
Başbakan ve hükümetinin Kürt meselesinin çözümü bakımından sivil halkın devreye girmiş olmasını önleyecek tedbirler arayışında olduğunu kaydeden Ertuğrul Kürkçü, „İnsan öldürme yetkisi mi, insanları askeri operasyonlara sürmek mi, sınır ötesi harekat mı; hangisini yapamıyor? Bunların hepsini yapabilir ve yapıyor da. Fakat 90’lardan günümüze en büyük fark şimdi sivil halkın da çözüm unsuru olarak devreye girmesidir. Sivil halkın kendisini örgütlü faaliyetiyle daha çok hissettirmesi ve nihayet programında yer alanları hayata geçirme iradesini kuvvetli olarak ortaya koyması, bu neticede önemli. Öyle olduğu için başbakan ağzındaki baklayı çıkardığında sivil kurumları, sivil halk örgütlenmelerini demokratik özerklik ilanını, DTK’yi ve BDP’yi hedef alıyor. İşte artık ayyuka çıktığı, ortada gezen tutuklama listeleri, tutuklanacak kişilerin kimler olacağı vs... Aynı zamanda bir pozisyon çizip bu çizdiği alana gelmeyenin kendisini öbür tarafta sayması gerektiğine dair bir sürü şey dinledik.“
Şimdi sıra sopada
Kürkçü, Başbakan’ın ‘pozisyon alma dayatmasını’ ise şu sözlerle ele aldı: „Ben tüm bunları esasında yarı faşist önlemler olarak görüyorum. Demokrasi güçlerine, Kürt Özgürlük Hareketi’ne, halka karşı açık bir bastırma hareketine girişme niyeti olarak algılıyorum. Bu niyetin gerçekleştirilmemesi için çalışmalıyız. Bunu yapmak demek Kürdistan’ın en çok faal olan kentlerinden başlayarak, batıya kadar her yerde halkla devlet güçleri arasında kırıcı bir karşı karşıya gelmeyi yaratmak demektir. Böyle olursa son derece köklü insani bir acı tablo ortaya çıkar. Hiçbir hükümet de bunun altından kalkamaz. Sıkıyönetimlerin, OHAL’lerin acı faturaları ortada. Başbakan tüm bunları yapmaya çalışırken 10-20 yıl önce çatışma ya da katliamlarda hayatını kaybedenlerin mezarları ortaya çıkıyor. Biz yeniden bu tablolara gömüleceksek eğer, o zaman ben başbakanın kendisini nasıl olup da medeni dünyanın bir parçası olarak gördüğünü; Libya’ya, Suriye’ye ayar veren bir hükümet lideri olarak gördüğünü merak ediyorum.“
Kürkçü, Erdoğan’ın ‘günü kurtarmaya çalıştığına’ vurgu yaparak, sözlerini şöyle bitirdi: „Erdoğan’ın ki tutarlılık değil günü kurtarma ve halkı baskıyla, tehditle yönetmeyi düşünmek. Eğer sadakayla, dualar ve ayinlerle başa çıkılamazsa o zaman da sopayla halkın üzerine yürümeyi hedeflediğini görüyorum. Bu mücadeleyi hiçbir hükümet kazanamaz. Çünkü halkla mücadele eden bütün hükümetler yok olur gider. Bunlar, Erdoğan hükümetinin de Türkiye’de çözüm dinamiği olmaktan kendini uzak görmeye başladığını gösteriyor. Hükümet gider ama halk bir yere gitmez. Umarım Erdoğan söylediklerini denemeye kalkmaz.“
ALİ BARIŞ KURT - İSTANBUL