Açlık grevleri tehlikeli aşamaya geldi. Bir aydan beri süren grevlerde tutsakların sağlık durumu ağırlaştı. Hükümetin ve cezaevi yönetimlerinin beklediğinin aksine, grevcilere karşı uygulanan insanlık dışı baskı, direnişte çözülme yaratmak şöyle dursun, tüm cezaevlerindeki PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar hep birlikte direnişe geçme kararını açıkladı.
Şu anda direnişçilerin çoğu tek kişilik hücrelere konmuş durumda.
Bir hücrede tek başına tüm devletin gücüne karşı direnmek nasıl bir şeydir?
Bunun yanıtı kesindir: PKK’li ve PAJK’lı her bir grevci, tek başına kapatıldığı hücrede “Öcalanlaşmaktadır.” Önderlerinin tüm uluslararası komploya “İmralı hücresinde” tek başına ondört yıldır direnmesi, bu direnişçilere esin kaynağı oluyor ve onları yenilmez bir güç haline getiriyor.
Deniz Kaya tarafından açıklama gösteriyor ki, PKK’li ve PAJK’lı direnişçiler, Hükümetin ve milliyetçi Türk kamuoyunun ve uluslararası komplocuların “insafına”, “vicdanına”, ve “merhametine” seslenmiyorlar.
O halde PKK’li ve PAJK’lı direnişçiler kime sesleniyorlar?
Bize…
AKP rejiminin karanlık hücrelerinde tek başına yaşamayan “dışarıdakilere” sesleniyorlar…
Siz bizim gibi karanlık hücrelerde elleri, kolları bağlı değilsiniz diyorlar… Bizim Kürt halkının ve tüm Türkiye’nin özgürlüğü için verebilecek yalnızca canımız var, sizin ise canınızı vermeden önce verebileceğiniz çok şeyiniz var demiş oluyorlar.
Neler yapılabilir?
Bilinenleri yine yapmalıyız. Yürüyüşler, mitingler, serhildanlar, hücreleri temsilen kurulacak çadırlar…Hepsi olabilir.
Ama bu defa aynı zamanda yeni bir biçim bulunamaz mı? Örneğin, insanlık dışı AKP hücresindeki grevci’nin “ölümcül” yalnızlığına son verilemez mi? Biner kişilik toplumsal grupların tek tek grevcileri ismen “sahiplenme” eylemi örgütlenemez mi? Cezaevlerindeki tutsakların bildirecekleri “sahiplenilecek grevciler” listesindeki her bir grevcinin ismi etrafında biner kişilik gruplar oluşturulamaz mı? Şurada bin kişi Amed zindanında direnen “Berivan”, burada bir başka bin kişi Tuzla zindanında direnen “Korkmaz” olamaz mı? Ne kadar direnişçi varsa, her bir direnişçinin bin kişi tarafından sahiplenmesi, bu biner kişinin “Berivanlaşması”, “Korkmazlaşması” ve bu yüzbin, iki yüzbin kişinin de topluca “Öcalanlaşması” gerçekleşemez mi?
Hücrede tek başına direnen grevci, kendisini ismen sahiplenen bu bin kişiyle birlikte kimbilir ne büyük bir manevi güç elde ederdi.
Böyle bir dayanışma, aynı zamanda muazzam bir örgütlülüğe de dönüşürdü. O bin kişi, kendi içinde işbölümü yapardı. Sahiplendiği direnişçinin sağlık durumunu o bin kişinin içindeki doktorlar, hukuki durumunu avukatlar, o kişiyle ilgili gelişmelerin medyaya yansımasını o bin kişinin içindeki gazeteciler üstlenirdi. O bin kişinin içinden bir grup da direnişçinin ailesiyle ilişkileri ve dayanışmayı yürütürdü. Her bir direnişçiyi sahiplenen bin kişilik topluluğun içinden delegeler, diğer direnişçileri temsil eden biner kişilik grupların delegeleriyle Türkiye ve Avrupa çapında bir araya gelir, başta Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük durumunu ve tüm direnişçilerin eyleminin bütün sorunlarını ele alır, ortaya çözümler koyarlardı.
Bu Kürdistan’da, metropollerde ve Avrupa’da yüzbinleri kapsayan, örgütlü bir “sahiplenme hareketi” olurdu.
Hiç kuşkusuz, ben “kağıt üstünde” bir “örgütlü hayal” kuruyorum. Ne PKK’nin, ne BDP’nin, ne DTK’nin ve ne de HDK’nin durumu hakkında hiçbir somut bilgim yok. Şu anda kampanyanın çapı, derinliği ve yaygınlığı hakkında da somut hiçbir bilgiye sahip değilim. Yukardaki önerinin “gerçekçi” olmadığını, pek çok riskler taşıdığını da biliyorum.
Ama amacım, zaten bu söylediğimi gerçekten önermek değil, amacım, artık bilinen biçimlerin yanı sıra, yeni, yaratıcı, daha kapsayıcı biçimlere ihtiyaç olduğunu anlatmak…Her yeni dönem, yeni mücadele ve örgüt biçimlerine ihtiyaç yaratır.
Hücrede tek başına direnen grevcinin önünde tek bir direnme siperi var: Kendisi. Tek başına hücrede direnen, bedeninde yitirdiği her hücreye karşı kendisini her gün, her dakika, her saniye “yeniden örgütlemek” için amansız bir savaş veriyor. Her bir organını, damarlarındaki her kan damlasını, ciğerlerindeki her bir oksijen molekülünü yeniden ve yeniden örgütlüyor. Tek başına kendini yeniden örgütlemek, gücünü halkın mücadelesinden alan “bireysel iradenin yeniden örgütlenmesi”dir.
Madem ki, direnişçi hücrede “tek başına örgütleniyor”, o halde onun başlattığı mücadeleyi “dışarıda” sürdürenlerin de binleri, on binleri, yüzbinleri, yeniden ve yeniden örgütlemesi en büyük görevdir.
Direnişçiler hiç kimseden “merhamet”, “vicdan”, “insaf” dilenmiyorlar. Onların çağrısı açıktır: Hücrede tek başına kişinin kendini örgütlemesinin ve bedenindeki hücreler yıkılırken, bireysel iradesini yeniden inşa etmesinin dışarıdaki karşılığı “kolektif örgütlü iradeyi” yeni, etkili, yaratıcı biçimler bularak her gün, her saat, her dakika yeniden inşa etmek oluyor. Hücrede “tek başına”, dışarıda “yüzbinlerle birlikte”...
Hücrede 'tek başına' dışarıda 'milyonlarla...'