Türkiye’de birçok çevre son dönemde hükümetin savaşı tırmandırması karşısında şaşırmış gibi. Hele bazı liberal ve demokratik çevrelerden gelenler tam anlamıyla şaşkına dönmüş. Öyleki bazıları ise hükümetin sorunu çözüm yoluna koyduğunu ama PKK’nin bunu görmediğini ve savaşı Silvan saldırısıyla başlattığını ve hükümetin sabrını taşırdığını söylediler. Bu durumda Kürt hareketleri barışta samimi değil ve meşruiyetini kaybetmiş diyecek kadar ileri gittiler.
İlginç olan belirttiğimiz kesimin dışına kalan Fethullahçı ve yandaş basın ise hiç şaşırmadı. Gayet hazırlıklıydılar ve hiçbir ikircikliğe girmeden tamamen savaşa entegre oldular. Hatta bunun da ilerisine giderek savaşa öncülük ettiler ve en büyük kamuoyu hazırlayıcı unsur oldular. Neden hükümet yandaşı basın bu kadar hazırlıklıydı? Çünkü hükümet ve etrafına toplanan basın başından beri demokrasiyi benimsemiş ve sindirmiş siyasi yapılanmalar değildiler. Demokratik bir direniş ve gelenekten gelmiyordular.
Hükümetin elinde Kürt sorununu sonlandıracak kapsamlı bir proje yoktu. Daha çok iktidar ve güncel ihtiyaçları oranında Kürt sorunuyla ilgilendiler. Tabanlarını ve kamuoyunu gerçek anlamda ve geri dönülmez biçimde barışa ve çözüme hazırlamadılar. Milliyetçi ve egemen güç söylemini terk etmediler. Kürt siyasal oluşumlarını meşru kabul etmediler. PKK ve BDP gibi en etkili oluşumları Kürtleri temsil etmiyor diye hep hedeflediler.
Fethullahçı ve yandaş basın sürekli Kürt hareketlerine karşı ideolojik ve düşmanca bir yayın politikası izlemiştir. Geçmişte Hürriyet gazetesinin yaptığından daha ileri bir psikolojik savaşa imza attılar. Çözüm ve demokratikleşmeyi desteklemek yerine hükümete ters düşen veya muhalefet eden güçleri hedeflemeyi tercih ettiler. Ayrıca bu kesimin basını öyle tahmin edildiği gibi kendi içinde serbest tartışan ve özgür davranan bir basın değildir. Oldukça bağımlı ve hükümetin çizdiği sınırlara sıkısıkıya bağlıdırlar.
Bu kadar hükümete bağlı olan ve sürekli psikolojik bir savaş yürüten basının hükümetin savaş naraları karşısında şaşırması ve bocalaması beklenemez. Çünkü Türkiye’yi tanıyan ve gelişmeleri dikkatle izleyen biri koca bir devletin Silvan’daki olaydan yola çıkarak belalı bir savaşı tırmandırmayacağını bilir. Çünkü bu savaşta şimdiye kadar elli bin insan hayatını kaybetti. Bu kadar deneyimli ve çözüme karar vermiş bir ülkenin yönetimi bir olaydan yola çıkarak savaşa kararı vermez.
Savaşı durduran ve tek yanlı silahları susturan PKK oldu. Buna karşı ordu ve devlet yetkilileri resmi olarak bunu bağlayıcı görmediler. Nitekim eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in basına düşürülen gizli dinlenmiş konuşmalarında PKK’nin ateşkes kararını tanımadıklarını ve takmayacaklarını açık açık söylemektedir. Bir Genelkurmay Başkanı ateşkesi takmayız derse orada tek yanlı ateskeş ne kadar sonuç verir? Türk basını Uludere yakınlarında Güney Kürdistan sınırları içinde onüç gerilla öldürüldüğünde ne tepki gösterdi? Ayrıca olay sadece askeri operasyonlarla da sınırlı kalmadı ki. Şehirlerde yoğun tutuklama ve ev baskınları hiç durmadı. KCK adına tutuklanan binlerce sivil ve politikacı resmen rehin durumuna dönüştürüldü. Anadilleriyle savunma yapmak istedikleri için  duruşmalar bloke edildi.
Seçimden sonra ağır koşullar altında seçilmiş altı milletvekili tahliye edilmedi. Tüm bunlar üst üste konduğunda gidişatın hayra alamet olmadığı açıkça görülüyordu. Ayrıca sayın Öcalan çokça dile getirdi, ısrar etti. Hükümetin demokratik bir irade ortaya koymasını ve çağrıda bulunmasını istedi. Bazı konularda mutabakata vardıklarını ve hükümetin bunları pratikleştirmesi gerektiğini belirtti. Ancak bunların hiçbiri yapılmadı. Askeri operasyonlar daha da yağınlaştırıldı. Hükümetin ciddi bir çözüme değil savaşa hazırlık yaptığı Silvan olayıyla açığa çıktı. Başta Fethullahçılar olmak üzere hükümet çevreleri savaş bildirileri yayınlamaya başladılar. PKK’nin kökünü kazıyacaklarını ilan ettiler.
Başbakan PKK’yi suçlarken bir insan öldürmenin tüm insanları öldürme anlamına geldiğini söyledi. Ama aynı Başbakan’ın uçakları Güney Kürdistanlı yedi kişilik bir aileyi yokettiğinde kimse bunun ne anlama geldiğini sormadı. PKK’lileri öldürmenin insan öldürmekten sayılmayacağını kendi basını bolca işlemektedir.
Gelişmeler bu kadar açıkken kalkıp Kürt tarafını suçlamak hiç de adil bir davranış değildir. Geçmiş olaylardan hiç ders alınmadığı görülüyor. Irkçı ve yalana dayalı yayınlar sorunu daha kanlı ve karmaşık hale getirdi. Fethullahçı ve yandaş basın tamam, onlar savaşta karar kılmışlar ve önde yürümekteler. Ancak barış ve demokrasi isteyenler bu şirret tutum kanlı oyunlara tavır almalıdır.