Silvan'da temeli 4 Mayıs 2012 tarihinde 4 bakanın katılımı ile atılan ve 31 Ocak 2017 tarihinde tamamlanması beklenen Silvan Baraj Projesi, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nın girişimleri sonucu geçen hafta Bakanlar Kurulu'nun kararı ile 9 Eylül 2016 tarihine çekildi. Karar yöre halkı tarafından "HPG'nin geri çekilmesini fırsat bildiler" şeklinde yorumlanırken, Silvan'ın 18 kilometre kuzeyinde olup Kulp Çayı ve Göderni (Taşköprü) Çayı'nın birleştiği yerde inşaa edilen Silvan Barajı yaklaşık 178 kilometre kareyi kapsıyor. Bölge halkında tedirginliğe neden olan baraj için 18 köy boşaltılırken, 50 köyün ise aktif olarak barajdan etkilenmesi bekleniyor. Baraj yapımının öne alınmasına ilk tepki ise Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Ekoloji ve Yerel Yönetimler Komisyonu'ndan gelirken, komisyon kararı protesto etmek amacıyla 26 Ağustos günü Sêdeqnê-Goma mezrasında yürüyüş gerçekleştirip, çadır kurulacağını duyurdu. Düzenlenecek etkinliğe ilişkin bilgi veren DTK Ekoloji ve Yerel Yönetimler Komisyonu üyesi Şehbal Şenyurt, HPG'lilerin çekilmeye başlaması ile birlikte bölgede devlet eli ile yürütülen tüm projelerin yavaş yavaş öne çekilmeye başlandığını söyledi. En önemli örneğinin ise Silvan'da yapımı devam eden barajı gösteren Şenyurt, süreç ile birlikte AKP ve devletin bölge ile ilgili "talan" politikasını işleme koyarak hızlandırdığı sonucunun ortaya çıktığını ifade etti.

Kürdistan'ı birbirinden ayırmak


Projelerin hızlandırılmasının kaygı verici olduğunu dile getiren Şenyurt, "Tek amacı 4 parça Kürdistan'ı bir birinden ayırmak olan baraj projeleri barış süreci ile birlikte hız kazandı" dedi.
Barış süreçlerinde biraz da "nasıl yaşanması gerekiyor", "Biz önümüzdeki süreci nasıl inşaa etmeliyiz" sorularına yanıt aranması gerektiğine işaret eden Şenyurt, şunları dile getirdi: "Sonuçta bu topraklar yıllardır savaş ile talan edildi. Bundan sonrada sermayenin iş-aş diyerek farklı köleleştirme metodları ile talan etmesi gibi bir durumu söz konusu. Buna karşı yapılan projeleri halka danışmadan, halkla paylaşmadan buradaki insanların 'neye ihtiyacı varı' görmeden tepeden inme yapılmasını tabiki reddediyoruz. Sonuçta bu toprakların doğası, kültürel kimliği, tarihi ile bir bütün halinde kendini var etmesi gerekiyor. Bunca yıllık mücadelesi bu yönde yürüdü. Bu anlamda HES ve barajlara karşı olan eylemimiz aslında etkinlik ve kültürel yapılara sahip olma eylemliliklerinin devamıdır. HES'ler ve baraj yapımları ile halkımıza maaşlı işler teklif edilmekte. Sanki kısa vadede çok büyük kazanımları olacakmışçasına propagandaları yapılıyor. Halbuki bu baraj ve HES'ler yapıldığı takdirde oranın tüm doğa dokusu altüst olacak. Sonuçta on yıl içinde yeniden göçler yeniden bu ekonomiyi sürdürememe halleri başlayacak. Artık bölge halkı politikleşmiş bir halktır. Dolayısı ile iş-aş ile kandırılacak bir zeminde değildir."


METİN İNAN-DİHA/AMED