Türkiye çok uzun yıllar uluslararası insan hakları belgelerine taraf olmaktan kaçınmış bir ülke konumundaydı. Sözgelimi 2000 yılı itibariyle bu konuda çalışma yapan Prof. Dr. Mesut Gülmez, "Türkiye’nin insan hakları belgelerini onaylama politikasını" incelediği ve analiz ettiği çalışmasında (yayin.todaie.gov.tr) gerek Birleşmiş Milletler gerekse Avrupa Konseyi bünyesinde yapılan sıralamada Türkiye’nin belgeler karşısında en geri ülkeler arasında olduğunu göstermekteydi. Ancak bu durum Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkilerinin yeni bir aşamaya geldiği Aralık 1999 sonrasında belirgin bir değişikliğe uğradı. Türkiye peş peşe pek çok belgenin tarafı oldu. Ama Türkiye’nin taraf olduğu belgelere koyduğu "çekinceler" sorunu bulunmaktadır. Türkiye geleneksel tutumunu çocuk hakları konusunda da sürdürmüş ve taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin eğitim, dil ve kültür haklarını ilgilendiren 17, 29 ve 30. maddelerine çekinceler koymuştur.
Çocuk hakları insan haklarıdır
BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde haklar ve özgürlükler konusunda, "herkes", "hiç kimse" gibi kimi sözcükler kullanılır. Buradan çıkan sonuç kadın, erkek, çocuk, dil, din, cinsiyet, yaş, etnik köken, ırk, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ayrımı yapılmaksızın insanların haklara ve insan onuruna sahip olmak bakımından eşit olduğudur. Bu haklar ve özgürlüklere evrensel denmesinin nedeni dünyanın her yerinde geçerli olmasıdır; vazgeçilemez olmasıdır. Haklar bütünseldir. Bütün insan hakları eşit öneme sahiptir. Biri diğerine tercih edilemez ve birbirleriyle bağlantılıdır. Evrensel Bildirinin 1. maddesinde olduğu gibi bütün çocuklar haklarda ve onurda eşittirler. Çocukların yaşamak, hayatta kalmak ve gelişme hakları vardır. Çocukların yaşamlarının tüm yönlerine katılım hakları vardır. Çocuklarla ilgili bütün eylem ve işlemlerde 'çocuğun en yüksek yararı' ilkesi temel önemdedir. İnsan hakları savunucuları, çocuk haklarından söz ederken bunun çocuğun insan hakları anlamını taşıdığını kastetmektedirler. Bilindiği gibi hukuk düzenlerinde haklar ya kanundan ya da sözleşmeden doğar. Halbuki insan haklarının kaynağı kanun ya da sözleşme değildir. İnsan hakları, kanunlar ya da kişiler arasındaki sözleşmeler düzenlenmeden önce de var olan haklardır. Doğuşla birlikte kazanılır. Tanımaya bağlı değildir. Bu haklar o devlet tarafından tanınmasa bile insanların haklarıdır ve vardırlar. Fakat başka bir realite de bulunmaktadır. Her ne kadar bu haklar deklare edilmiş olsa da hukuk düzenleri şart ya da sözleşme formatında düzenlenmesini, bu hakların devletlerce tanınmasını ve usulüne uygun onaylanmasını öngörür. O nedenle bu pratik realiteyi gözönüne almak gerekmektedir.İnsan hakları savunucuları da o nedenle ulusüstü insan hakları belgelerinde yer alan hakların ve özgürlüklerin yurttaşları olduğu devletler tarafından ya da bütün devletler tarafından onaylanmasını isterler. Hukuksal formatta anayasal ya da yasal hükümler halinde mevzuatta yer almasını isterler.
Çocukların hakları vardır
Böylece haklar ve özgürlükler hukuksal güvenceye kavuşturulmuş olur. BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 23 ve 24. maddeleri doğrudan çocukların korunması ve hakları ile ilişkilidir. Yine BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel haklar Sözleşmesi'nin 10. maddesi doğrudan çocuğun korunması ile ilgili maddelerdir. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde haklar ve özgürlükler şöyle düzenlenmiştir: 18 yaşından küçükler çocuktur (1), bütün çocuklar haklar ve onura sahip olmak bakımından eşit (2), çocuğun yararı temel düşüncedir (3), devletler bu sözleşmedeki hakları uygulamak zorunda (4), çocuğun yetişmesinde anne-babaya saygı (5), bütün çocukların yaşama, hayatta kalma ve gelişim hakları vardır (6), her çocuğun bir isme hakkı vardır (7), bütün çocukların bir kimliğe sahip olma hakkı vardır (8), her çocuğun ailesiyle iletişim kurma hakkı vardır (9), anne baba ayrı devletlerde ise onların yanına gitme hakkı vardır (10), çocukları kimse yasadışı olarak tutamaz, kaçıramaz ya da ülke dışına çıkaramaz (11), çocukların düşüncelerini özgürce ifadeye hakkı vardır (12), seçeceği bir araçla kendisini ifade etme ve bilgi alma hakkına sahiptir (13), bütün çocukların düşünce vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır (14), bütün çocukların toplanma ve dernek kurma özgürlüğü vardır (15), çocukların özel yaşantı, onur ve itibar hakkı vardır (16), çocukların kendileriyle ilgili bilgilere erişim hakkı vardır (17), anne babalar çocuğun yetiştirilmesi konusunda eşit sorumluluğa sahiptir (18), devletler çocukları suistimal ve ihmale karşı korumak zorundadır (19), ailesinden yoksun kalan çocuk özel korunmaya hak sahibidir (20), ailesinden yoksun çocuk devlet gözetiminde evlat edinilme hakkına sahiptir (21), mülteci ya da zorunlu göç etmiş çocuklar özel korunma hakkına sahiptir (22), fiziksel ya da zihinsel engeli bulunan çocukların devletçe özel korunmaya hakları vardır (23), koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti almaya hakkı vardır (24), koruma altındaki çocuklar düzenli olarak kontrol edilmelidir (25), bütün çocukların sosyal güvenlik hakkı vardır (26), yaşam standardına hakkı vardır (27), eğitim hakkına sahiptir (28), aldıkları eğitim çocukların haklarına kültürüne saygılı olmalıdır (29), azınlık mensubu çocuklar, kendi dil, din ve kültür haklarına sahiptir (30), bütün çocukların oyun oynamaya hakları vardır (31), bütün çocuklar tehlikeli işlerden ve ekonomik sömürüden korunma hakkına sahiptir (32), bütün çocukların uyuşturucudan korunmaya hakkı vardır (33), çocukların cinsel sömürüye karşı korunma hakkı vardır (34), çocukların çocuk ticaretine, kaçırılmaya, satılmaya karşı korunmaya hakkı vardır (35), çocukların her türlü sömürüye karşı korunma hakkı vardır (36), bütün çocukların ölüm cezasına, işkence ve kötü muameleye karşı korunmaya hakkı vardır ve özgürlüğünden yoksun bırakılan çocuklara karşı devletlerin yükümlülükleri vardır (37).
Çekinceler Kürt çocukları da vuruyor
BM Çocuk Hakları Komitesi 2012 tarihli raporunda, Türkiye’nin uluslararası belgelere taraf olmasını olumlu gelişme olarak değerlendirmiştir. Ancak Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne konulmuş olan çekincelerin, "1923 Lozan Antlaşması ile azınlık olarak tanınmayan etnik gruplara ait, özellikle Kürt kökenli çocuklar üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini“ belirtmektedir.
Belgelere taraf olmak yetmiyor
Komite 18 sayfalık gözlem raporunda, çocuk hakları açısından iş sektörü konusunda uyarılarda bulunmakta, bilgi yayma, bilinç arttırma ve eğitim alanına, çocuğun tanımı konusundaki özellikle evlenme konusundaki uygulamaya dikkat çekmekte ve bunu 18 olarak belirlemesini tavsiye etmektedir. Ayrımcılık yapmama konusunda ve Kürt çocukları, engelli çocuklar, kız çocukları, mülteciler konusunda kaygılar belirtmektedir. Komite ayrıca çocuğun yüksek yararı ilkesine, yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı ilkesine dikkat çekmektedir. Ayrıca komite, çocuk görüşlerine saygı, barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü konusundaki uygulamalar konusunda ve doğru bilgiye erişim konusunda kaygı belirtmektedir. Komite işkence ve onur kırıcı muamele yasağı konusunda da kaygı iletmektedir. Gözaltı ve tutukluluk prosedürleri ve uygulama konusunda eleştirilerde bulunmaktadır. Çocuklara yönelik şiddet ve aile ortamından yoksun çocukların durumuna dikkat çekilmektedir. Çocuklara yönelik sağlık hizmetleri ile engelli çocukların durumu konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır. Komite, Sözleşme'nin 28, 29 ve 31.maddelerinde düzenlenen eğitim, boş zaman ve kültürel faaliyetler konusunda da tavsiyelerde bulunmaktadır. Komite, sığınmacı ve mülteci çocuklar, çocuk işçiliği ve ekonomik sömürü, sokak ortamındaki çocuklar ve çocuk adalet yönetimi konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır.
Çocuklara yapılanlar kabul edilemez
Sonuç olarak; Türkiye’de çocukların karşılaştıkları muamele insan hakları standartlarına uygunluk bakımından kabul edilemez niteliktedir. Bu konunun çocuğun insan hakları perspektifinden değerlendirilmesi gerekir. Bu da kurulmuş sistemin ne denli demokratik standartlara uygunluğu ile ilgilidir. Sorun sistematiktir. Türkiye’nin sistematik/yapısal olarak insan hakları ve demokrasi sorunu var. Başka bir ifade ile asal/temel sorun insan hakları ve demokrasi sorunudur. Bu sorunun en önemli halkasını da Kürt sorunu teşkil etmektedir. O nedenle öncelikle insan hakları ve demokrasi konusunda yüksek politik irade gerekmektedir. Türkiye’de ne yazık ki en önemli eksiklik politik irade eksikliğidir. Sistemi demokratik hale getirmenin yolu da insan hak ve özgürlüklerine dayanan bir sistem inşa etmekten geçer. Avrupa Birliği perspektifi, bir imkandı ancak Türkiye’yi yöneten politik ve bürokratik kadrolar yurttaşlarının hak ve özgürlüklerini devletin dış politikada duyduğu ihtiyaç kadar ve bunun gerektirdiğiyle sınırlı bir şekilde kavramaktadır. O nedenle insan hak ve özgürlüklerini pazardaki alışveriş gibi algılamaktadırlar. Bu tür pazarlıkçı yaklaşım hak ve özgürlük düşüncesi ile çelişir. Yapılacak tek şey insan hakları ve özgürlükleri ve demokrasi mücadelesini yükseltmektir.
İnsan hakları kazanmak, kullanmak, korumak ve geliştirmek için mücadeleyi gerektiriyor. Ne yazık ki böyle. O nedenle mücadeleye devam…
HÜSNÜ ÖNDÜL: Çocuk Hakları Sözleşmesi karşısında Türkiye