Geçenlerde Kürt siyasi hareketi demokratik bir sistem içerisinde birlikte yaşamın asgari koşulları denebilecek bir 'Özyönetim’ deklarasyonu yayınladı. Türkiye demokrasi güçleri de bu deklarasyonu desteklediğini bildirdi. Hükümet bu durumu fırsat bilip çözümü müzakere etmek için bir kapı açması gerekirken yapmadı. Tam tersine Saray ve AKP eliyle savaşı daha da tırmandırdı. Öz yönetim talebi ise suçmuş gibi gösterildi. IŞİDvari bir zihniyetle 'ya bendensin ya da öl’ diyerek evlerini terk etmeyen kadın, bebek, yaşlı genç insanlar öldürülüyor. Halk göçe zorlanıyor. Ayladır koca bir orduyu birkaç ilçeye yığdılar. Savaş oyunu oynar gibi ileri teknoloji silahları, geceyi gündüz yapan dürbünleri ellerinde, tanklarla ve zırhlı araçlarla mevzilendikleri yerlerden insan avına çıkmış gibiler. Kim oldukları bilinen 3 siyasetçi kadını böyle infaz ettiler. Orada savaş suçu işleniyor. İster sivil olsun ister direnişçi, devletin kimseyi öldürme hakkı yoktur. Devletin hiçbir gerekçeyle katliam yapmaya hakkı olamaz. Devletin ölülere işkence yapmaya hakkı olamaz. Devlet halkların taleplerini kanla bastırmak değil, demokratik yöntemlerle çözmek zorundadır. Aksi halde faşist devlet olur, faşist diktatörlük olur, katliamcı devlet olur. Sarayın da, AKP’nin de sıfatı budur artık. 

Peki, bu günlerde Kürt halkının demokratik taleplerine infazlarla, ölülere eziyetle cevap verenler emekçilerin taleplerini nasıl karşılarlar? Asgari ücret vaadi ne oldu, nasıl belirlendi? Herhalde oturup emekçilerle güzel güzel konuşarak, tartışarak değil.

Ama Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın çizdiği tabloya bakılırsa emek meselesinde taraflara 'müzakereci ve katılımcı demokrasinin ortaya koymuş olduğu ilkeler çerçevesinde’ pek demokrat davranıyorlar. Üçlü Danışma Kurulu denen demokrasi tiyatrosunda devlet tarafı ve sermaye; zayıflatılmış ya da ele geçirilmiş sendikaları yanlarına alarak istedikleri gibi at koşturuyorlar. Sonra da karşımıza geçip bunun bir 'müzakereci demokrasi’ pratiği olduğu güzellemesini yapıyorlar.

Ah şu afili isimle andığınız 'müzakereci demokrasi’ modelinizi Kürtlere de uygulamak için can atıyorsunuz ama meydanı boş bulamadığınızdan olacak, elleriniz böğrünüzde kalıyor. Çünkü orada örgütlü bir halk var.

Bu üçlü Danışma Kurulu asgari ücretin belirlenmesinde de birlikte çalışmıştı. Bu sayfalarda daha önce bahsettiğimiz gibi vaat edilen asgari ücret üstünde oyunlar oynandı. Tahmin ettiğimiz gibi AGİ asgari ücretin içine gömüldü. Ondan sonra da asgari ücret 1300 yapıldı dendi. Herkesin kafası karmakarışık oldu. AGİ eklenecek mi eklenmeyecek mi tartışması çıktı. En sonunda anlaşıldı ki asgari ücret 1300 TL değil 1177 TL yapılmış.


Asgari ücret 1177 TL

1177 TL olan asgari ücrete, bekar bir çalışanın Asgari Geçim İndirimi (AGİ) olan 123 TL eklendiğinde 1300 TL etmektedir. Açıklanan bu meblağdır. Ayrıca her yıl 2 kere belirlenen asgari ücret bu sene bir defada 2016’nın tamamı için belirlendi. Yani Haziran’da yeniden artırıma gidilmeyecek. Patronlar burada da kara geçmiş oldular. 

Bu arada Asgari Geçim İndirimi AGİ neydi hatırlayalım. Aslında bir zamanlar vergi iadesi olarak topladığımız fişlere karşılık her ay bize geri dönen vergi indirimi oluyordu. Ödediğimiz verginin bir kısmı, yani bizim paramız bize geri veriliyordu. Daha sonra 2007’de bu uygulama kaldırıldı, bir yıl bu hak gasp edildikten sonra 2008’de şimdiki uygulamaya başlandı. Yani bu sefer fiş toplamıyoruz, ama ücretlerin belli bir bölümü AGİ olarak ödeniyor. İşçinin evli olması, eşinin çalışıp çalışmaması, çocuk sayısı gibi kriterlere göre AGİ belirlendiğinden AGİ’li asgari ücretler de kişiden kişiye göre değişiyor. 

Asgari ücret 1300 TL olsaydı patronun cebinden çıkacaktı. Ama 1177 TL asgari ücretin üstüne eklenen AGİ’ler patrondan değil, genel bütçeden çıkıyor. Yani toplamda yaklaşık 11 milyar tutan bu fark patronlardan değil de bütçeden karşılanacak. Ve bütçede açılacak olan bu delik devletin en sevdiği vergilendirme biçimi olan doğrudan vergilendirme ile yani zam sağanakları ile vatandaşın sırtına yüklenecek. Nitekim elektriğe gelen yüzde 6,8 zam, tütün, alkol gibi tüketim mallarına yapılan zamlarla zam yağmuru başladı bile. Kaşıkla verilen kepçeyle alınacak.

Hükümetin 'Asgari ücret net 1300 TL’ vaadini tutmadı. İşçinin alınterini yine sermayeye peşkeş çekti. Bu meseleyi hileli bir şekilde geçiştiren Çalışma Bakanı şimdi de gözünü kıdem tazminatına dikmiş durumda. Aynı zamanda Özel İstihdam Büroları ve 'Güvenceli esneklik’ gibi iş piyasasını işçiler aleyhine dönüştürecek yeni saldırılar planlıyorlar. Emek ve demokrasi güçleri hükümeti durduramazlarsa işçiler kazanılmış haklarını kaybedecek. 

Son olarak; kamu çalışanlarının Cuma genelgesi çıkartıldı. Artık kamuda çalışanlar Cuma namazı saati mesai saatine denk gelmesi halinde Cuma'ya gidebilecekler. Buna gerekçe olarak da "Anayasa ve ilgili mevzuatla güvence altına alınan dini inanç hürriyetinin bir gereği olmayı gösterdiler. İnsanların inançlarına duyulan bu hassasiyet her inanç için eşit mesafede durulduğunda gerçek bir demokrasi olur. Ne diyelim, insanlar inanç özgürlüklerini yaşamalılar. Aynı zamanda insanlar yaşamalılar, yaşam hakkı da aynı anayasada güya güvence altına alınmıştır. Ama nedense bu konuda demokrasinin adı anılmıyor bile.