Suriye rejimine karşı olarak örgütlenen ÖSO’nun yanında önceden çok fark edilmese de adım adım Selefi diye bilinen güçler ortaya çıktılar. Bu güçlerin Suudi, Katar, ABD ve de Türkiye tarafından alenen desteklendikleri, bunlardan para ve silah aldıkları da sır olmaktan çıktı. Hatta yukarıda isimlerini verdiğimiz birçok devlet bu güçlere askeri teçhizatın yanı sıra askeri eğitimde verdi, veriyor. Burada Suriye rejimine karşı verdikleri mücadeleden bahsetmeyeceğiz.
Bizler daha çok Selefi denilen, Irak ve Şam İslam Devleti olarak kendileri adlandıran yapıların birkaç ay önce hiç kimsenin de anlamadığı bir şekilde Rojava devrimine saldırmalarını, Rojava Kürdistan’ına gelerek Rojava Kürtlerine karşı hücumlarını işleyeceğiz. ÖSO başta olmak üzere, Selefi diye bilinen sözde kendilerine köktenci İslamcılar diye niteleyen güçler Suriye karşısında adım adım geriletilince bir şekilde Kürdistan’a yöneltildiler.
Kürtler 19 Temmuz 2012 tarihinden bu yana kendi bölgelerini bir şekilde yönetiyorlardı. Rejim bu alanlarda yoktu. Olmadığı gibi Kürtler rejimin bu alanlara gelmesine izin de vermiyordu. Durum buyken o zaman neden birden, kimsenin anlamadığı bir durumla karşı karşıya kalındı?
Kürtler Rojava’da zafer elde ederlerken, buna karşı sömürgeci devletler tepkisiz kalmayacakları açıktı. Sömürgeci güçler başta Türkiye, İran devleti olmak üzere emperyalist güçler bu duruma karşı rahatsız oldular. Bunun için Suriye’ye karşı savaşan güçleri Kürdistan’a yönelttiler. Sözde Kürdistan’ı ele geçirerek kuzeyde sağlam bir kaldıraç yeri oluşturarak Suriye rejimine karşı yeni bir hamle başlatacaklardı. Bu planı yapan güç Türkiye’ydi. Daha somut olarak AKP’ydi. Yine bu planı destekleyen ABD’ydi. Tabi Katar ve Suudi’de bu işin içine alandı. Rojava’yı ezerek, kendilerine yakın duracak bir gücü orada yerleştirme temel hedef oldu. Bunun için Türkiye’nin ajan partisi konumunda olan El Parti Rojava Kürtlerine saldırır hale getirildi. Bunun için KDP Semalka kapısını kapattığı gibi Rojava’da Kürtlerin kaçması teşvik edildi. Bunun için Rojava Kürtlerin oluşturduğu birlik KDP tarafından dağıtılmaya çalışıldı. Bunun için Türkiye korkunç bir ekonomik ambargo uyguladı.
Evet, tüm bunlar yapılırken Suriye’de ne kadar çete gücü varsa Rojava’nın üstüne üstüne gönderildi. Cephet El Nusra bunların başında gelen güç oldu. Yine Halep’te günün ortasında halka Tel Eran ve Tel Hasıl’da vahşi bir şekilde katliam yapıldı. Yine başka alanlarda insanlar kaçırıldı, vahşi bir şekilde başları kesilerek meydanlarda gösterildi.
Rojava’ya karşı bu saldırılar yapılırken yukarıda da ifade ettiğimiz gibi en azgın bir şekilde bu saldırıları hem örgütleyen, hem teşvik eden hem de destekleyen güçlerin başında Türkiye oldu. AKP oldu. Antep’te, Urfa’da bu vahşeti yapan güçlerle toplantılar yaparak, saldırıların arttırılması için her şey yapıldı. Rojava ve Türkiye sınırı adeta bu güçlerin cirit attıkları saha oldu. Silahlar burada verildi. Bunlar yetmedi yer yer sınırın kuzey yakasında Rojava devrimcileri toplarla katledildi. Yetmedi özel örgütler oluşturarak Kürtlerin üzerine gönderildi.
Örneğin: ASDER -Adaleti Savunanlar Derneği- olarak kurulan örgüt süreçle, SADAT olarak isim değiştirdi. SADAT-Uluslararası Savunma Danışmanlığı- Kurucu başkanlığını emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin yaptığı sözde sivil toplum örgütleri olarak kurulan birçok örgüt gibi bunlarda sadece Rojava Kürtlerine karşı saldırı halinde olmadılar. Bu ve bunun gibi Fethullah Gülen yakını örgütler yukarıda ismini verdiğimiz birçok çete gücüne her türlü silah ve teknik donanım temin ederlerken, bizzatihi çete eğiterek, çete derleyerek Kürdistan’a göndermiş ve Rojava Kürtlerine karşı savaşmaları için ön ayak olmuşlardı.
Bunun böyle olduğunu Lekolin.Org Haber Merkezi, Navenda Lêkolînên Stratejîk a Kurdistanê sitesinde Fethullah’ın yaptığı bir toplantının yayınlanan belgelerinde görüyoruz.
Rojava konusu tartışılırken Fethullah’ın: “Tepkisiz kalmayacağız. İngilizlerin bir sözü var bilirsiniz. ‘İyi bir köpeğiniz varsa kendiniz havlamayın’ deniyor. Para ve Allah adına çıkarlarımız için savaşabilecekleri Suriye’de örgütün karşısına çıkartırız. Bunun planlamasını yapıyoruz. Hizmet, sınır tarafında bu işleri organize edecek. Cemaatimizin bütün kolları bu çalışmada seferber olmalı…
Bunları destekleriz, PYD karşısında bir güç haline getiririz. Bir taraftan da Peşmergenin özellikle petrol bölgelerini denetime almasının koşullarını yaratmalıyız. Suriye’de KDP’nin denetimindeki Kürt bölgesi bizim bölgesel çıkarlarımıza ters değil. Suriye’de çok yönlü hareket etmeliyiz aksi halde örgütün başarılı olmasına zemin sunarız…
Kuzey Irak’tan örgüte kesinlikle hiç bir şey geçmemeli. Bu kapıyı KDP’ye kapattırmalısınız. Kapıdan cephane, erzak gidiyorsa örgütü ne yaparsanız yapın yenemezsiniz…”
Mübah mıdır? Günah mıdır? İslamiyet’te yeri var mıdır? İslam’da düşmanını yenmek için her türlü hileye başvurulabileceği belirtilmektedir. Renk değiştirme, kendini başka türlü gösterme, bazen fazlasıyla güçlü görünme, bazen kendini çok güçsüz düşmüş gibi gösterme vesaire vesaire. Yalan söylemek, düşmanı aldatmak, kandırmak ve ardından vurucu darbeyi vurmak tarihten beri hep var olagelmiştir…”
Tamda bizim birkaç soru sorma zamanımızdır. Rojava’da birçok güç Kürtlere karşı en kirli savaş yöntemlerini uygularken, uygulamaya devam ederken Hüda Par Rojava’ya nasıl yaklaşmaktadır?
Rojava Kürtlerinin yanında mıdır, karşısında mıdır?
Bu bağlamda devletlerin, uluslararası ve Kürtleri katleden çetelerin mi yanındadır, yoksa bunların karşısında mıdır?
Kürtleri katletmeye ant içmiş Irak Şam İslam Devleti olarak kendini isimlendirmiş olan Kürt düşmanlarının yanında mıdır, yoksa Rojava Kürtlerinin mi yanındadır?
Bir kere bu sorulara Hüda Par’ın cevap vermesi gerekir.
Diğer önemli bir durumda en son Batman’da bir Kürt gencin katledilmesidir. F.Gülen’in kendi örgütlü yapısıyla yaptığı toplantıda Kürdistan’ın her yerinde karışıklık ortaya çıkarma talimatı verdiği açıktır. Kürtlerin bir olmaması için birbirine düşman haline getirilmelerinin de talimatını verdiği açıktır. Ve tabi birde bundan böyle düzenli provokasyonlar yapacaklarının da startını vermiştir.
Boşuna: “Renk değiştirme, kendini başka türlü gösterme, bazen fazlasıyla güçlü görünme, bazen kendini çok güçsüz düşmüş gibi gösterme vs. vs. Yalan söylemek, düşmanı aldatmak, kandırmak ve ardından vurucu darbeyi vurmak tarihten beri hep var olagelmiştir…” dememiştir. Dediğimiz gibi öyle görülüyor ki bundan böyle Cemaat tam bir karalama, karıştırma, provoke etme, kışkırtma içinde olacaktır
Şimdi ikinci bir soru Batman’da katledilen Özcan Temel ismindeki genç böyle bir durumun sonucu olarak mı katledilmiştir, yoksa Hüda Par içerisine sızanların bir işi midir? Bunları netleştirecek olan Hüda Par ve çevrelerin kendileridir.
Özcesi, Kürtlük olgusunu İslamiyet’le birlikte öne çıkaran Hüda Par yukarıda sorulan sorulara sağlıklı bir cevap vermemesi durumunda hem Rojava’da yaşanan katliamın bir parçası olur hem de Özcan Temel’in kanı bazı siyasetçilerin belirttikleri gibi; “kanı üzerlerinde kalır.”
Umarız böyle olmaz…
Hüda Par Rojava’ya yaklaşımını açıklamalı