Uyandım, umutsuzluk değil ama taşınması zor bir acı vardı, yüreğimden bedenime yayılan ve derin bir keder. Sanki dün diye düşündüm. Sanki dündü gerçekten. Saat 15.15 civarıydı. Telefondan gelen bir ses "Hrant vurulmuş" demişti. Hrant vurulmuş! On dakika sonra Hrant'ın yanındaydık. On binlerce insan ışınlanmış gibi Hrant'a koşmuştu. Mahşeri kalabalık aynı yürekten acı çekmiş, aynı ciğerden solumuştuk o gün.
Hrant vurulmuştu. Gazetesinin önünde, gün ortasında. Öylece, upuzun. Yüzükoyun. Bütün kötülüklere, kötülere arkasını dönmüş gibi, Hanzala misali. Gidivermişti...
Hrant kardeşlik ve barış türküleri söyleyendi. Kardeşlik ve barış düşmanları onun da düşmanıydı. Güvercin tedirginlikleri sokmuşlardı yüreğine. Farkındaydı adım adım peşinde olduklarının. Ama varılacak hedefi vardı. Dönmeyecekti yolundan. Dönmedi...
O gün, Hrant'ı barış diye kardeşlik diye yok etmek istemişlerdi. Başaramadılar. Hrant daha bir gürledi o günden sonra, daha bir duyuldu sesi. Hrant'ın ardından hepimiz Ermeniydik artık. Hepimiz Hrant'tık. Yaşasın halkların kardeşliği diye sesleniyorduk birbirimize. Hrant'ça konuşuyorduk buluşmalarımızda.
Tam on yıl geçti üzerinden. On yıldır; devlet katilleri koruyor. Hrant'ın arkadaşları, ölüme karşılık bir adalet olmadığını bilerek ama "Hrant için Adalet için" diyerek katillere kabus olmaya devam ediyor.
Tam on yıl... Her gün yeni bir kaosa uyanarak, tam on yıl. Mecliste görüşülmekte olan Anayasa değişikliği, demokrasinin tamamen ortadan kaldırılması ve totaliter bir tek adam rejiminin anayasal güvenceye kavuşturulmaya çalışıldığı bir zamanda; savaş, nefret, düşmanlık her yerde hükümranlık mücadelesi verirken. Hayvan sevgisi bile katledilmeye gerekçe haline gelmişken. Sabaha olağan uyanmak artık bir şansken, on yıl önceki bu günden ana bakmak:
Hrant'la beraber keşfettiği Ermenilere kardeşliğimizi unutanları, Ermeni Soykırımından söz etti diye Garo Paylan'ı hedefe koyanları, konuşmasında geçen soykırım kelimelerini tutanaktan çıkartanları, Ermeni düşmanlığında şer ittifakını, Kürtleri ve ötekileştirilen herkesi yok edip kurtulmak isteyenleri, barış ve kardeşlikte ısrar edenlerden Hrant'a yaptıkları gibi bedel isteyenleri görmek...
On yıl... Birazdan Hrant seslenecek gazetesinin penceresinden. Pür dikkat dinleyeceğiz söylediklerini. Güvercinler uçacak gökyüzüne... Hepimiz Hrant olacağız bir kez daha. Sonra ayrılacağız Hrant'ın huzurundan. Aklım, tartışmalarla oyalanmak yerine etkin ve etkili bir muhalefet yaratma zamanı dese de beynimi şimdiden kemirmeye başlayan sorular daha bir yükseltecek seslerini. Gerçekten Hrant mıyız hepimiz? Öyleyse, neden Tahir Elçi olamıyoruz hep birlikte? Öyleyse, neden Garo Paylan'ın yanında bir avucuz? Neden Kürtler her alanda soykırım kıskacına alınmışken kulaklarımızı ve yüreklerimizi tıkayıp anlamsız şarkılar söylüyoruz avaz avaz? Bırakın kardeşliği barışı, burjuva demokrasisini korumak için bile yan yana duramıyoruz halen, neden?