaları sonrası sürgün olan Ulu, Avrupa'da da mücadelesini diğer mültecilerle birlikte sürdürüyor.
Ulu'nun da aralarında olduğu mültecilerin direnişi, başından bu yana çok badire atlattı. Bunlardan sonuncusu ise, bir kandırma girişimiydi. Başını kendisi de göçmen kökenli olan Dilek Kolat'ın çektiği SPD'li milletvekilleri, mültecilere "6 ay oturum izni" karşılığında direnişlerini sona erdirmeyi teklif etti. Ulu ve beraberindekiler, daha işin başından bunun direnişi gündemden düşürmek için girişilen bir aldatmaca olduğunu, altı ayın bitiminde sınırdışı uygulanacağını, yazılı taahhüt olmadan direnişi bitirmeyeceklerini açıkladılar. Ancak mültecilerin önemli kısmı, başını Kolat'ın çektiği vekillere inanmış; direnişi orada bırakmıştı. Aradan altı ay geçtikten sonra Turgay Ulu ve beraberindekiler haklı çıktı: Hükümetle anlaşan mültecilerden ülkeyi terk etmeelri isteniyor; bazı mülteciler, aranır pozisyona düşüyordu. Bu uygulama nedeniyle bir mülteci, kendini yakma girişiminde bulundu. Nihayetinde direniş, daha önce hükümetin vaatlerine kanarak vazgeçenlerden bir bölümünün de katılımıyla, tekrar ivme kazandı.
Oranien Meydanı Eylemcileri'nin önemli kısmı, şu anda Gerhard Hauptmann Okulu'nda kalıyor. Turgay Ulu'yla birlikte okulu ziyarete gidiyoruz. Yolda, fotoğraf çekerken dikkatli olmam konusunda uyarıyor beni. Zira birçok mülteci, medyada fotoğraflarının çıkması halinde direnişin öncüsü olarak görülmekten ve daha çok baskıya maruz kalmaktan çekiniyor. Böyle insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda bırakılmaktan daha büyük nasıl bir baskı olabilir diye geçiriyorum aklımdan.
Bu okulda toplam 45 mülteci kalıyor. Yaşamlarını kendi kısıtlı olanakları ve bazı duyarlı çevrelerin desteğiyle idame ettiriyorlar. Birlikte pişirip birlikte yiyorlar. Başlangıçta 500 civarıymış sayıları; şimdi çoğu kamplara yerleştirilmiş. Birçoğu gönderilme korkusu yaşıyor; aç, açıkta kalma korkusu yaşıyor.
Okuldaki mülteciler, akşam saatlerinde genelde Oranien Meydanı'nda yapılan etkinliklerde bir araya geliyor. Polisin çadırları tekrar sökmemesi için de sürekli tetikte beklemeleri gerekiyor zaten.
Mültecilerin barınma sorunu, süreklilik arz ediyor. Üstelik bunun, hükümetle iyi ya da kötü ilişkiler kurmalarıyla da bir ilgisi yok! Şimdi okulda kalan mültecilerin SPD'li parlamenterlerlerin sunduğu anlaşmaya imza atan kısmına, daha önce Gürthel Caddesi'nde eski bir otel binası tahsis edilmişti. Ancak çok geçmeden bu bina da boşaltılmak istendi. Mülteciler, otelin çatısında direnişe geçti ve nöbete başladı. Direnişi kırmak için hem binanın suyu ve elektriği kesildi hem de mültecilere su ve yemek verilmesi mahkeme kararıyla yasaklandı! Yetmezmiş gibi, SPD'li parlamenterle varılan mutabakatı, İçişleri Bakanı inkar etti. Mülteciler, otelin çatısında açlıkla yüz yüze eylemlerini sürdürüyordu. Durumun ciddileşmesi üzerine semtteki kilise mültecilere yer temin etti. Eylem de böylelikle sona erdi.
Direniş sırasında bazı Kiliselerin tavrının olumlu olduğunu da kaydetmek gerekiyor. Örneğin, barınacak hiçbir yer bulamayan yüz mültecinin işgal ettiği Mariennen Meydanı'ndaki Thomas Kilisesi'nin yetkilileri ve Kiliseler Birliği, polisin binaya girmesine muhalefet ederek, "Biz direnişi destekliyoruz, binamızda olmalarından rahatsız değiliz" açıklaması yapmıştı. Kilise yönetimi sonrasında da, kendi misyonu olmamasına rağmen mültecilere dört haftalık barınma mekanı sağladı; sonrası için de yeni yerler bulma sözü verdi.
Oranien Meydanı Eylemcileri'nin başkaldırısı halen devam ediyor. Mülteciler, sokakların ve meydanların gücüne inanıyor. Geçen sürede bir sosyal yardımlaşma ağı oluşturuldu. Alman ve Türkiyeli devrimci örgütler, avukatlar, insan hakları kuruluşları, eylem ve etkinliklerle destek veriyor.
3 yıldan fazladır türlü baskılara göğüs gererek kavga veren mülteciler, sağduyu bekliyor. Almanya, mültecileri barındırmak, entegre olmalarını sağlamakla bir şey kaybetmez; ama onlara zulmederek, demokrasisini kaybediyor. Mültecilerin hali, böbürlenmeye doyamayan Avrupa uygarlığının demokratik karnesinde, koca bir sıfır olarak durmaya devam ediyor.
Bir şey daha: Zulüm biter mi, bitmez mi; devlet kabul eder mi talepleri, henüz bilmiyoruz. Fakat bir şeyi çok net görüyor, biliyoruz: Oranien Meydanı'nda barınan mülteciler, geri dönmeyecek. Gemileri çoktan yakmışlar. Onlara yönelen zulüm, geri dönmelerin sağlamayacak; mağduriyetlerinin derinleşmesini, belki de intiharlarla sonuçlanacak psikolojik buhranları koşullayacak. Bunun vebali ise kuşkusuz, sadece zulmedenlerin değil, o zulme sessiz kalanların da omuzlarında.
Bu vebalin altında ezilmiyor musunuz?
Eziliyorsanız, en fazla birkaç kilometre ötenizde bir yerlerde mutlaka ara sıra eylem yapan mültecilere el verin; ülkelerinden binlerce kilometre ötede dilsiz, dermansız bırakılan bu insanlarla omuzdaş olun. Zira omuzdaşlık da, dildaşlık kadar büyütür, yüreklerdeki umudu.
HIDIR ATEŞ: Gemileri yaktık, geri dönüş yok!