
İnsan Hakları Savunucusu Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Türkiye Barış Meclisi Hakan Tahmaz; gazeteciler Amberin Zaman, Oral Çalışlar ve Erdoğan Aydın Erdoğan, Kürtleri ve Kürt sorununda demokratik çözümü destekleyen ve bunun için mücadele eden tüm çevreleri hedef alan açıklamalarını değerlendirdi.
Gencay Gürsoy: Güvenlik konseptiyle çözülmez
Kürt sorununda ‘açılım’ yapacağını iddia eden Erdoğan ile 2006’da görüşen aydınlar arasında bulunan Prof. Dr. Gencay Gürsoy, açıklamalarının barış ve demokrasiye hizmet etmediğini ve tehditlerle dolu olduğunu belirtti. Erdoğan’ın açılım imasının gerçek anlamda açılımla uzaktan yakından ilgisinin olmadığını geçen yıllar içinde anladıklarını belirten Gürsoy, „Başbakan Erdoğan demokratik siyasal çözüme değil askeri çözüme yöneldi“ dedi. Kürt sorununu gibi bir sorunun ‘güvenlik konsepti’ ile çözülemeyeceğinin altını çizen Gürsoy, şunları belirtti: „Askeri vesayetten bu ülkeyi kurtardığını iddia eden Başbakan, Kürt sorununun bağlamında askerlerin ideolojik vesayetine teslim olmuş durumda. Bunun çıkar yolu olmadığını bizzat bu ideolojinin sahipleri açık açık itiraf etmişlerdi. Dünyada bu tür sorunların hiç biri güvenlik konsepti ile çözülmemiştir. Bunda ısrarlı olmak kanlı bir iç savaşı davet anlamına gelir. Bunun maddi manevi sorumluluğu siyasi iktidarındır.“
Amberin Zaman: Gazeteciler de hedefte
Türk Başbakan Erdoğan’ın sözlerinin kaygı verici olduğunu belirten Gazeteci Amberin Zaman, Erdoğan’ın „PKK savunucuları“ diye tarif ettiği insanların kim olduğunu tahmin etmek için geçmiş dönemde yaptığı açıklamalara bakmak gerektiğini dile getirdi. Başbakanın gazetecileri, aydınları ve yazarları kastettiğini söyleyen Amberin Zaman, „Nuray Mert’e yönelik sert söylemleri vardı. Başbakanın hedefinde gazeteciler de yer alıyor. Türkiye için yeni ve zorlu bir süreç başladı“ diye konuştu.
Oral Çalışlar: Çözüm yeri Meclis
„Savaş“ çağrısı yaparak, askeri yöntemlerle sorunun çözümünün mümkün olmadığını belirten Gazeteci Oral Çalışlar, yaşanmış tecrübelerden bu yolla bir meselenin çözümünün olmadığını gördüklerini ifade etti. „Savaş dili“nin daha fazla kan, daha fazla gözyaşına neden olduğunu gördüklerini dile getiren Çalışlar, „Çözüm arayan ve barış yöntemlerini öne çıkaracak bir dil kullanılması gerekiyor. Sorunun çözüm yeri meclistir. BDP’nin de biran önce barışçıl çözümün bir parçası olmak için Meclis’teki yerini alması gerekir“ dedi.
Erdoğan Aydın: Sorumluluk devletin
Erdoğan’ın açıklamalarını „Pek de hayırlı değil“ diyerek değerlendiren Gazeteci-yazar Erdoğan Aydın ise, sorunun çözümünde asıl adım atması gereken tarafın devlet olduğunun çok açık olduğunu söyledi. Devletin Kürt tarafının yaptıklarını gerekçe göstererek sorunu çürütme ve çözmeme hakkına sahip olmadığını belirten Aydın, „Hepimizden vergi alan devlet, bizleri de hak ve özgürlüklerimizle yaşatacak bir ortamı yaratmalıdır“ dedi.
Kaygılı olduğunu belirten Aydın, „Umalım, Başbakanın arada bir tehdit mesajları, çeteleşmeye, geçmişte devletin kullandığı yöntemlerin yoluna gitmesin. Çünkü bu her halükarda daha çok Kürt ve Türk gencinin ölmesi gibi bir talihsizliği bu ülkeye dayatmış olacaktır“ diye konuştu.
Türkiye’nin şiddetli bir savaşa sürüklendiğini belirten Türkiye Barış Meclisi Sözcüsü Hakan Tahmaz, „Buna 30 yıllık savaş pratiğinden ders çıkarmayan kimi köşe yazarlarından destek gelmesi bizi ciddi oranda kaygılandırıyor“ dedi. Köşe yazarlarının Sri Lanka örneğiyle Kürt hareketine karşı katliamı gündemleştirdiğini belirten Tahmaz, „40 bin ölü bu topraklar için yeter. Bundan daha fazla ölümü göze almak çılgınlık. Bu nedenle toplum vicdanı savaş çığlıklarını kabul etmez“ dedi.
İSTANBUL
Birlik çağrısı
HAK-PAR Genel Başkanı Bayram Bozyel, Erdoğan’ın artan şiddetten bizzat sorumlu olduğunu söyledi.
„Başbaklan gibi sorumluluk mevkisinde bir insanın yapması gereken ateşe körükle gitmek değil; yatıştırıcı bir üslup kullanmaktır. Ama başbakanın tutumu, söylemleri oldukça tahrik edici ve süreci geren nitelikte“ diyen Bozyel, bu durumun Türkiye’yi eski çatışmalı günlerine sürüklediğine vurgu yaparak, şöyle konuştu: „İç karartıcı bir tablo olduğu ortada. Türkiye geçmişte şiddeti ve silahı fazlasıyla kullandı ancak çözüm alamadı. Kürt hareketi de önemli deneyimler yaşadı. Bağımsızlara verilen oylar çözüme verilmiş oylar olarak görülmelidir. Ama ne bu oylar ne de Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği diyalog önemsendi. Aksine AKP’nin şimdiye kadar doğru dürüst bir çözüm politikasını göremedim. Güvenlik eksenli politikalara ağırlık vererek; anayasa değişikliği ve açılımdan vazgeçmiş gibi davranıyor.“
AKP’nin son süreçte tekçi-inkarcı politikalar belirlediğini kaydeden Bozyel, oysa diyalog yollarının açılması ve müzakere sürecine şans verilmesi gerektiğini söyledi. Bozyel, Erdoğan’ın tehditlerine Kürtlerin ise birliklerini güçlendirerek, meşruiyet çıtalarını yükselterek yanıt vermelerini istedi.
‘Barış Günü’nde bile savaşı düşünüyor’
Türk Başbakan Erdoğan’ın son günlerde yaptığı tehditvari açıklamalar, tepki toplamaya devam ediyor. Erdoğan’ın kısa süre sonra ‘yeni operasyonlara’ başlayacağı konusunda, görüştüğümüz isimler mutabık.
Akademisyen Sibel Özbudun, Erdoğan’ın sözlerine şu saptamalarla karşılık verdi: „Türkiye’nin ana akım siyasetinde ilginç bir döngü vardır; özellikle iktisadi krizlerin yoğunlaştığı dönemlerde toplumun önemli bir kesimi, siyasal tercihleri açısından ‘uç’lara doğru savrulurken, ‘uç’ları temsil ettiği düşünülen partiler de bu yeni kitleleriyle birlikte merkeze taşınırlar. Aslına bakarsanız, Erdoğan’ın sözleri, bu döngünün bir kez daha tamamlandığını göstermekte. Erdoğan ve partisi, bu ifadelerle kimi safdil liberaller onlara ne yakıştırırsa yakıştıradursun, ‘devletin partisi’ olduğunu tescil etmekte ve bu açıdan şaşırtıcı değil. Kaldı ki, bugün siyasal arenada AKP’nin temsilcisi olduğu İslamcılık, zaten Osmanlı’nın çöküş sürecinden itibaren bu ülkenin ana akım siyaset sahnesinde ‘devlet kurtarıcı/kurucu’ misyona soyunan üç akımdan–diğerleri Türkçülük ve Batıcılık- biridir ve ‘devlet refleksi’nden hiçbir zaman soyutlanmış değildir.“
‘Legal-illegal demeden saldırmayı planlıyor’
Özbudun, Erdoğan’ın Kürtlere dönük kullandığı tehditvari dile bakılırsa; ‘açılım’ manipülasyonları ile kendilerine sunulan havucu Kürtler kabul etmedikleri takdirde, devletin geleneksel ‘sopa’ siyasetine geri dönüleceğinin anlaşıldığını belirtiyor. Özbudun: „İllegal olanla legal olanı farklı bulmamaksızın, hangi sonuçlara gebe olduğu KCK davasından, cezaevlerinde tutulan milletvekillerinden, bölgede yeniden devreye sokulacak ‘özel timler’den, Kürt politikacılara ya da açık alanda faaliyet gösteren Kürtlere soluk aldırılmamasından belli değil mi?“
Akademisyen Özbudun, 12 Haziran seçimlerinde, ‘asalım-keselim’ zihniyetini ortaya koyan AKP’ye yüzde 50’lik bir toplumun destek verdiğini anımsatarak, şöyle dedi: „Türk halkının hatırı sayılır bir kesiminin Kürt sorunu konusunda merkezi devlet görüşlerini paylaştığını kestirmek yanlış olmayacaktır. Bu, tehlike yüklü bir durumdur ve Türk halkının Kürtlerin kaderini tayin hakkına sahip ayrı bir halk olduğu ve buna saygı gösterilmesi gerektiği hususunda ikna edilmesi, Kürtlerle dostlarının öncelikleri arasında yer almalıdır. “
Çubukçu: Yılgınlık yok!
Hayat TV Genel Yayın Yönetmeni ve yazar Aydın Çubukçu da, Başbakan Erdoğan’ın sözlerinin ‘barışa saldırı‘ niteliği taşıdığına dikkat çekti. „Bunca zaman barış süreci adını verdiğimiz ve büyük umutlar beslediğimiz dönemin ardından Erdoğan’ın bu sözleri, açıkça barışa duyulan özleme bir saldırı olarak değerlendirilmelidir“ diyen Aydın Çubukçu, asıl kabahatin Kürtlerde değil; devlette olduğunu belirtti. Çubukçu, ‘’Başbakan 1 Eylül’ü, yani Dünya Barış Günü’nü savaş günü ilan etmiştir. Bunun anlamı üzerinde çok fazla düşünmeliyiz“ dedi.
Barışı isteyen çevrelerin yapması gerekenler hususunda da Çubukçu, „Kürt Özgürlük Hareketi’nin gelişmesi önündeki engelleri temizlemeliyiz. Böylece çözüme ilerleyeceğimizi düşünüyorum. Biz Türk aydınlarına düşen görev, her iki tarafın analarının taleplerini ciddiye alıp bu yönde çabamızı güçlendirmektir. Kesinlikle Erdoğan’ın sözlerinden yılgınlığa kapılmamalıyız“ diye konuştu.
ALİ BARIŞ KURT - İSTANBUL