Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların açlık grevinin 43’üncü gününde açıklama yapma gereği duyan Türk Hükümeti, grevin bitirilmesini istedi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, dün Sincan Cezaevi’ne giderek tutsaklarla görüştü. Ergin görüşmenin ardından bir basın toplantısı düzenledi. Toplantının büyük bölümünü, 4. Yargı Paketi’ni anlatmaya ve AKP Hükümeti’nin propagandasını yapmaya ayıran Bakan Sadullah Ergin, açlık grevleri konusunda ise Türk Hükümeti’nin katı yaklaşımını yumuşak bir dille ifade etmeye çalıştı.
Açlık grevini büyük bir titizlikle takip edip olumsuz bir durum oluşmaması için her türlü tedbiri aldıklarını belirten Bakan Ergin, eylemin cezaevlerinin koşullarıyla ilgili olmadığına dikkat çekti. Bu taleplerin bilindiğini kaydeden Ergin, “AKP Kongresi’nde anadilde savunma hakkının 2023 yılı hedefleri içinde yer alması doğrultusunda bir çalışma başlattık. Bu çalışmaları Bakanlar Kurulu’nun dikkatine sunmak için hazırlanıyoruz” dedi.
Tutsakların, Öcalan’ın sağlık-güvenlik-özgürlük koşullarının sağlanması ve anadilde eğitim talebine değinmeyen Bakan Ergin, tutsaklara şöyle seslendi: “Kendi bedenleriniz, kendi sağlığınız, sizi sevenler ve sevdikleriniz için bu bayram arefesinde bu eylemden vazgeçin. AB sürecinde mevcut şartlarını yenileyen, irade sahibi bir hükümeti var. Bu hedef noktasında güçlü bir yürüyüş üzerinde olduğumuzu da ifade ediyorum. İmkan dahilinde olan adımlar tarafımızdan atılıyor. Savunma tarafında çalışmalar yapılıyor.”
Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sefa Mermerci, “Yaşamsal tehlike olduğu zaman devletin müdahale hakkı var, müdahale edilir” demişti. Bakan Ergin de açıklamasında bunun sinyalini verdi: “Bu eylemler sesini duyurmak için yapıldıysa bu ses duyulmuştur. Bir takım çalışmalar da devam ediyor. Cezaevlerinde bulunan her kişi devlete emanet edilmiştir. Sağlıkları devletin sorumluluğu altındadır. Onlar için her türlü ihtimam gösteriliyor. Sağlık çalışanları teyakkuz halindedir. Hükümlü ve tutuklularla her gün temas ediyor, kontrolleri yapılıyor. Şu an için çok sıkıntı verici bir tablo yok ama konu önemsiz değildir. Bir tek kişinin burnunun kanaması bizim razı olacağımız bir sonuç değil.”

Öcalan’a tecrit

Ergin, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Ergin, Öcalan’a uygulanan tecride ilişkin soruya, “Talepler içinde olan savunma hakkına ilişkin çalışmamız var. Onun dışındaki hususları sizlerle paylaşacak aşamada değilim. Paylaşılacak aşamaya gelindiğinde paylaşırız” şeklinde yanıt verdi. Ergin, “Tasarıda yer alan aile görüşü Öcalan’ı kapsar mı?” sorusuna ise, “Aile görüşü bir hak olarak değil, bir ödül olarak düzenleniyor. Bunu kullanacak hükümlülerin sınırlamalara tabi olmaması şartı var. Ama sınırsız bir uygulama olmayacak” yanıtını verdi.

Devlet kararı

Radikal gazetesinin Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, dün Ankara kulislerinde aldığı bilgileri paylaştığı yazısında, Kürt tarafının Öcalan’a tecrit ile ilgili tespitlerini teyid ediyordu. ‘Koster arızası’ ya da ‘hava muhalefeti’ gerekçelerini artık ne Türkiye’deki tarafların ne de uluslararası kuruluşların kabul ettiğine dikkat çeken Zeyrek, “Örgüt soruşturmasının sanığı olan avukatlarla görüşmesi mevzuata aykırı” gerekçesine karşılık sorulan ‘neden soruşturması olmayan avukatlar temin edilmiyor’ sorusunun da ikna edici yanıtının olmadığını yazdı. Zeyrek’in şu satırları dikkat çekici: “Ankara’da hangi yetkiliye ‘Öcalan neden kimseyle görüştürülmüyor’ sorusunu yöneltirseniz tek bir yanıt geliyor: ‘Buna Adalet Bakanlığı ya da hükümet karar vermiyor. Bu bir devlet politikası…’ Çünkü Öcalan’ın örgütle iletişiminin kesilmesi, PKK ile mücadele stratejisinin bir parçasıydı ve sadece hükümetin değil, devletin kararıydı. MGK’da temsilcisi bulunan bakanlıkların (Dışişleri, İçişleri, Adalet) yanı sıra Genelkurmay, MİT ve Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın ortak değerlendirmesiyle bu uygulamaya geçilmişti. Dolayısıyla da PKK ile mücadele stratejisi değişene dek, Adalet Bakanlığı’nın tek başına bu karardan geri adım atması mümkün değil.”

Anadilde eğitim de öyle

Tutsakların diğer taleplerinden anadilde eğitim meselesi de Türk devletinin belirlediği çerçevenin dışında. 90’ların sonunda itibaren AB ile uyum ve küresel sermaye ile entegrasyon sürecinde bireysel haklara kapı açan Türk devleti, kolektif hakları reddediyor. Anadilde eğitimi de bu çerçevede değerlendiren devlet, olumlu karşılık vermiyor. Son olarak Türk Başbakan Recep T. Erdoğan, “Anadilde eğitim, yok öyle bir şey. Anadilde eğitim hak değildir. Resmi dilimiz Türkçedir” demişti.

ANKARA