
Başka halkların sözlü kültürlerinde olduğu gibi Kürt sözlü halk kültüründe de çîrok (hikaye), çîvanok (küçük hikaye, fabl), biwêj (deyim), metelok/pendên pêşiya/gotina pêşiya (atasözü) gibi sözel; meqam, kilam, lawij, heyran, payîzok, lorîn, dilok, ayet, beyt gibi şiirsel ürünler önemli bir yer tutar. Keza tüm bu sözlü edebiyat ürünleri, başka coğrafyalarda olduğu gibi İç Toroslar oda kültürünün de vazgeçilmezleridir. Çünkü yazılı edebiyatları ve ibadetleri yasaklanmış olduğu için bölge insanları kendilerini en çok sözlü edebiyatla ifade etme yoluna başvurmuşlardır.
Bölge sözlü kültürü üstüne çeşitli albüm çalışmalarına imza atan ve bizim de zaman zaman katkıda bulunduğumuz Bese Aslan’ın şu belirlemesine katılmamak mümkün değil:
“Maraş bölgesi Kürt Alevilerinin sözlü kültür ürünlerinin en önemli bölümü Kürtçe’dir. Kürt Alevilerin Kürtlüğü, Alevisiz bir Kürtlükten biraz farklı olsa da ve günlük yaşam içinde dedelerin sanatsal kimliğinin altında kalmışsa da, çok önemli birikimler edinmiştir. Hala büyük bölümü söz’de asılı kalan çevrok/çîrok (masal/hikaye), stran (ezgi), kilam (destan), helbest (şiir) ve özellikle şîn (ağıt) gibi ürünler, bölge insanının dilini bir nebze de olsa kaybolmaktan kurtarmıştır.” (B. Aslan: Bir Kültürün Son Demleri..., Tîroj, Sayı: 31/2008)
Bundan dolayı bir bütün olarak manzum halk ürünlerinin, özellikle “şîn-bêj” olarak nitelendirilen ağıt-yakıcılar tarafından belli bir ezgi ile dillendirilen “şîn kilamları”nın yani ağıtlama şarkıların, bölge insanının anlatım ve kendisini ifade dünyasında apayrı bir yeri vardır. İşte burada çocukluk ve ilk gençlik yıllarımdan bu yana yaşamımda derin izler bırakan bu geleneğin iki efsunlu örneği üzerinde duracağım.
Qasımoğlu Memedali ağıtlama-kilamı
İç Toroslar’da Binboğa Dağı eteklerine düşen köyümüz Dallıkavak çevresinde, başta erdemli eşkıya Reşko olmak üzere birçok sosyal isyancı tipinin ismi, halk arasında bir efsane gibi dolaşır ve bunlara ait birçok epik eser terennüm edilirdi. Ancak, ta çocukluğumdan itibaren tanık olduğum en yaygın ve saygın ağıtlama-şarkı kahramanı Mamadoliyî Axke olarak da adlandırılan Qasımoğlu Memedali ve ona yakılan, biraz da özlem yüklü kilam idi. Daha sonra amcam Şükrü Bayrak’tan derleyerek Eşkıya Türküleri (Ank. 1985) kitabımda da yer verdiğim bu ağıt şöyle başlıyordu
O dağında bu dağında
Küçük çaplı kucağında
Harput’ta bir Bey astılar
Akçadağ’ın oymağından
Memo Memo Memedalî
Tu gencî bîstûşêş salî
Cîran ji derdan dinalî
Aşiretin gonca gülü
Üniversite yıllarında Rusya kaçkını Prof. Ahmed Caferoğlu’nun “Güneydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar” (1945) konulu bir derleme çalışmasında, konuya ilişkin bir şiirin şu sözlerle verilmesi beni alabildiğine şaşırtmıştı:
Seni vuran Kürt müydü?
Kurşunları çift miydi?
Vurduğunu aramıyom
Acap o da yiğit miydi?
Buradaki anlatıma bakılırsa, Memedali’yi bir “Kürt” vurmuş olmalıydı ve bu, bize anlatılan öyküye tümden zıttı. Komşu köyümüz Kırkısrak’ta birçok yakını bulunan Akçadağlı Memedali’yi neden bir “Kürt” vursundu! Yoksa tüm çevre köyler bir yanlış kişiye mi ağlıyordu? Bu ve benzeri örnekler üzerinde yaptığım sorgulamadan sonradır ki, Türk milliyetçiliğinin folklora bile el uzattığını gördüm. Evet, folklorun amaca araç edilmesinin ilginç bir örneğiyle karşı karşıyaydım ve o tarihten sonra resmi kültür politikasına daha bir kuşkuyla bakmaya başladım.
Sonradan öğreniyoruz ki, Alevi-Kürt yoğunluklu Malatya Akçadağ bölgesi, 19. yüzyılın ortalarından beri Osmanlı Devleti’nin boy hedefidir. Gerek 1835-39 yılları, gerek 1860-65 yılları, gerek 1890’lı yıllar, gerekse 1914-18 yılları arasındaki I. Dünya Harbi sırasında bölge, birçok Osmanlı katliamına sahne olmuştur. Dindar Hafız Paşa’nın yaptığı ilk katliam, olaya bizzat şahit olan Fransız gezgin Poujoulat’nın seyahatnamesine konu olduğu gibi (bkz. M. Bayrak; Alevi Katliamları; Ank. 2011; s. 123- 134) olaydan 60 yıl sonra “Hafız Paşa’nın Zulmü ve Bir Kürd’ün Sarsılmazlığı” başlığıyla Lördagen adlı İsveç dergisine de konu olur. (Bkz. R. Alakom; Rewandûz Mîri’nin Sonu; Kürt Tarihi Dergisi; Sayı: 6/2013)
Osmanlı Islahatı olarak nitelendirilen 1860-65 sürecinden de nasibini alan bölge, özellikle 1895’teki Ermeni Katliamı‘nda bir kez daha sarsılır. Üstelik bölgenin saygın hakikatçi önderlerinden Ali Tumki (Dümüklü Ali), gerek fikirlerinden gerekse Ermeniler’i sahiplenmesinden dolayı 17 yareniyle birlikte katledilir. Aynı yöreden 128 Ermeni de katledilmiştir. (Bu konuda, üstteki eserimizde yer verdiğimiz birçok Osmanlı belgesinin yanı sıra bugün elimizde daha birçok belge bulunmaktadır. Yayımlanmış bir başka belge için bkz. Komisyon; Kürdistan Malumatı-1895; Toplum ve Kuram Dergisi; Sayı: 3/2010)
Kürecik/Akçadağ’da 1915 dönemeci
Hz. Muhammed’in “Sancak-ı Şerif”i ortaya çıkarılarak cihat çağrısı yapılan ve bir din savaşı olarak ilan edilen I. Dünya Savaşı, Alevi-Kürt kimliğiyle bölge üzerinde tam bir yıkım yaratır. Bir yandan kısa bir süre önce yani 1895’te yaşanan dramatik olayın yarattığı travma, bir yandan İslam adına verilecek bir savaşa inanmayan bir toplum, bir yandan 1915’te gerçekleştirilen Ermeni ve Süryani soykırımları; öte yandan komşuları koruma içgüdüsünün ötesinde askere alınmaya karşı gösterilen direnç ve direniş.
İşte böyle bir ortamda asker kaçaklarının evleri yakılmakta, Ermeniler’i korumaya çalışanlar cezalandırılmaktadır. Dahası, bölgedeki Kürt varlığını azaltmak için kimi köyler, Akçadağ’dan koparılıp Elbistan’a bağlanmaktadır. Tüm bu gelişmeler konusunda en çarpıcı bilgileri, ilk kez 1920’de Irak’ta yayımlanan “Kürdistan-1919” konulu eseri kaleme alan İngiliz siyasi subay Noel’in günlüklerinden edinebiliyoruz. (1990’lı yıllarda İngilizce’den çevirterek notlayıp Hêvi gazetesinde yayımladığım bu çalışmanın bölge aşiretlerine ilişkin yayını için bkz. M. Bayrak; İçtoroslar’da Alevi-Kürt Aşiretler; Özge Yay.; Ankara; 2007)
1919’da bölgeyi gezen Binbaşı Noel gibi aynı tarihlerde bölgede görev yapanlardan biri de Vet. Dr. Mehmet Nuri Dêrsimî’dir. Nitekim Dêrsimî, Qasımoğlu Memedali ile ilgili şu bilgiyi veriyor:
“Malatya’nın batısında meşhur Akçadağ aşiretleri vardır. Dersim’den ayrılma olduklarını iddia ederler, gelenekleri tamamen Dersimliler gibidir. Yirmi beş kabileden ibarettirler ki, en meşhurları Bekran, Harun ve Balan kabileleridir. Reisleri Kasımoğlu Munzur idi ki, bunun oğlu Memedali, Türk hükümetine karşı isyankar bir durum almış idi. Birinci Cihan Harbi’nde bu Kürt yiğidi aldatılarak tevkif edilmiş ve Elaziz’de idam olmuştu.” (Bkz. Kürdistan Tarihinde Dersim; Halep; 1952)
Dönemin İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nce Ma’mûretü’l-Aziz Vilayeti’ne yani Harput/Elazığ‘a gönderilen 12 Mart 1331 (1915) tarihli şu şifreli yazı da Kasımoğlu Memedali’nin ikna edilip Elazığ‘a götürüldükten sonra hile ile idam edildiğini göstermektedir:
“Darende ile hem-hudud olan Malatya’nın Akçadağ kazasına mülhak Kürecik nahiyesindeki Alevi Kürdler’le civardan oraya giden bir takım Ermeni askerlerinin bir çete teşkil ettikleri ve Sivas Vilayetince ta’kib ve der-destleri esbabına tevessül olunduğu ve Kürdler’in bu vech ile dağa çıkarak temerrüdde bulunmaları (direnmeleri MB) Malatya memurîninden bazılarının kanun şikenane tazyikatından in’bias eylediği (Malatya memurlarından bazılarının kanun-dışı baskılarından kaynaklandığı MB) ve haklarında lazıme-i ma’delet tatbik ve icra olunduğu suretde (adaletli davranıldığı takdirde MB) Hükümet’e arz-ı mutava’at ve inkıyade amade bulundukları (itaatli ve bağlılığa hazır MB) eşkıya reisi Mehmed Ali ile rüfekası (arkadaşları MB) tarafından ifade kılındığının mevsûkan istihbar kılındığı (kanıtlı olarak haber alındığı MB) Sivas Vilayeti’nden bildirilmiştir. Serî’an tahkikat ifasıyla icab eden tedabirin ittihaz ve istikmali (ivedilikle gerekli incelemenin yapılarak gerekli tedbirlerin alınması ve uygulanması MB) Nazır (Bakan)” (Kaynak: Başbakanlık Osmanlı Arşivi)
Meyrik’i Ölümsüzleştiren Şîn Kılamları
1970’te, üniversiteyi bitirdiğim yıl, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Türkoloji Bölümü’nü iki yıl geriden okuyan ve benden kaynak yardımı alan Pazarcıklı arkadaşım Mehmet Özgürce bir gün, “veremden ölen bir gelin üzerine yakılan bir Kürtçe ağıttan” söz ederek dinleyip dinlemediğimi soruyor. Ben ise konuyu bildiğimi, ancak henüz dinleme imkanı bulamadığımı söylüyor ve Pazarcıklı üniversite öğrencisi arkadaşların bekar evine doğru yola koyuluyoruz...
Bir örnek
Bugün arşivimizde Kasımoğlu Memedali üstüne yakılmış Türkçe, Kürtçe ya da Türkçe-Kürtçe karışık birçok ağıtlama-şarkı veya şîn-kilamı bulunmaktadır. Biz bunlardan karışık yakılmış bir örneğe yer vermekle yetineceğiz:
Biner atın iyisine
Sürer yolun kıyısına
Harput’ta bir genç asmışlar
Haber verin dayısına
Mamko Mamko Memedali
Heval rindo çi delalî
Ciran ji derdan dinalî
Genco, bîstûçar salî
Geceden baskın bastılar
Dar ağacına astılar
Kasımoğlu Memedali
Bayramda kurban kestiler
N a k a r a t
Bir seherin şafağında
Gitti gencecik çağında
Körpe gelin kadan alsın
Kundağında kucağında
N a k a r a t
(Kaynak: Garip Dost ve Ş. Aydın)
MEHMET BAYRAK