Salman TAŞ*
Helin Bölek'i bedenen yitirdik. Bedenen çünkü fiziksel ve iradi manada Helin'in eylemi İbrahim'in bedeninde devam ediyor. Neydi Helin'in istediği? İdil Kültür Merkezi'ne yapılan polis baskınlarının son bulması, Grup Yorum üyelerinin terör listelerinden çıkartılması, konser yasaklarının kaldırılması ve tutuklu üyelerinin serbest bırakılması. Coğrafyamızın cilvesine bakın ki sanat insanlarının böylesine insani ve temel talepleri ne sanat camiasında ne de aydın yazar çizerlerde Helin'in bedeni cansız düşene kadar yeterince karşılık bulmadı. 288 günün sonunda ise gösterilen sadece bir ölüye gösterilen alakadan ibaret.
Bugün ise İbrahim Gökçek hala aynı taleplerle, aynı sanatçı kimliğiyle eylemine devam ediyor. Aydınlarımız ise taşıdıkları sıfatın gerekliliği olarak cesurca İbrahim'in yaşarkenki taleplerini sahiplenmekten hala çok uzak. Peki aydın/sanatçı sıfatına sahip, sinirleri alınmış, sindirilmiş, dilsizliğe alıştırılmış bu yığının beslendiği, cazibesine tutulduğu olgu tam olarak nedir? Yanlış anlaşılmasın sözünü ettiğim Tarkan'lar, Kenan Doğulu'lar, Koray Avcı'lar, Hadise'ler tayfası değil. Halkın aylarca kazanamadığını bir gecede kazanan bu ve benzeri piyasa şarkıcılarını "sanatçı" sıfatı ile anmak dahi kavram karmaşasına yol açıyor yıllardır. Dolayısıyla bizim bu yazıda masaya yatıracağınız zümre halka alenen yukarıdan bakan, her türlü çürümeyi ve rezilliği halkın gözüne baka baka normalleştiren burjuva çöplüğü değil, bizzat halkın birikimlerini kullanarak bugünlere kadar gelen, faşist iktidarın isteklerini az çok bilip ona uygun bir "sanatçı" misyonu üstlenen zümredir. Nazım şiirlerini besteleyip okumak ile devrimci sanatın sembol bir müzik grubunun en insani taleplerine sağır kalmanın üstesinden gelecek kadar uyanıklık potansiyeli taşıyan bir zümredir bu.
Bu akıl ve davranışın kökeni ise çok eskilere dayanıyor.
Kökeninde batıda kendi doğal seyrinde gelişen kapitalizmin getirdiği aydınlanma kültürünün yoksunluğu ve Anadolu geleneğinin birikimsizliği yatar. Ve bu yüzden halka yürekten güvenmiyor, fırtına sertleştiğinde sığınacak "güvenli" liman arıyorlar. Her seçim öncesi toplumdan soyut bir heyecan ile halkı umutlandırır ve seçimlere teşvik eder, her seçim sonunda da hüsrana uğrayıp halka küserler. Dünyada faşizme karşı, adaletsizliklere karşı tavır alan aydınları sanatçıları biliriz. Oysa ülkemizde şu anda böyle bir güçlü aydın tavrı var mıdır? Tam tersine bu faşist rüzgara direnen halk sanatçılarına kendi kurdukları bu yapay "güvenli" limanlara davet ediyorlar. Bırakın diyorlar ölüm orucunu, erteleyin ya da boyun eğin AKP faşizmine diyorlar. Halk ile egemen sınıflar arasındaki kamplaşma tarihsel açıdan bu kadar netleşmeye başlandığı böylesi zor şartları göğüsleyemeyen siyasal yapıların birer birer tasfiye olduğu böylesi bir dönemde hala "arada" ama biraz halka yakın bir konumda kalmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar.
Son süreçte büyük bir "sanatçı" kesiminin halkın, sokağın dili olma iddiasını yitirip artık albümlerinde burjuvazinin anladığı bir aşk teması işlediği bariz bir şekilde görülmektedir. Çünkü üretemiyorlar. Halktan ilham alma ruhunu yitiriyorlar. Üretkenlik evvela inançla mümkündür. Halka inanmayan, halk içinde örgütlenmeyen hiçbir sanatçı üretemez, yürekten söyleyemez. Bu açıdan bakıldığında 12 Eylül sürecinde dahil üretkenliğini birçok aydınımız yitirmemiş hatta Grup Yorum gibi bir geleneği dahi doğrulmuş, güçlendirmiştir. Dolayısıyla rüzgar durduğunda halk safından elenmiş bir yığın aydın olmamak adına, tarihin dayattığı misyonuna uygun olarak aydın-sanatçılığının taraf olma bilinciyle "zararsız aydın" rolünü terk etmek gerekmektedir. Sadece söz yazan entelektüeller değil kültürel erimeye yönelik eylem yapan ve örgütlenen dava aydını olmak gerekiyor. Elbette egemen sınıf dün olduğu gibi bugün de kendi aydın anlayışının dışındaki tüm unsurlara karşı saldırılarını doğası gereği devam ettirecektir. Hem de daha da azgınlaştırarak belki de. Ama bu nasıl ki Türkiye'de siyasal atmosferi ve safları ayrıştırıp netleştiriyor ise sanat camiasında da aynı etkiyi gösterecek Yavuz Bingöl'ler, Onur Akın'lar, Yılmaz Erdoğan'lar, ile Grup Yorum'lar, Ahmet Kaya'lar, Erkan Oğur'lar kendi içinde netleşecektir. O zaman halk kendi elinde kalanlar ile yürümeye devam edecek, Saray şarkıcıları tarihi bir tecrübe olarak unutulup girecektir. Yani genel manada bugünün nimetlerinden yana olanlar ile gelecekten yana olanların yol ayrımındayız.
Ne yapmalıyız?
Öncelikle göze alabilmeliyiz. Vazgeçemediklerimizden, suni kariyerimizden, "elit" dünyanın tüm bencil nimetlerinden. Göze alabilmek için ise halka güvenmeli, halk içinde örgütlü, halkın sanatçısı olma misyonunu yine örgütlülük ile koruma altına almalıyız. Ancak bu sayede sanat camiasına dayatılan sahte dünyanın suni bağımlılıklarından kurtuluruz. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık entelektüel birikimi ile yeni baştan bir örgütlenme ve aydınlanmayı hayata geçirebiliriz. Tabii bu halk içinde halk ile birlikte anlayışı ile mümkündür. Halk sanatçısı hayatının hiçbir döneminde yalnızca sanat konusunda uzmanlaşmak ile var olmadı. Halk içinde halktan beslenerek, hayatı ve çağı bir bütün halinde ele alarak, aşkı ve emeği birbirinden koparmadan, toplumsal sorunları yine beslendiği halkın önüne koyarak ve bu sorunlara karşı eylem de koymakla mümkündür halk sanatçılığı. Yani sanatçı kendi şahsi birikimini tamamlamış ve belli bir doygunluğa ulaşmış tekil kişi değildir. Topumsal bağlarıyla eylem ve tavır da koyan kişidir her şartta. Bugün ise İbrahim Gökçek halk sanatçılığının bir gereği olarak halkçı sanata yöneltilen saldırılara karşı bedenini siper etmeye devam ediyor.
Mustafa Koçak adil yargılanma talebi ile ölüm orucunda.
Halkın hukukçuları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal yine adil yargılanma talebi ile ölüm orucunda.
Onların bu eylemi böylesi kritik ve yol ayrımındaki bir süreçte hepimiz için daha da anlam kazanmaktadır. Sonuç olarak bugünün despotik koşullarında koyulacak tavır bizlerin yarın ki safını belirleyecektir. Saray şarkıcılığına ve bilginliğine karşı binlerce yıllık evrensel halk sanatçılığı geleneğini yaşatalım. Ümmetçi, tek tipçi, bilim ve sanata düşman Helin'in katili bu iktidara karşı insanlığın binlerce yıllık entelektüel mirası etrafında örgütlenelim. İbrahim Gökçek’i yaşatalım.
* Grup Yorum İstanbul Halk Korosundan