Ne oluyor? Türkiye dolu dizgin "Hitler Almanyasına benzer" bir rejime doğru sürükleniyor.
Saray bir "referandum" yapacak ve Türkiye "Hitler Almanyasına" kesinlikle benzeyecek. "Üniter ve totaliter."
Soru şudur:
Bu gidişe karşı olanlar Türkiye’nin "Hitler Almanyasına benzer" bir rejime mahkum edilmesini nasıl önleyecek? Kılıçdaroğlu gibi "Hitler Almanyasına benzer bir rejim" kurmak isteyenlerle "yeni Anayasa müzakereleri yaparak mı", tıpkı 7 Haziran seçimleri sonrası "koalisyon" için yapılan "nafile turlar" gibi oyalanarak mı?
Her şey çok açık. Böyle bir durumda AKP ile "anayasa müzakerelerine" başlamak, Saray’ın dayatmak istediği "Hitler Almanyasına benzeyen" rejim hazırlığına "asma yaprağı" olmak anlamına gelecek. Saray "hazırlık" aşamasında durdurulamazsa, bir daha zor durdurulur.
Bir başka soru şu: Saray, "Hitler Almanyasına benzeyen" bir rejime Türkiye’yi nasıl hazırlıyor?
Çok açık değil mi? Elbette Kürt Özgürlük Hareketi'ne, HDP’ye saldırarak, Kürdistan’da sivil halka karşı tankları sürerek, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın dokunulmazlıklarını kaldırma sürecini başlatarak, yani HDP’yi TBMM’den, tıpkı Hitlercilerin ilk adımda solcuları Reictag’tan atması gibi atarak…
Kılıçdaroğlu bu "hazırlık" sürecinin neresinde duruyor? Karşısında mı, yanında mı?
Türkiye’yi "Hitler Almanyasına benzeyen bir rejime" sürüklemek isteyenlerle "müzakere" mi yapılır, yoksa onları durdurmak amacıyla, en geniş cepheyi kurmak için harekete mi geçilir?
Hitlerciliğe gidişe karşı mücadele eden HDP’yle mücadele birliği kurmak yerine, AKP ile "müzakere" etmek, birkaç fısıltılı cümlelerle "bebekler de ölmese" filan deme dışında, ne Sur’daki insanlık dışı saldırılara, ne de dokunulmazlıkları kaldırma yeltenişlerine ses soluk çıkarmamak, yine 1930’lardaki "sosyal demokrat" aymazlığı andırıyor.
Bu arada "Kemalizmi" neredeyse, 1930 Almanyasında komünistlerin sosyal demokratlara yaptığı gibi, "sosyal faşizm" diyecek kertede yerden yere vuran "sekterliği" de hatırlamak iyi olur. Bu "sekterlik" CHP’nin laik, Kemalist tabanına ve CHP’yi destekleyen Alevi kitlelerine seslenmeyi ve CHP yönetiminin Kürt Özgürlük Hareketi'yle ittifaka karşı çıkan tutumunu çürütmeyi imkansız hale getiriyor. Kürt Özgürlük Hareketi'nin meselesi CHP tabanını "Kemalizmden vazgeçirmek" değil, Kemalist tabanı "Hitler Almanyasına benzeyen" bir rejime gidiş sürecinde Kürt Özgürlük Hareketi'yle ortak cepheye çekmektir. Bunu yaparken "mezhep barışını" savunmak ve Kürdistan’ın Sünni halkıyla AKP tabanındaki Sünni Türklerin birliğini gerçekleştirmek gerekir. Demokratik uluslaşma geleceğin değil, bugünün işidir, Hitlerciliğin panzehiridir.
Bunlar gerçekleşmezse ne olur?
1933’te ne olduysa, o olur.
Bir farkla…
Almanya 1933’te değil, savaşta yıkıldıktan sonra, 1945’te bölündü. Türkiye kendi 1933’ünü yaşadığı gün "bölünür".
AKP "ucuz zaferlere" alıştı. Genelkurmay başkanını kulağından tutup zindana gönderdiği zaman, anlı şanlı "Atatürkçü" ordunun gıkı çıkmadı. Cemaat sadece ağlaşmakta. Bunlar ne de olsa "Türk devletinin" mütemmim cüzleriydi. Kürtler öyle değil. Öyle olmadıkları belli değil mi? Koca Türk devleti, beş aydır Amed’in Sur ilçesinin tek bir mahallesine bile girebilmiş değil. Yarın eğer girebilirse, illet bu "uyduruk, kaydırık" ama "kanlı" zaferi kazananları makaraya alacak ve Sur, o zaferden bir ay sonra, yeniden "Surlaşacak"… "Sur" deyip geçmeyin, o Sur, dünyanın ikinci en büyük "Surudur."
O nedenle, yalnız Kemalistlere değil, "Türkiye’nin Hitler Almanyasına benzer" bir rejime gitmesini ve Suriye savaşının ve iç savaşların ateşinde yanıp yıkılmasını, sonunda da "bölünmesini" istemeyen herkese seslenmek gerekiyor:
"Saray’ı ve AKP’yi Kürt halkına sırtınızı dayamadan durduramazsınız."
Tarih sorunu böyle koymuştur.
Şey… Unuttum. Bu tarihi tabloda Baykal’ın "durumu" neydi? Hitler’e Başbakanlığı veren Hindenburg’a benziyor gibi. Malum bizimkinin de önünü "yasağı" kaldırarak Baykal açmıştı. Elbette ne Baykal Hindenburg, ne de Erdoğan Hitler. Herkes kendine benzer…