
Bu acılı yüreklerden biri de Zeycan Bozkurt. Dêrsim'in Hozat ilçesinde oturuyor Zeycan Ana. Oğlu Cömert Bozkurt, 19 yıl oldu duvarlar ardında. Halkının özgürlüğü için çalışırken 1992 yılında tutuklanan oğul Bozkurt, dört yıl boyunca ifade vermeyi reddetti. Zira O, zulüm altındaki halkının demokratik hakları için mücadele etmenin haklılığını savunuyordu.
Yıllardır dua ediyor. Kendi deyimiyle gözünde yaş dinmemiş oğlunun yokluğunda. Diğer Kürdistanlı analar gibi uzun uzun ağıtlar yakıyor hala. Gecede yıldızlara, günde güneşe dönüp gözyaşı döküyor. "Elim kavuşmuyor ama Xizir sana yardım etsin" diyor, oğlu Cömert Bozkurt için.
Bu ülkede, ağıt bir tek ölene söylenmez. Uzaklara, zorunlu ayrılıklara da... Zeycan Ana da, yüreğinin sızılarını ağıda dönüştürdü, yalnızlığında dağlara taşlara söyledi. Taşlaşan yürekler duymasa bile, belki bir gün dağ dillenir de, ses verir diye bekledi. Çünkü taş olsa çözülürmüş, bir annenin çığlığı karşısında. Onun yaktığı ağıtları dinleyenler, şaşırıp kalıyor. "Bu şarkıları ne zaman yazdın yüreğine" diye soranlara, mütevazice; "Tezden kendi halimde her gün ağlayıp söylüyordum" diyor. "Sözüyle, ritmiyle en güzel şarkı annelerin yüreğinden doğar" dedirtiyor:
ez bibirînim
hevali pepuge goyinim yek dixwinim
çadirve çadir digerim
gende xê nabînim
***
Ben yaralıyım
pepug kuşu gibi söylerim, aranırım
çadır çadır gezerim de
çocuğumu göremem..."
Zeycan Ana, yaşlılığı ve hastalıkları nedeniyle her zaman oğlunu görmeye gidememenin acısını çekiyor. Kimi çocuğunun ardından dağ dağ, köy köy gezerken, Zeycan Ana, cezaevi cezaevi dolaştı. İzmir, Aydın, Bursa, Adıyaman.... Öyle ki Adıyaman, Onun için zindan anlamına geliyor şimdi. Zira yaktığı ağıtta da buna yer veriyor:
Adiyaman mi serke zindanê
mira qale Adiyamane dikin
hundire min deşî
zere min bijane
mi arebe kişandî peşiya vîraje Adiyamane
a dimre reketim arebe
li ser minra kir berf û dumane
***
Adıyaman başımda zindandır
Adıyaman'dan bahsetseler
içim acır, yüreğim sızlar
Adıyaman virajına çektim arabayı
yola koyuldum
kar dumandır başıma yağan"
Hastalığından dolayı 2 yıldır oğlunu ziyaret edemiyor. 42 yıllık ömrünün yarıya yakınını hapiste geçiren oğlu Cömert, Zeycan Ana'nın gözünde hala bir çocuk. Kim Cömert'e dair sorular sorsa, içinden bir "ahhh" yükseliyor, derin derin nefes alıyor. Sonra devam ediyor; "Öyle acılıyım, öyle acılıyım. Ne sen sor ne ben anlatayım. Hiç böyle düşünmemiştim, hiç… Şans kötü geldi. Öğretmendi, çok akıllıydı. Güler yüzlüydü. Kimseyi incitmezdi. Şimdi tanıdığı herkes O'nu özlüyor".
Onsuz yaşamak, toz duman içinde bir yanılsamadır Zeycan Ana için. Kaç çocuğu olsa da gidenin yeri başkadır çünkü.
Bunca acıya rağmen öfke ve intikama yer yoktur onların bilge yüreklerinde. Belki biraz sitem, biraz kızgınlık. Zeycan Ana da, şöyle haykırıyor dizelerinde, oğlunu duvarlar ardında tutanlara, acıya ve savaşa yol veren zalimlere:
"...ama eki masayede roniştine
ne dîn ne îmane
hale me faqiran zaf yamanê
***
Masada oturanlarda
ne din ne iman var
biz fakirlerin hali yaman..."
"Onun evin içindeki adımları, nefesi, her şeyi hala kulağımda" diyor Zeycan Ana. Hala her an okuldan dönecekmiş gibi hissettiğini, yaşamının her anının onunla geçtiğini belirtiyor. Bir an yüzü aydınlanıyor, çünkü oğlunun yaptığı şakalar aklına geliyor. Titrek sesiyle anlatmaya başlıyor: "Şakacıydı, hep beni güldürürdü. Öyle bilgili, öyle başarılıydı ki, babası onları çalıştırmadı, okula verdi. Çok severdi çocuklarını. 4 sene bana nerede olduğunu söylemediler. Eşyalarını valize koyup kaldırmışlar. Bir gün karyolayı kaldırdım. Altından bir valiz çıktı. Açtım, 'vayy babo bu ne' diye bağırdım; Cömert nerede? Oğlum geldi, hapishanede olduğunu söyledi. Dağ taş başıma yıkıldı. Eşyalarına baktım tek tek, ciğerim parçalandı. Aslan gibi çocuğum gitti. Babası vefat etti, cenazesine bile gelemedi."
19 yıl ibaresini duyduğunda, "Yok yok 21 yıl oldu" diye düzeltiyor. Çünkü oğlu 1990'dan itibaren evden çıkmıştı. Onsuzlukta bırakın yılları her dakikayı hesaplamış Zeycan Ana. Zamanın erişemediğimiz zerresinde ayrı bir sızlamış içi. "Sanki ciğerimden bir parça gidiyor" sözü, ne anlama gelir bir anne için? Onlar hakikaten yitirdiği parçalarının eksikliğiyle yaşarlar, bu nedenle ömürleri tamamlanmamışlık içinde geçer.
Sonra iki yıldır ziyaret edemediği oğlu ile yaptığı telefon konuşmalarını anlatıyor. Burukluğunun içinde oğlunun haliyle, sağlığıyla ilgilenmesinden duyduğu hoşnutluğu dile getiriyor.
"Peki oğlun çıktığında ne yapacaksın?" diye sorduğumuzda, heyecan dolu yüreğiyle Dêrsimli anaların diliyle konuşuyor: "Bebo bebo, ben kendimi kaybederim heyecandan." İlk olarak kutsal gördüğü ziyaretlere götüreceğini belirtiyor. Son sözleri belli belirsiz çıkıyor dudaklarının arasından, sanki suya sayıklıyor gibi, "Ah ne dağlar gitti ne dağlar!.." Yeniden ağıdını yakmayı sürdürüyor, ince ince bir ses yükseliyor Hozat'ın ardındaki dağlara doğru...
"ez çum diyare Ulupinare
mi seyr kir dora xwe
çadır dane koka dale
çuti genç li derketin
mi go xwede dikin hevali wî kani?
...hiyva derketi hiyva zerî
ez pê te ketim
çadirve çadir geriyam
mi qet te nedî..."
DENİZ BİLGİN