Kürt halkının acılarla işlenmiş tarihinin bir yerinde de göç ve göçertme var. Kutsal mekanlarını, aile mezarlarını, elleriyle diktikleri fidanları, dahası hane halkıyla vedalaşmadan kökünden kopartılmış kenger misali her yana savruldular. Dağların dahi taşıyamacağı yükü taşıyan, insanlığın tanıklığına perdelenen onca vahşet ve zulme karşın Kürt halkı, özgürlüğe ve Kürtlüğe olan inancından milim sapmadı. Uzak ülkelerde aynı halıda buluşan özgür yaşam düsturuyla tüm ilmikler, özgür Kürdistan'da buluşmak adına atılıyor. 


Çocukluğum benim yaşamım

"Kürdistan'ın 4 parçasında 40 milyondan fazla Kürt yaşıyor. Dili, kültürü yasak. Ben mücadeleden umudumu hiç kesmedim. İnancımızı asla kaybetmeden kendimizi katmamız lazım. ‘Ben içinde olmasam da olur’ dememeliyiz."


Koçer Kılıç


Muş’un Varto ilçesinin Karapınar köyünden... 

16-17 yaşına kadar köyünde yaşadıktan sonra genç yaşta ekmeğini kazanmak için gurbete çıkmış. 

Amele ve usta olarak inşaatlarda ter dökmüş. Evlendikten sonra işçi kenti olarak bilinen Kayseri'yi mekan tutmuş. Bakmış yaşam ve ekmek koşulları zorlaşıyor; rotayı Avrupa’ya çevirmiş. Dinleyelim: "Ekonomik sıkıntılardan ötürü kendi imkanlarımla 1995 yılında Avrupa'ya geldim. Ekonomik diyorum ama temeli politikaya dayanıyor. Kürtler yıllarca devlet politikası gereği yoksul bırakılmış. Ülkedeyken Avrupa gözümüzde cennet gibi görünüyordu. Buraya gelip gördük ki ayakta kalmak için her yerde çaba gerekiyor. Onu da yaşadık."

Almanca öğrenememekten yakınan Koçer Kılıç, "22 senedir buradayım, beş kelime Almanca bilmiyorum" diyor. Hep çalışmak zorunda kaldığı için dil öğrenmeye vakit ayıramamış. Buna çok üzülüyor.

Geldiğinden beri Kürt toplumuyla birlikte olan Kılıç, Alman toplumuyla da fazla uyum sağlayamamış. 

Ne zihniyet ne de fiilen Kürtlükten ve Kürtlerden kopmamış. Kürtlerin siyasal, kültürel ve sosyal eylem ve etkinliklerinin içinde yer almış. 

Kürt halkının baskı ve zulmü nedeniyle dünyanın her tarafına savrulduğunu belirten Kılıç, duygularını şu sözlerle açıklıyor: "Kürdistan'ın 4 parçasında 40 milyondan fazla Kürt yaşıyor. Dili, kültürü yasaktır. Diliyle birlikte inancı da yasaktır. Sünnisi sünni inancını, alevisi aleviliğini, Êzîdîsi Êzîdîliğini yaşayamıyor. Asuri ve Süryaniler için de durum aynı. Bir insanın anadili en değerli varlık gerekçesidir. Bir insan anadilinin unutulmaması için mücadele etmezse bu anasını inkar etmekle eşdeğerdir."

Bir insanın anavatanında yaşam isteğinin hep en önde olduğunu belirten Kılıç, "Burada bir hafta içinde ne yaptığımı belki hatırlayamıyorum ama çocukluğumdan başlayarak yaşantım en ince ayrıntılarına kadar bir film gibi hep gözlerimin önünde duruyor. Bu benim yaşamımdır ve unutulmuyor" diye hüzünleniyor.

Kılıç ile sözü, 'ana sütü kadar hak' olarak tanımladığı Kürt halkının özgürlük mücadelesine getirerek bağlıyoruz. "Bu mücadeleden umudumu ve inancımı hiç kesmedim. Bu inancı asla kaybetmeden kendimizi katmamız lazım. ‘Ben içinde olmasam da olur’ dememeliyiz. Gücümüzün sınırlarını dahi zorlayacak kadar içinde yer almalıyız."


Mücadeleyle kadınlığımı tanıdım

”Rojava Devrimi'nde kadınların varlığı, direnişi insanlığa umut verdi. Türk devleti ve DAİŞ kadınlardan çok korkuyor. Kadının toplumdaki yeri eskiye göre çok değişti. Bunu kendim yaşadım." 


Elif Kılıç (Elif Ana)


Elif Kılıç da Varto/Karapınarlı. Koçer Kılıç'ın eşi. O eşinden çok sonraları gelmiş Berlin'e. Yaşamının çoğunu Kayseri’de geçirmiş. 

Köyünün ilkbaharını ve doğadan topladığı bitkilerden (tar) yaptıkları yemekleri hala unutamıyor. O dönemde insanların yoksul ama mutlu olduklarını söylüyor. 

Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle bir anda değişen ülke atmosferinden Elif Ana da nasibini almış. Hem de iki boyutlu. Anlatıyor: 

"Başlarda Kürtlük-Türklük meselesini çok bilmiyorduk, Kayseri'de öğrendik. Çarşıda, pazarda, sokakta her yerde bize 'Kıro' deyip hakaret ederlerdi. Sonradan Kürtler haklarını almak için mücadele başlattı. Bu sefer saldırmaya ve öldürmeye, yakıp yıkmaya başladılar. Köydeki evimizi de yaktılar. Ailece dışarıda kalınca onları Kayseri'ye getirdik. Akrabalarımdan gerillaya katılanlar oldu. Kaynımın oğlu İbrahim Kılıç şehit düştü. Onu ben büyütmüştüm; çok üzülmüş ve etkilenmiştim."

Elif Kılıç çocuklarını büyütüp baş göz ettikten sonra 2013 yılında Almanya'ya gelmiş. Dışarıda ilk ziyaretini Berlin Kürt Derneği'ne yapmış. 

İki sene İbrahim Xelil Camisi'nde Kuran dersi veren Kılıç, DESTDAN Berlin Kadın Meclisi üyesi. Berlin'deki eylem ve etkinliklerde kadın yoldaşlarıyla birlikte en önde yürürken görürsünüz O'nu.

Kürt Özgürlük Hareketi'nin kadın ve özellikle Kürt kadını üzerinde büyük bir dönüşüm yarattığını belirten Kılıç, şunları söylüyor: "Kürt halkının özgürlük mücadelesinde, Rojava Devrimi'nde kadınların varlığı ve direnişi insanlığa umut verdi. Türk devleti ve DAİŞ kadınlardan çok korkuyor. Kadının toplumdaki yeri, eskiye göre çok değişti. Bunu kendim yaşadım. Eskiden eşimin yanında pek konuşamazdım. Özgürce dışarı çıkıp gezemezdim. Baskı ve korku vardı. Şimdi özgürlüğümü yaşıyorum. Topluma, cemaatlara giriyorum. Eşim bu konuda bana destek veriyor. Ailece aydınlanma yaşıyoruz."

Uzun yıllar Kayseri'de, 6-7 yıldır da Berlin'de yaşadığını söyleyen Elif Kılıç, kendi köyünde yaşamanın özlemini çekiyor. Sohbetimizi kadınlara çağrıyla tamamlıyor: "Sohbetlerimde de söylüyorum, kurumlarımıza gelsinler. Kendilerine değer versinler. Onlar kendilerine değer vermezse erkekler vermez.  Erkek, koca korkusunu aşmanın yolu haklı davalarında ısrarcı olmaları ve zincirleri kırmaktan geçiyor. Ben bu mücadeleye minnettarım. İnsanlığımı, kadınlığımı tanıdım ve yaşıyorum."


Ülkemi özlüyorum

“Yaşadığım zulmü ve direnişimizi ne kadar anlatsam da yetersiz kalır. Çocuklar duymadan kapıyı kapatıp evden çıktım. Diyarbakır dosyasını birlikte getirmiştim. Tek mahkemede süresiz oturma izni verildi. Ülkemi özlüyorum ve orada yaşamak istiyorum."


Selim Duman (Selim Dayı)


"Çocuklar duymadan kapıyı kapatıp evden çıktım" diyerek, Mardin'in Kevirgê (Altınbaş) köyünden ayrılışını bu trajik cümleyle anlatıyor, 75 yaşındaki Kürt yurtseveri Selim Duman. 

Evden çıkışı, birçok tehlikeli ve ölümcül duraklardan sonra Almanya'nın başkenti Berlin'de noktalanmış. O günleri anlatırken bakışları donuyor ve zamanı durdurarak yeniden yaşıyor: "Bunları ne kadar anlatsam yetersiz kalır. Çocuklar duymadan kapıyı kapatıp evden çıktım. Onların vurulmasını istemedim. Kürdistan'da büyük bir katliam ve yıkım yaşanıyordu. İnsanlar dışarı çıkamaz, komşusuna gidemez duruma gelmişti. Türk devleti kendi halkına karşı kullanmak için Kürtlere silah verdi. Ortam daha kötüleşti."

Duman, yakalanıp 3 ay gözaltında kaldıktan sonra 1981 yılında işkence ve katliamlarıyla tarihe geçen Diyarbakır Cezaevi'ne gönderiliyor. O günlerle ilgili şunları aktarıyor: "Sorguda dünya kadar suçu üzerime yıkmaya çalıştılar. Hiçbirini kabul etmedim. 4 yıl tutuklu kaldım. Korkunç bir işkence ve zulüm vardı. Kürtlüğü silip yok etmek istiyorlardı. Büyük bir direnişle Türk devletine teslim olmadık, başaramadılar."

Selim Duman'a Türk devletinin takip ve ölüm tehditleri devam edince, o da diğer birçok Kürt gibi çocukları ve ülkesiyle vedalaşma ortamı bulamadan mülteci olarak Almanya'ya geliyor. 4 yıl iltica yurdunda kalan Duman, bu süreci şöyle anlatıyor: "Tek mahkemede süresiz oturma izni verildi. Diyarbakır dosyasını birlikte getirmiştim. Hakim ifademde bana çok ileri gidiyorsun dedi. Duruşmam Alman basınında haber oldu. İltica yurdundaki şefimiz Suriyeli bir Kürttü, iyi bir insandı. Ailemiz ve toplumumuz kalabalıktı. Gelen ziyaretçilere şaşırıyordu şefimiz."

Duman, oturum hakkını aldıktan sonra ülkede kalan çocuklarını getiriyor. "Çocuklar küçüktü. Onlar olmasaydı, onca zulümden sonra dağın yolunu tutardım" diyor. Duman'ın 8 çocuğu var, şimdi hepsi yetişkin. 3 kızı mühendisliği okuyor.

Berlin'de yaşayan Kürtlerin özgürlük mücadelesini sahiplenmesinin ve Kürt kurumlarının verimli çalışmasının önemine değinen Duman; "Biribirimize kenetlenerek ve mücadeleyi sahiplenerek çok çalışmamız lazım. Çok zor şartlarda mücadele veriliyor. Hergün şehit haberleri alıyoruz, içimiz yanıyor. Ne yazık ki bazı insanlarımız inançsız olduğu için bunları göremiyor. Çok iyi çalışıp mücadelemize destek verenler var. Bunun yanında kurnazlık yaparak geri duranlar da var. Düşman zalim, hain. Birlik ve dayanışma içinde olmazsak; Türk devleti bizi bir kaşık suda boğar.

Son olarak Midyat ile ilgili aklında kalanları soruyorum.

"Midyat'ın havası ve suyu çok güzeldir. Dört mevsimi bellidir. Onları yaşıyorsun. Ziraatten çok bağcılık ve hayvancılık vardı. Ülkemi özlüyorum ve orada yaşamak istiyorum" diyor.


Ruhum halen Amed’de...

”Kurumsal çalışmalarımızda eksiklikler yaşanıyor. Yaşanan tarihsel sürece yanıt verilmesi için örgütlülüğümüzün diri olması ve genişlemesi lazım. Bu nedenle yoğun bir eğitim ve okuma seferberliği gereklidir. Böyle bir program Berlin'i ayağa kaldırır."


Mehmed Ali Beyazdaş 


Berlin'deki Kürtler arasında "Ali Hoca" olarak da biliniyor. 46 yaşına kadar Amed'de kalmış. Liseyi Silvan'da bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ni kazanmış. 

Bazı sorunlardan ötürü üniversiteye gidememiş, sonra Bolu Eğitim Enstitüsü'nü bitirip, 1979 yılında Konya Hadım'da öğretmenliğe başlamış.

Gerisini Beyazdaş'dan dinliyoruz: "O dönemde Amed'de feodal bir yapı ve aşiret ilişkiler, hakimdi. Ekonomik bir sıkıntımız yoktu. Canlı bir kentti Amed. Ortadoğu'nun en hareketli şehri, Kürdistan’ın başkentiydi. Kürdistani örgütler ve Türk solunun örgütlenme çalışmaları yoğundu. Siyasal canlılığın artmasıyla birlikte Kürdistan ve Amed'de devlet terörü katmerleşti. 12 Eylül faşist darbesinde Amed'de gözaltına alınıp Ankara'ya getirildim. Uzun gözaltı sürecinden sonra Mamak Askeri Cezaevi'ne gönderildim. 1982’de tahliye olup tekrar Amed'e geldim. 1990’larda Kürtlere, devrimcilere yönelik faili meçhul cinayetler işlenmeye başladı. Bu dönemde de gözaltına alındım. Korkunç işkence yapılıyordu. Özgür Gündem Gazetesi muhabiri Ferhat Tepe vardı, onu yanımızdan alıp götürdüler. Biz çıktıktan sonra Ferhat Tepe'nin katledildiğini öğrendim."

Beyazdaş, takip, ölüm tehditleri ve hapis cezaları nedeniyle 1997 yılında Almanya'ya geldiğini belirtiyor. İlk dönemler Spandau, sonra da Tegel'deki mülteci yurtlarında kalmış. 

Almanya’ya gelir gelmez buradaki Kürt toplumu ve kurumlarıyla ilişkiye geçmiş. Ülkesinden uzak durmamak için kurumlarda daha çok insani ve sosyal boyutlu alanlarda çalışmalara katılmış. Kitleyle iyi bir diyalogu var. Bir dönem Heyva Sor’da çalışmış, şimdilerde Halk Meclisi Sosyal ve Halkla İlişkiler Komisyonu üyesi. Aynı zamanda FC Amed futbol takımına destek veriyor. 

Kürtlerin büyük bedeller ödeyerek yürüttüğü özgürlük mücadelesinde zafere bir adım kaldığını ifade eden Beyazdaş, kurumların işleyiş eksikliklerine dair şunları söylüyor:  "Kurumsal çalışmalarımızda eksiklikler var. Yaşanan tarihsel sürece yanıt verilmesi için örgütlülüğümüzün diri olması ve genişlemesi lazım. Bu nedenle yoğun bir eğitim ve okuma seferberliği gereklidir. Böyle bir program, örgütsel alanda büyük katkı sağlar, Berlin'i ayağa kaldırır. Berlin'de yaşayan Kürtlerin sosyal ilişkileri canlıdır. Genellikle anma ve taziyelerde, düğün ve ev ziyaretlerinde buluşuyorlar. Diğer Kürdistani halklarla ilişkileri var. Bu özelliklerini devam ettirmeleri iyi ve önemlidir. Her Kürdistanlı gibi ülkemde ve Amed'de yaşamak isterim. Ben zaten özgür bir ülke ve özgür Amed'de yaşamak için bu mücadelenin içerisinde yer aldım. Ruhumuz halen orada. Amed'in kalbi olan Sur'da Türk devleti tarihimizi ve kültürümüzü yok etmeye çalışıyor. Kürtler bunun intikamını mutlaka alır ve hesabını sorar."