DÜNYANIN SOKAKLARI...
Kaldığımız yerden, Honduras üzerinden ‘Genel seçim’ tartışmasına devam edersek… Bu hafta muhalefet cephesinin lideri, eski başkan Zelaya, son seçimde, seçilmiş (!) devlet başkanı, kısaltılmış adıyla JOH’u meşru başkan olarak kabul etmediklerini açıklayarak, herkesi sokağa çağırdı. Honduras sokakları, yine protesto gösterileri, yanan lastiklerle kesiliyor ve barikatlarla işlemez hale geliyor. Yani yine bir oligarşinin otomatik silahlı memurlarına karşı yine elleri sapanlı halk. Yani yine meşruiyet mümessili genel seçim müsameresi egemenlerin istediği gibi sonuçlanmadığında, hiç utanılmadan ve hiçbir şeyden çekinmeden, bütün dünyanın gözü önünde tersine işliyor. Yani yine anlıyoruz ki genel seçim sadece egemenler kazandığında kurallarıyla işler ki bu kurallar da koca bir nalıncı keseri…
Burada ilginç olan, bu oyunu çok iyi bildiğimiz halde yine bu oyunun içine nasıl çekiliyor olabildiğimiz! Genel seçimin anafor etkisi tam buradan geliyor zaten. Sizi gerçekten olduğunuz yerden koparıyor, yükseltiyor ama nereye! Bütün bunları söylememin manası ‘genel seçim’den mutlaka uzak kalınması değil. Honduras’ın komşusu Chiapas’ta, toplumu etkin olan ve olmayan diye tanımlayıp, kendilerini maruz kalanlar, edilgen durumda olanların yani adları ve yüzleri olmayanların sesi olarak niteleyen ve genel seçimin panzehiri, komünlerde yaşamı örgütlemeye çalışan Zapatistalar’da Meksika’daki genel seçime bir yerli aday gösterdi! Yani bunu başka bir politik aparat olarak kullanabileceklerini düşündüler ve yeni bir politik atağın merkezine koydular…
Genel seçim tam bir arabesk aşk tanımı gibi yani. Ne onunla yapabiliyoruz ne de onsuz!
Burada Honduras’ı anlatmayı biraz kesip, bir parantez, koca bir parantez açmak istiyorum: Brezilya. Brezilya İşçi Partisi-PT de genel seçim müsameresinin mağdurlarından bu günlerde. Çok başarılı bir ittifaklar politikasıyla başkanlık seçimlerinden hiç mağlup çıkmayan, eski başkan Lula önüne bezenmiş yeni oligarşi modası hukuk engellerini yıka yıka yine başkanlığa gitmek istiyor. Burada biraz görüntü buğulanır ve geçmişi hatırlarız. Belirlenebilir unsurları daha güç koca bir ülke olan Brezilya’da Lula ilk seçime 13 partiyle ittifak halinde gitmişti ve İşçi Partisi zaten 40 ayrı grubun bir araya gelmesiyle kurulmuştu. İlk başkanlık seçimlerini Lula bu şeklide kazanmasına rağmen, ilk dönem hem parlamentoda hem senatoda sağcılar hakimdi. İkinci dönem yeniden seçildiğinde, benzer bir ittifakla bu sefer parlamentoda bu sol ittifak fazla olmasına rağmen senatoda sağcılar çoğunluktaydı. Bu durum Lula’nın sol destekçileri arasında her zaman, onun istediklerini yapamamasının nedeni olarak gösterildi. Bu geniş ittifakların örgütlenmesi büyük başarıydı ama bu başarı her zaman ittifak içinde bir hareketin en ılımlıları etrafında dönen bir hareket olanağı verebiliyordu. Yani Lula’nın ne yapmak istediğini bir tarafa bırakalım ama istese bile yapamıyordu. Çünkü mutlaka klasik söylemdeki gibi bir ‘orta yol’ bulunuyordu. Bu da çıkarları etrafında en güçlü şekilde bir araya gelmiş finans dünyasının çok yakınından geçen bir ‘orta yol’dan başkası değildi tabii ki.
Ancak bu Lula’nın sol destekçilerinin haksız olmayan gerekçesi, onun devamı olan Dilma zamanında yoktu. Yani bu seçimlerde sol ittifak, hem parlamentoda hem senatoda çoğunluktu. Dilma da Lula’dan hiç geri kalmayan eski bir şehir gerillasıydı üstüne üstlük. Brezilya’da genel seçimlerde de hile yapılamayacak kadar geniş bu ittifaktı bu zaten ama bu sefer de müsamerenin bir başka perdesini seyrettik. Bu ittifakın en sağ tarafı, arkasına sağ ittifakı alarak taraf değiştirdi ve Dilma seçim oyunun galibi de olsa masa başında kaybetti…
İçinizi kararttım biliyorum ama devam edeceğiz…