
'Kaos Çocuk Parkı' son zamanlarda adı farklı çalışmalarla gündeme gelen bir oluşum. Daha öncesinde adını yayınladığı kitabından ve yine 'OrmanŞehir' gibi çeşitli dergi çalışmalarından duyduğumuz Lokman Kurucu'nun hayata geçirdiği bir proje. Proje daha çok dergi şeklinde somutluk kazanıyor. Çalışmaların merkezi ise Türkiye...
Antikapitalist İslamcılardan yeşil anarşistlere, eşcinsellere, hayatın tüm kimliklerine ve renklerine kapısı açık olan bu parkın mimarı olan Kurucu ile birçok şeye dokunduk. Kurucu'nun altının çizilmesi gereken sözleri var.
'Kaos Çocuk Parkı'nı projelendirip hayata geçirdiniz. Bir dergiyle devam ediyor çalışmalarınız. Şiirlerle makalelerle çok güzel bir fanzin oluşuyor. Belli bir okur kitlesine ulaşırken kimlerdi destekçileriniz?
Ben projelendirmiş olsam da, Kaos Çocuk Parkı, 2+1 mağaralara sığamayan, okuldan kaçan, yurtlardan kaçan, gökdelenlerden, alışveriş merkezlerinden, işyerinden, kariyerinden, şanından, şöhretinden, kravatından, koltuğundan kaçan ya da tüm bunlardan oldukça sıkılan, kaçmak isteyen huzursuz çocukların, çocukluğuna kulak verenlerin bir araya gelip oluşturduğu bir park. Bu parktakilerin ortak amacı yaramazlık yapmak. Huzursuzluklarıyla uyumlu hale gelmek. Böyle olunca ben ya da başkası merkezileşmiyor. Kimse kimseye yardım etmiş olmuyor. Biz en başta bu 'yardım', 'destek' adı altında birilerinin merkezleşmesini önledik, ilk başarımız buydu. Sonra Kaos Çocuk Parkı Fanzini çıkarmaya başladık. İki sayı çıktı şimdiye kadar.
İlk iki sayınızda nelere itiraz ettiniz? Nerelere ulaştı dergi?
İlk sayımızın konusunu belirleyen, Başbakan'ın tinerci çocukları aşağılaması oldu. Bunun üzerine şairleri Park'a davet ettik. 'Sokak çocukları' temalı şiirlerini alıp kaos çocuk parkı 'Tiner' sayısını oluşturduk. Ve sorduk, 'Erdoğan hangi İslam'ı ölçü alarak tinercileri aşağılıyor?' Muaviye' ye, 'Muaviye! Eğer bu sarayı halkın parasıyla yapıyorsan ihanettir, kul hakkıdır ve eğer kendi paranla yapıyorsan israftır' diyen Ebu Zerr'in; hanımına 2 metre kumaşı çok gören Ömer'in; kerpiç evde ömrünü tamamlamış Muhammed'in İslam'ını mı? Yoksa elhamdülillah, maşallah, inşallah ayaklarıyla çuvalını dolduranların, mücahitleri müteahhit yapmak için çalışanların İslam'ını mı?'
İkinci sayımızsa 'Hız' üzerineydi. Hem kapitalistlerin, hem sosyalistlerin burjuva zaman modeli ve idealinin en ateşli savunucuları olmalarına duyduğumuz huzursuzluğumuzu paylaşan insanlardan yazı istedik. Çok sağlam bir sayı oldu. 100 adet basmıştık, bir 100 daha bir 100 daha…Ayrıca isteyene internet aracılığı ile gönderdik. Gönderdiklerimizin bazıları dergiyi bizden habersiz çoğalttı. Böylelikle Kaos Çocuk Parkı 'Hız' sayısının girmediği il kalmadı diyebilirim.
Kaos Çocuk Parkı bundan sonra hangi konulara ağırlık verecek?
Sırada K.Ç.P 'O Çocuklar' ve 'Ali Şeriati' sayısı var. Onlar da oluşuyor yavaş yavaş... 'O Çocuklar' sayısında sokak çocuklarını, sokak insanlarını konu edineceğiz. Bir dosya giriş yazısı yazdık ve sonuna sorular ekledik. 'Sokak çocuklarını ne yapalım? Ya da onlar bizim için ne yapabilirler? Onları kendimize mi uyduralım? Yoksa biz mi onlara uyalım.
Şeriati sayısında, Ali Şeriati'nin dediği gibi sizi rahatsız etmeye geldik mi diyeceksiniz? Kimleri rahatsız edecek o sayı?
Ali Şeriati sayısını Ramazan ayından önce tamamlamayı düşünüyoruz. Ramazan ayının ilk günleri, yani siyasetçilerin, sanatçıların, işverenlerin onur kırıcı çadırlar açıp halka sadaka dağıttığı ve bunun reklamının bol-bol medyaya yansıdığı günlerde! Sloganımız; kapitalizmin, ırkçılığın, her türlü eşitsizliğin-adaletsizliğin, yobazlığın İslam'la uyumlu olduğu algısını yerle bir eden devrimci Ali'nin her kitabının başına koyduğu 'sizi rahatsız etmeye geldim' ifadesi olacak.
Yakında Kaos Çocuk Parkı'nın bir web sitesi de kurulacak. Büyük bir paylaşım sitesi olacak bu. İnsanlar o sitede bir araya gelip şiirlerini, yazılarını, şarkılarını, genel olarak sanatsal ürünlerini paylaşacaklar.
Bütün yaşanmışlıklarınızı bir kitapta topladınız. "Ölünüz Lütfen" adlı kitabınız, hayatın tam da içine düştüğü bir yer...
'Ölünüz Lütfen'e kendimi çok az kattım. Çünkü yaşanmışlıklarımı bir kurguya dahil ederek içeriğinden uzaklaştırma korkum var. Çünkü kendime kendimle ilgili yalan söylemek bende utanç yaratıyor. Bu yüzden daha çok başkalarının hikayelerine kulak kabarttım. Başkalarının dertlerini, zorluklarını, kötülüklerini, güzelliklerini izledim. Böylece kendimde kaybolmadım. Başkasının zamanını da kendi zamanıma ekleyip, öylece yaşadım. Kendimi bin yaşındaymışım gibi hissediyorum.
Şiirlerinizi bir çok dergide yayınladınız, sonra 'OrmanŞehir' dergisini çıkarmaya başladınız. 'OrmanŞehir" dergisi neyin itirazıydı.
OrmanŞehir başta İstanbul'a ve İstanbul gibi birkaç büyük şehri sanatın, edebiyatın, solun, anarşinin, kısacası düzeni dönüştürecek güçte olan her şeyin merkezine koyan zihniyete itirazdı. OrmanŞehir'le, bütün ötekilerin, hemen-hemen her şeyi popüler kültürün pisliklerine bulaşmış bu şehirlerin onayına, yardımına ihtiyaç duymadan üretebileceğini, örgütlenebileceğini göstermeye çalıştık. Bunu bir nebze de olsa başarabildiğimizi düşünüyorum. OrmanŞehir'in bir sayısında; 'İstanbul, çok konuşuyorsun ve yazık ki kendi hakkında konuştuklarının, konuşturduklarının toplamı değilsin. İstanbul sen bu ülkede gerçekleşecek olası bir devrimin önünde en büyük engelsin. İstanbul sen makyajsın, cilalısın, sırf görüntüsün, sahtesin. İstanbul seni susturmalı. İstanbul seni tokatlamalı' demiştik. Bunun karşısında sustular elbette. Susuyorlar. Susacaklar!
HEVİ ZAYCİ