Hrant Dink davası kararı ve son KCK operasyonu ile fersah fersah daha uzaklaşıldı hukuktan, insan hakları standartlarından. Artık demokrasi çoğunluğun diktatörlüğüne, hukuk iktidarın hırslarının tezahürüne dönüştü bir anlamda. Leyla Zana’nın kapısını kırarak içeri girmekten duyulan büyük zevk neyle anlatılır başka. Gelen bir maili okumanın, dahası "yasak mail” ve herhangi bir bilgisayarı kullanmanın suç olması nasıl açıklanır başka türlü, üstelik her gün genişleyen yasak ve suç kapsamına sevgiliye edilen aşk sözleri dahi sokulmuşsa bu gün?
Geçen dönem milletvekili olan Fatma Kurtulan, kendisine gelen bir maili sadece okuduğu için tutuklu diğer pek çoğu gibi. Ana okulu öğretmeni bir genç kadın, Siyaset Akademisi öğretmeni bir genç adam, bir sinema yönetmeni bir başkasının "yasaklı” maile girdiği iddia edilen umuma açık bir yerdeki bilgisayarda, saatler sonra kendi maillerine baktıkları için tutuklular. Geçtik polisleri, ifade alan savcıların açıkça karşılarındaki kişileri suçlamalarına tanık olduk bir kez daha.
Savcı o saatte başka yerde olduğunu ispat eden BDP yöneticilerini, taşlı, molotoflu eylemleri yönetmekle suçlamaya devam edebildi. Suçlamaları kabul etmeyenlere yüzü maskeli eylemcilerin fotoğraflarını göstererek, "Öyleyse bunları kim yönetiyor, birbirimizi kandırmayalım. Siz bunları yapmasaydınız burada olmazdınız” diyerek hükmünü başbakanın ve bakanların açık suçlamalarına paralel olarak baştan verdiğini gösterebildi. Kürt ve BDP'li olmak birlikte ya da ayrı ayrı suçlu olmak için yeterli bugün. Bu suçlamadan kurtulmak için temel hakları olan örgütlenme ve siyaset yapma haklarını dahi reddetmek zorunda bırakılan "benim herhangi bir derneğe ya da yasal partiye üyeliğim yok” diyenlerin de sonunun aynı olması bu suçluluğun Kürt doğmakla tescillendiğine açık bir kanıt ayrıca.
Buna sessiz kaldıkça yenileri canımızı yakmaya devam ediyor. İşte Hrant Dink davası. Saklanamayacak kadar açık bir şekilde yakalanmış olmasına rağmen, Hrant Dink’in katili devlet korundu. Üstelik bir yazıya, basın açıklamasına dahi örgüt bulmakta zorlanmayan mahkeme, Hrant’ın katili örgütü, devleti görmezden gelebildi. Manşet manşet Kürt Ermeni Düşmanlığı, ayrımcılık yapan medyada yapılan yorumlara göreyse; Kamu vicdanı rahat değilmiş ve CMK'ya göre usul hataları varmış kararda, Yargıtay’da bozulup yeniden görüşülecekmiş nasılsa. Bu açıklamalarla belli ki kamuoyu yatıştırılmaya çalışılıyor. Zira teselli diye sunulanlar, on yıllarca sonuca bağlanmayan davalara ve bu cinayetin de ortada bırakılacağına işaret ediyor sadece. Yüzlerce gazeteci cinayetinde, on yedi bin beş yüz faili meçhul siyasi cinayette, binlerce gözaltında kayıpta, 12 Eylül paşalarına açılan göstermelik davada olduğu gibi.
Denilebilir ki; hesap soracak güçte bir toplumsal muhalefetin yokluğundan aldığı cesaretle değneksiz gezen iktidar ve bağlı güçlerinin KCK davalarında had safhaya vardırdığı hukuk dışı keyfiyet, Hrant Dink davasında da yansımasını buldu bir anlamda. KCK operasyonlarında gelinen noktada görünen, iktidarın en etkili muhalif güç olan Kürtlere demokratik siyasetin önünü tamamen kapatma kararlılığıdır. Kürtleri susturmakla toplumu susturacağını hesaplayan iktidara bu hesabının tutmayacağı gösterilmezse baskının azgınlaşarak devam edeceği de, bu koşullarda yapılacak "yeni” anayasadan ve yargı reformlarından çıkabilecek tek şeyin faşizmin daha da kurumsallaşması olacağı da ortada. Bu yüzden ve bu gün Hrant’ı katledilişinin beşinci yılında bir kez daha anarken; topyekun ve etkili bir toplumsal mücadeleye olan ihtiyaç üzerinden, KCK operasyonlarına karşı takınılan suskunluk tavrı noktasında kamuoyunun ve toplumun ayraçlarını ve hassasiyetlerini özeleştirel bir yerden gözden geçirme zorunluluğu öne çıkarılabilmeli artık.