Daha 4 yaşında bir kız çocuğu. Annesi, kardeşleri gibi gece uykudayken IŞİD çeteleri bıçaklayarak öldürmüş. İsmi bilinmiyor. Irkçı gruplar tarafından resmi paylaşılıyor. Görüntü kahredici, tüyler ürpertici. Sonra yorumlar yapılıyor: 'Allahu Ekber’, 'Biji IŞİD’, 'Tekbir…’ 'IŞİD ramazanda yüzümüzü güldürdü’ diye…

Ölümle beslenen, geçtiği her yeri yakıp yıkan IŞİD’in cinayetlerini zevkle teşhir ediyorlar. Van’da meydana gelen depreme, Kobanê’de çocukların, kadınların boğazlarının kesilmesine seviniyorlar. Hatta bunu ilahi, tanrısal bir işaret olarak görüyorlar!

Savaşın en yoğun yaşandığı 90’larda bile tanık olmadığımız şekilde bir Kürt düşmanlığı gelişiyor. Türkiye’de öteden beri azgın bir şovenizm ve Kürt düşmanlığı olmuştur. 1930’lardan günümüze kadar devletin himayesinde sistemi savunmak üzere her daim emre hazır şekilde bekletilen grupların varlığını biliyoruz. Ancak şimdi her ilçede, her mahallede, her apartmanda örgütlenmekte olan yapılar ortaya çıkıyor.

Devlet terörüne ve suçlarına yaygın bir biçimde katılan Adnan Hoca’yı, Cübbeli Ahmet’i, Doğu Perinçek’i, Yılmaz Özdil’i kendine rehber ediniyorlar.

Yeni bir karaktere bürünen faşizmin temsilcileri artık bunlardır. Türk sömürgeci sistemi ve AKP iktidarı bunları hem ideolojik saldırı aracı, hem de tetikçi olarak kullandı/kullanıyor.

Gezi protestolarına katıldığı için polis ve esnafın birlikte döverek öldürdükleri 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın katillerinin yargılandığı duruşmanın yapıldığı günde Türk tipi faşizmin tarifini Erdoğan şöyle yapmıştı: "Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir hakemdir, gerektiğinde de şefkatli kardeştir. Taksici deyip şoför deyip geçemezsiniz. O mahallenin eminidir, ağabeyidir, mahallenin bekçisidir. Bakkal deyip kasap deyip manav terzi deyip geçemezsiniz. O mahallenin adeta ruhudur. Sokağımızın semtimizin vicdanıdır. Esnafı çıkartıp aldığınızda Türkiye tarihinden geriye hiçbir şey kalmaz."

İşte faşizm tam da bu ruhtur! 

Varoluş nedenini tamamen Kürtleri yok etmek üzerine kuran faşist hareket bu kez daha sistematik ve örgütlü. Daha çıplak, daha tehlikeli. 

Sadece Erzurumlu, Yozgatlı bakkal, fırıncı değil; kentli, okumuş, 'modern’ kendisine 'sol’, liberal diyen kesimler artık faşizmin kitle tabanını oluşturuyor. Milliyetçilik, laik, ulusalcı, islamcı damgası vurularak da meşrulaştırlıyorlar.

Faşizm konusunda muazzam bir birikime sahip olan Türk devleti, ırkçı, şeriatçı, kontracı, ulusalcı her türlü pisliği bilir, sever. Bunlarla iş tutmuştur.

İslamcılıkla etnik aidiyeti birbirine karıştıran, birbiri içinde eriten Türk-İslam sentezi 12 Eylül’le birlikte Türkiye’nin resmi ideolojisi haline geldi. AKP iktidarında ise 'devlet dini’ oldu.

Yarın ya da sonraki gün Özgür Politika’da söyleşisini okuyacağınız Haluk Gerger, bunu 'Türk siyonizmi’ olarak tanımlıyor.

Linç güruhları, 'Türk siyonizmi’nin gayrı nizami "asayiş gücü" olarak görüldü ve her dönem, hangi kişi ya da gruplar tehlike arz ediyorsa onlara yöneltildiler. Ancak son 30 yıldır değişmeyen tehlike hep Kürtler olmuştur. 

Baksanıza hemen her gün Batı kentlerinde dini cemaatler, farklı ideolojik gruplarca linç hareketleri örgütleniyor. 

Devlet linç rejimini bir olağanüstü hal yöntemi olarak hep elde tutmuştur.

"Anadolu hoşgörüsü’’ denilen şey, aslında memleketin tüm sorunlarını Kürtlerin kökünün kazımaktan geçtiğine inanıyor. Ete ve kemiğe çivilenmiş bu faşist potansiyel hiçbir dönemde olmadığı kadar dalga dalga yayılıyor, çığ gibi büyüyor. 

Gerek bu faşist gruplar, gerekse IŞİD sadece destekledikleri, besledikleri yapılar değil. AKP’nin bu ülke için tasavvur ettiği toplumsal modelin de adıdır IŞİD.