Geçtiğimiz günlerde Erdoğan'ın Suudi Arabistan yolculuğundan dönerken başkanlık sistemine yönelik söyledikleri, ne bir dil sürçmesidir, ne de düşünmeden edilmiş laflardır. Tersine bilerek, düşünerek kendi özlemini açıkça dile getirdiği düşünceleridir. Bu nedenle bir kez daha üstünde durmakta yarar var.

Ne demişti Erdoğan: "Başkanlık sistemi ile çok geniş bir kesimi dinleyeceğiz. Üniter sistemli başkanlık baktığımızda var. Hitler Almanyası'na baktığımızda da bunu görürsünüz."

Görüldüğü gibi söyledikleri son derece net. Hiçbir şekilde Hitler Almanyasını yadsıyan, olumsuzlayan görüşler değil. Üstelik sonraki açıklamalarında da hiçbir zaman "sürç-i lisan ettik ise affola" dememiştir.

Şüphesiz danışmanları bu konuda kendisine bilgi vermişlerdir. Dünya savaşından yenik çıkan Almanya yeniden yapılanma içine girmiş, 1919 yılında Weimer Anayasası diye bilinen bir Anayasayı kabul etmiştir. Bu Anayasa oldukça demokrat hükümler içerir. Ama bir maddesi vardır ki; bu madde sayesinde Hitler devlet başkanı olarak her türlü baskı ve şiddeti kullanabilmiştir. Aşağıda bütününü vereceğim bu madde, parlamentodan bağımsız güçlü bir başkana geniş yetkiler vermektedir. Kısaca, devlet başkanına "parlamentonun onayı olmaksızın" kanun gücünde kararname çıkarma yetkisi vermektedir. 48. maddesinin tamamı şöyledir:

"Eyaletlerin Anayasanın öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmemesi ya da kamu düzeninin bozulması, ya da ciddi bir tehditle karşı karşıya bulunması durumlarında, Cumhurbaşkanı kamu düzenini yeniden kurmak için kuvvet kullanımı dahil (altını ben çizdim), gerekli önlemlere başvurabilir ve bireysel hak ve özgürlükleri askıya alabilir."

Hitler bu maddeye dayanarak, Reichtag yangını gibi kendi ajanlarının yarattığı provokasyonlarla önce "kamu düzenini" bozmuş, sonra da bozulan düzeni yeniden kurmak için kuvvet kullanmış, bireysel hak ve özgürlükleri askıya almıştır.

Erdoğan'ın başkanlık hayallerine tıpa tıp uyan bir maddedir bu. Aslında böyle bir kanun maddesi olmadan da Erdoğan de facto (fiili olarak) istediğini yapmaktadır. Ama, "Beni başkan yapsanız, böyle de bir kararname çıkarsanız, yaptığım kanunsuzluklar, kanuni hale gelir ve de ne güzel olur" demek istemektedir.

Erdoğan bu sözlerle özlemini dile getirmektedir. Sık sık gerekirse başkanlık için referanduma gidelim, demesi de boşuna değildir. Bu gerçekleşir ve halk tarafından seçilirse, şimdi yaptığı zorbalıkları kat be kat daha fazla yapacak ve ''Halkın çoğunluğu böyle olmasını istedi'' diyecektir.

Bugün yaptıklarını aklı başında her insan ve tüm dünya görüyor. Bir de başkan olur ve böylesi kararnameler çıkarırsa "yandı gülüm keten helva..."

Sayın Abdullah Öcalan'ın 2014 yılında Newroz'da okunan bildirisinden sonra, tüm Türkiye'de silahlar susmuş, müzakere yoluyla Kürt sorunun çözülebileceği umudu yayılmış, HDP yüzde 13'ün üstünde oy alarak, Türkiye'nin demokratikleşmesi yolunda önemli bir rol oynayacağı belli olmuştu.

Ama Demirtaş'ın "Seni başkan yaptırmayacağız" sözünden sonra her şey değişmeye başlamış ve Erdoğan bilerek ve isteyerek bugünkü kan gölünü yaratmıştır.

Yaratmıştır çünkü, başkan olamaması durumunda yukarıda anlattığım hayallerine elveda demek zorunda kalacaktı.

Bugünkü sınır tanımaz savaş zorbalığının tek nedeni elbet Erdoğan değildir. Suriye politikasında başını taştan taşa vuran devlet aklı ve politikası Kürt illerindeki zulmün esas nedenidir. Dikkat edilirse saldırının en çok yoğunlaştığı Kürt illeri ve kasabaları Suriye sınırına yakın olanlardır. Suriye'de Rojava Kürtleri IŞİD canavarına karşı tam bir fedai savaşı vererek üç kantonu birleştirmenin eşiğine gelmişlerdir. Ortalıkta Türk devletinin "kırmızı çizgimizdir" dediği bir çizgi kalmamıştır. En büyük korku gerçekleşmek üzeredir.

Rojava tüm Kürt halkının umududur. Elbet Kuzey Kürdistan'dakilerin de. Suriye'deki savaşı kaybetmenin eşiğinde olan Türkiye devleti şimdi sınırın Türkiye tarafındaki Kürt bölgelerindeki Kürtleri önce tehcir edip sonra da buralara başka insanları yerleştirmenin ince hesaplarını yapıyor olamaz mı? Bu bir felaket senaryosu mu? Yoksa geçmişte olanlara baktığımızda niye olmasın diyebileceğimiz bir rezillik mi? 

Bunu zamanla göreceğiz. Ama artık Kürtler eski Kürtler değil. Kürt özgürlük savaşçıları ise bir avuç "terörist" hiç değil. Adım gibi eminim; direnen halk kazanacaktır.